‘Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? - 10: 12 Öfkeli Genç ve olmayan antiemperyalizm


20 Haziran 2018 04:33

Erdoğan’ın siyasetten çekilmesini istiyorlar. Bunun başını çeken de emperyalist güçlerdir.

Erdoğan’ın mücadelesi ise dış güçlerin oyununu bozuyor. Emperyalist güçler hızla büyüyen Türkiye’nin önüne geçmeye çalışıyorlar. Emperyalistlere tokat atmaya var mısınız?

Bu sözler Başbakan Binali Yıldırım’ın sık sık, seçim meydanlarında tekrarladığı sözler. 

Ve bu sözler...

AKP’nin propagandasının temel tezlerinden birinin...

“Dış güçler, büyüyen Türkiye ekonomisini engellemek istiyor. Dünyaya kafa tutan, dünya lideri Erdoğan’dan kurtulmak istiyor” tezinin...

Sahadaki anlatımından başka bir şey değil.  

Bu tez neye dayandırılıyor?

Sorunun cevabını...

‘İlk Oy Hareketi’nin* yayımladığı...

12 Öfkeli Genç/3. Bölüm” videosu** çok iyi özetliyor. 

Videoda...

“Dolar avro almış başını gitmiş. Her şeye zam üstüne zam gelmiş. Her şeyi özelleştirdiler, satılmadık ne kaldı memlekette” sözleriyle ekonomiyi eleştiren gençlere...

Cevap veren...

Sözde tarafsız ve objektif bir karakter olarak yansıtılan...

Yusuf, iktidarın savunma cümlelerini bir bir sıralıyor.

Sıraladıkları yukarıdaki tezin temel taşlarını yansıtıyor.

Yapılan propagandadan hareketle tezin gerçeği yansıtıp yansıtmadığına bakalım!

HEP GELDİLER: BALTALAMAYA DEĞİL, KÂRA

“Sadece döviz değil işsizlik de artıyor” diye eleştiren gençlere...

Cevap veriyor Yusuf: “Güçlü ekonomiyiz, ülkemiz gelişmiş 20 ekonomi arasında.

AKP iktidarından önce de...

Türkiye’nin ilk 20’nin içinde olduğunu hatırlatıp, geçelim!

Devam ediyor Yusuf; “Hızlı büyüme ile diğer ülkelere rakibiz. Kendi ekonomileri zarar görmesin diye bizim ekonomimizi  baltalayan ülkeler var.

Ocak 2003-Nisan 2018 arasında Türkiye’ye yabancılar oluk oluk sermaye getirdiler.

Şirket satın aldılar, şirket kurdular.

Borsaya geldiler.

Devlet iç borç senetleri aldılar.

Vesair...

Yabancıların 700 milyar dolara yakın paraları bu ülkede...

Erdoğan başta olmak üzere hükümet temsilcilerinin bağırıp çağırmalarına rağmen...

Bugüne kadar...

Ne Avrupalılar, ne Amerikalılar...

Ne ‘faiz lobisi’, ne dış mihraklar...

Türkiye’ye para vermekten vazgeçti.

Kimse de onlara, ‘Niye geliyorsunuz’ diye sormadı. Aksine ‘Hoş geldiniz’ denildi.

Onlar da hep geldiler.

Gezi’den önce de sonra da.

15 Temmuz’dan önce de sonra da.

Afrin’den önce de sonra da.

Ekonomiyi baltalamaya değil, kâr etmeye geldiler; bazen zarar etseler de çoğunluk, büyük kazanç elde ettiler.

Bağımlı bir ekonomi olduğu için Türkiye ekonomisi büyüdükçe...

Türkiye’ye mal satan da, enerji (akaryakıt, doğal gaz vs.) satan da, para veren de...

Kâr üstüne kâr elde etti!

KASIT YOK: ANONS YAPILMIŞTI

Yusuf’un iddiası... “Dolar ve avronun yüksek olması bizim ülkemize has bir durum değil. Küresel bir sıkıntı ama bu durumu bir koz olarak kullanıyorlar.

