‘Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? - 11: Emperyalizm diye bir şey var ve Türkiye tam göbeğinde!


21 Haziran 2018 04:16

Sık sık tekrarlanan...

Dış güçler, büyüyen Türkiye ekonomisini engellemek istiyor. Dünyaya kafa tutan, dünya lideri Erdoğan’dan kurtulmak istiyor” tezini...

Sağlam bir savunmaya dönüştürmeye çalışan ‘İlk Oy Hareketi’nin* “12 Öfkeli Genç/3. Bölüm” videosu** üzerinden tartışmaya dün başlamıştık.

Devam edelim!

Videoda...

AKP propagandasının yansıtıcısı Yusuf diyor ki...

Haber Bloomberg’ten; ‘Türkiye ekonomisinde bir sıkıntı yok ama yabancı finansçılar Türkiye’deki siyasi zeminden dolayı yatırımlarını çekiyorlar’. Siyasi zemin diye bahsettikleri kişi Erdoğan. Sorun ekonomi değil Erdoğan düşmanlığı.

İşin aslı şöyle!

Yabancıların bu ülkede yaklaşık 700 milyar dolarlık varlığı (fabrika, hisse senedi, tahvili vs) var. Hayır kurumu olmadıklarına göre bir siyasetleri var. Ve tek siyasetleri (amaçları) var: Kâr! Ülkenin ekonomik ve siyasi gidişatına duyarlılıkları buradan ileri gelir. Kâr edebiliyorlar mı? Kârları teminat altında mı? Mülkiyet hakkı güvencede mi? Ülkeye istedikleri zaman girip, ülkeden istedikleri zaman çıkabiliyorlar mı?  Hukuk dışı uygulamalar...

Parlamentonun denetim görevini yapamaması...

Mülkiyet hakkına saldırılar...

Yargının siyasi kararlar alması...

Ve benzeri konulara ilgileri demokrat olduklarından değil! Mülkleri ve kârlarının endişesini taşıdıkları için.

Kendileri açısından endişe edecek durum yoksa, ülkede ‘dikta’ olsa, onlara fark etmez!

O GICIKLIK ERDOĞAN’IN ŞAHSINA DEĞİL

Şu an Türkiye’deki siyasi iklim, yabancı sermayeye güven vermiyor.

Çünkü çuval dolusu dövizle gelip parasını bozduranlar, şimdi bozdurdukları paraları yüksek kurdan aldıkları için zarar ettiler.

Yusuf diyor ki... “Yabancı basın yazdı, Recep Tayyip Erdoğan faizle mücadele edeceğini açıkladıktan sonra dolar yükseldi diye.” 

Erdoğan mücadele edebilir. Karşısında sermaye de ‘kazanamayacaksam hadi bana güle güle’ diyebilir.

Bu Erdoğan’a gıcıklık değil ki! Zarar etmeye gıcıklık.

Parasını ye, teknolojisini kullan, sermayesini iç et!

Üstüne bir de iç politikada kullanışlı, ‘siyasi prim’ yapıyor diye sık sık fırça at!

Sonra de ki... ‘Niye gidiyon bana gıcık mısın?’

Eğer bağımlılık olmasaydı. Arkasından hiç ağlanmazdı, giden sermayenin!

Eğer yabancı sermaye ülkenize yatırım yapıyorsa, bu sizi sömürmek içindir.

Nitekim, AKP iktidarı döneminde yabancı sermaye bu ülkede kazandığı 100 milyarlarca lira kazancı yurtdışına götürdü.

Bu ülkenin işçi ve emekçilerinin ürettiği artı değere el koydu.

Yabancı sermaye bir ülkeden kaçarken değil, girerken telaşlanılması gerekir.

EKONOMİ YERLE BİR OLSUN MU İSTİYORLAR?

Bir yanda “Yerli ve milli” olduğunu sürekli vurgulayıp duran iktidar...

Diğer yanda giden yabancı sermayenin arkasından salya sümük tavır!

Neden acaba?

Bu soruya cevap vermek yerine...

Yusuf sıralıyor... “Erdoğan gitsin de ülke batarsa batsın, ekonomi yerle bir olsun. Dolar avro uçup gitsin, umurlarında değil. Evi iyi yönetemiyor diye evi kimsenin başına yıkmayız. Ev yıkılırsa bu enkazın altında hepimiz kalırız.

Yaklaşık 700 milyar dolarlık varlığı Türkiye’de olan yabancılar, oyunun ‘kurallara göre oynanmasını’ isterler.

Lakin kendileri için muazzam bir pazar olan bir ülkeyi yıkmazlar.

Dünyanın 20. büyük ekonomisini (ülkelerin bir zincir gibi bir birine bağlandığı emperyalist dünyada) uçurumdan itmezler.

Kopup gitmesini değil, aksine...

Türkiye’nin...

Batı müttefiki, NATO, Dünya Bankası, IMF, OECD üyesi pozisyonunu sürdürmesini istiyorlar.

Bir yerde haykırıyorsun Yusuf, ‘Yazıktır günahtır’ diye...

Evet!

Yabancı sermaye gelsin diye dünyanın en kötü çalışma koşullarından birine itilip, emeği ucuz kılınan işçiye...

Yazıktır!

Market zincir raflarında yabancı çiftçinin ürünü yer bulurken kendisine ürettirilmeyen çiftçiye...

Yazıktır!

Enerji ithalatını zerrece azalmadığı halde, her birinin üzerine HES’ler dikilen ülkenin akar sularına...

Yazıktır!

Yabancı para sayesinde dağıtılan kredi borcunu ödeyemediği için intihar eden yoksul insanlara...

Yazıktır!

KARŞITLIK HEP LAFTA

Hükümet dış politikada yaşadığı her gerilimi...

Diğer ülkelerle her karşı karşıya gelişini...

İnsanlık adına, ulusal gurur adına, eziklikten kurtulmak adına ‘dik duruş’ olarak tanımlıyor. ‘İslami kimliğe sahip çıkmak’ adına Batı’ya dikleniş olarak sunuyor.

Oysa sadece laf!

Şubat 2011...

NATO’nun ne işi var Libya’da? Türkiye olarak biz bunun karşısındayız”.

Bir ay sonra Mart 2011...

“NATO, Libya’ya ‘Libya Libyalılarındır’ gerçeğini tescil için girmelidir.”

Sonra Suriye’de Batılı güçler ile ortak hareket edildi. Batılı güçler Suriye’de Esad rejimini yıkmak için askeri müdahale etsin diye uğraşıldı.

Türkiye, Rusya insanlık suçu işliyor diye haykırdı. Rus uçağını düşürdü gerilim arttı.

Rusya ile ara düzelince de...

Birdenbire Suriye’deki mağdurların unutulmasını izledik. Sabah akşam suçladıkları ‘emperyal güçler’den farkları olmadığını gördük.

Davos’ta “One Minute!’ Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” deyip diklenilen İsrail’le ticaret kat kat arttı. Önde gerilim arkada ticaret!

Mavi Marmara Davası unutuldu. ‘Giderken kime sordunuz’ denildi.

ABD Başkanı Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan edince ise... “İsrail bir terör devletidir” denildi.

Ama terörist devletle işbirliğinde bir değişikliğe gidilmedi.

Rabia katliamcısı Sisi’nin Mısır’ı ile kavga edilirken de ticaret hiç aksatılmadı.

Haçlı ittifakı’ denilen AB için...

Bizzat ‘Sana ihtiyacımız yok, sen kimsin” diyen Erdoğan “Avrupa ile mutlak surette aramızı düzeltmemiz lazım, elbette AB’ye ihtiyacımız var” diyor.

BAĞLILIK YEMİNE EDEN ANTİEMPERYALİST(!)

Emperyalizm diye bir şey var!

Ve o emperyalizm sadece saldırganlık, işgal, siyasi ve askeri olgu değil.

Emperyalizm esas olarak...

Ekonomik, finansal, teknolojik bağımlılık üzerinden...

Ülkelerin egemenliklerini sınırlar, yönlendirir.

Türkiye finansal olarak bağımlı. Her yıl 40-50 milyar dolar cari açık veriyor. Dışarıdan para gelmeden ekonomisini döndürecek durumda değil.

İmalat sanayiinde bağımlı. Kullanılan ham madde ve malzemenin yüzde 70’i ithal.

Sanayinin çarkları dövizle dönüyor.

Tarımda kullanılan girdi ilaç, gübre, tohum, mazot ithal. Buzdolabı dövizle doluyor, tencere dövizle kaynıyor.

Dağıtılan kredinin kaynağı döviz.

Devletin ihaleleri bile dövizle.

Müteahhit firmalara dolar üzerinden gelir garantisi veriliyor. Köprülerden, otoyollardan, tünellerden geçiş bile dolarla. Zira hepsi de döviz gelmezse yapılamayacak projeler!

AKP rejiminin dünya piyasalarının genel akışına, onun oyun kurallarına kafa tutabilecek durumu yok.

Ne farklı bir rota çizebilecek...

Ne de farklı bir kulvara geçebilecek...

Gücü yok!

Dönüp dolaşıp dünya piyasalarının beklentilerine karşılık veriyor. Mehmet Şimşek üzerinden yoldan çıkmayacağına dair yemin billah ediyor.

Lafla antiemperyalist olunamaz.

Bir emperyalist blokun etkisinden (ABD), yükselmekte olan güçlere yanaşarak (Rusya ve müttefikleri) emperyalizmden kurtulunamaz.

Ve açıktır ki Cumhurbaşkanı Erdoğan kesinlikle antiemperyalist değil!

Bu durumda, ‘Küllerinden doğan (Zümrüdü Anka kuşlu reklam) ve vakti gelen Türkiye’ vurgusu karşılıksız çek!

 

Devam edecek

* ‘İlk Oy Hareketi’nin kendisini sivil toplum hareketi tanımlasa da yayınladığı video AKP’nin propagandasının bire bir iz düşümü. Bu yazıda konu edilen videoda AKP’nin sözcüsü durumundaki Yusuf’un hayattaki amacını... “İyi evlat olmak ve değerleriyle kavga etmeden başarılı olmak” diye anlatması... ‘Her ne olursa olsun birlik olmak gerek’ söylemi... AKP’nin değerler ve gelecek vurgulu reklamlarıyla bire bir aynı. Söyledikleri ise tamamen AKP propagandası. Yusuf’a itiraz edenlerin üslubu son derece kabayken, Yusuf kurursuz saygılı. AKP’nin, ‘çöp, alçak, şer odakları’nı eksik etmeyen  kavgacı üslubun tersini yansıtan bu durum, en az Yusuf’un savunduğu tezler kadar çarpıtma!

** Nikita Mikhalkov 12 filminden esinlenerek hazırlanan bu reklam videosu (https://www.youtube.com/watch?v=W2neQ3taZZ0) adresinden izlenebilir.

www.evrensel.net