Bütün dünyada kurlar yükseliyor. Amerikan merkez bankası faiz artırımı vb. nedenlerle de yükselmeye devam edecek.

Şimdi herkesin bildiği, gördüğü bu doğruyu tekrarladıktan sonra... Kurulan, ‘Bunu koz olarak kullanıyorlar’ cümlesi sadece bir kılıf. 

Gerçeğin kendisi... Ortada görülmeyen, önceden haber verilmeyen bir gelişme yok!

2008 ekonomik kriz yangınını söndürmek için...

Faizleri neredeyse sıfırlayıp, piyasayı paraya boğan ABD...

2013 yılında bunu yavaş yavaş sonlandıracağını açıkladı. Önce kademe kademe para pompalamayı azalttı. Sonra kademe kademe faiz artırdı.

Aniden olmadı. Yıllar sürdü.

Türkiye ne yaptı?

Güneşli günler hep devam eder zannetti. ‘Bol ve ucuz para partisi sona erdi’ anonsunu duymazdan geldi.

Türkiyeli şirketler, bankalar dövizle borçlandıkça borçlandı. Yabancı gelip zorla para vermedi.

‘Parti bitince’ dışarıda bekleyen servislere binmek yerine oyalananlar...

Şimdi...

Servisi kaçırıp taksiye binmek zorunda kalınca, taksi tarifesinden şikayet ediyor.  

İYİ OLUNDUĞU İÇİN DEĞİL MUHTAÇ OLUNDUĞU İÇİN...

Yusuf ikna için anlatıyor: “Normal seyreden büyüyen bir ekonomide dolar bir gecede 4.50’den 4.92’ye nasıl çıkabilir. Dolar artabilir bu normal ama 25 dakikada böyle bir artış anormal.”

İşin aslı: Ekonomi iyi olduğu için değil, yabancı paraya muhtaç olduğu için oluyor. (Türkiye ekonomisi her yıl cari açık veriyor, açığı elin parası ile kapatıyor).

Her şey kurulan zeminde oluyor. Kuralıyla oluyor?

Şöyle ki...

Yabancının Türkiye’ye parasını getirmesi de, götürmesi de serbest mi? Serbest.

Döviz alıp satmak serbest mi? Serbest.

Türkiye yabancı paraya muhtaç mı? Muhtaç.

İhtiyaç duyulan kadar para gelmezse ne olur? Ya yüksek faiz verilip, ‘Gel bak TL cazip’ mesajı verilir. Ya da TL değersizleştirilip yabancı paranın daha yüksek kurdan gelmesine davetiye çıkarılır.

Bütün bunlar için oluşturulan zeminde, fırsatçılar da olur.

Kurlar yükselirken seyreden Merkez Bankası, faizleri akşam artırdı, kurları dizginledi. Akşama kadar yüksek kurdan döviz bozdurulmasına, vurgun vurulmasına adeta izin verdi. Dövizi yüksek kurdan bozduranların bir kısmı şimdi yüksek faizden besleniyor.

Kusursuz vurgun!

Eee şimdi kestirmeden şöyle mi diyelim: Vurguna zemin hazırlayan Merkez Bankası ve hükümet Türkiye düşmanı!

Bütün bunlar kurulan ‘piyasa’ düzeneğinde oluyor.

Sorulması gereken sorular şunlar aslında: Hükümet olan biten karşısında neden edilgen? Neden piyasaya bu kadar teslim? Neden yabancı paraya bu kadar muhtaç?

Bu sorular yerine...

Hükümetin, kendi sorumluluğunu (sorumsuzluğu da denebilir) gizleyerek vatandaşı ikna etmek için kullandığı boş bir argümanı tekrarlamanın alemi yok!

Bu argümanı tekrar ettikçe...

‘Kurların yükselmesi Amerikanın oyunu’ diyen AKP seçmeni çoğalabilir. Ama gerçeği yansıtmaz.

Yapacaklarını (Parayı kısmak, faizi artırmak vb.) önceden haber verdiler. Haber verilerek kötülük yapıldığı nerede görülmüş!

 

BAĞIMLILIK ARTTI

Gençlerden biri soruyor: Ekonomi bu haldeyken neden ‘devam’ diyelim?.

Yusuf’un cevabı: Türkiye artık 20 yıl önceki Türkiye değil. Dışa bağımlı bir ülke olmaktan çıktı.

Gerçek cevap: Türkiye son 15 yılda ürettiğinden daha çok tüketti. Her yıl verdiği 45-50 milyar dolar açığı dışarıdan gelen yabancı sermaye ile kapattı.

1- Türkiye döviz bağımlısı bir ülke.

İhraç edilen ürünlerde ithal girdi kullanma oranı yüzde 65. 100 dolarlık ihracat geliri elde etmek için sanayici 65 dolar tutarında ithalat harcaması yapıyor. İmalat sanayiinde bu oran daha yüksek.

2- Türkiye sanayisi bağımlı bir ülke.

Tarımda kullanılan ana girdilerin, mazot, gübre, tohum, ilaç hepsinde ithalat oranı yüksek. Birçok tarım ürünü ithal ediliyor.

3- Türkiye tarımı hem girdi de hem de birçok üründe bağımlı bir ülke.

İTHALATTAN KURTULDUK MU?

Yusuf diyor ki... Her yönü ile üretim yapıyoruz. İthalata bağlı ekonomiden ihracata bağlı ekonomiye geçtik.

Gerçek: Ocak 2003 - Nisan 2018 arasında...

İhracat            1 trilyon 941 milyar dolar

İthalat             2 trilyon 700 milyar dolar

Aradaki fark             759 milyar dolar

Neredeyse Türkiye ekonomisinin büyüklüğüne denk ticaret açığı verildi.

İthalat daha çok artarken...

AKP yöneticilerinin, gerçeği gizleyip, ‘İhracat rekorları kırdık’ diye övünmesi gibi... Yusuf rolündeki arkadaş da ‘İthalata bağlılıktan kurtulduk’ derken gerçeği gizliyor.

Her yönü ile üretim yaptığımız söylemi de gerçeği yansıtmıyor.

İleri teknoloji üretimi artmadı.

Türkiye AKP iktidarında ucuz emek üretim cenneti oldu.

AKP iktidara gelmeden, 2001 öncesi faiz rantından beslenme krizle birlikte noktalanmıştı. AKP yerine katmerli artı değer sömürüsü getirdi.

Lakin... 

2013 yılından beri, faiz yerine inşaat rantı ile beslenen bir ekonomi oluştu. Ev sahipliği oranı artmazken ekonomik büyümenin üçte biri inşaattan geldi.

ELİN PARASI OLMASA KÖPRÜLERİ YAPAMAZDIK

Yusuf’un vurgusu... “Köprüler, yollar, tüneller, havaalanları, hastaneler bunun gibi bir sürü projeyi de yaparak ekonomideki gücü sosyal refaha yansıtmıştır.”

Gerçek şöyle: Avrupa’dan, ABD’den ve dünyadan para gelmeseydi ne Osman Gazi Köprüsü’nü yapabilirdi ne de ‘dünyanın kıskandığı’ üçüncü havalimanını.

Bizi en çok kıskanan Almanya 40 milyar avroya yakın bütçe fazlası veriyor. Madem parası var ve borçları da yok, bizi kıskanmak yerine neden daha büyük bir havaalanı yapmıyorlar mesela Yusuf!

Ama Reis de bu yolda Yusuf.

Diyor ki... “Bay Muharrem bak yolsuzluktan falan bahsediyorsun haddini bil. Sen bizim yaptığımız yatırımlara kör müsün, görmüyor musun bu yatırımları”.

Sonra bir bir mega projeleri sıralayıp, “Yolsuzluk olsa yapabilir miydik?” diye soruyor.

Valla gelir garantisi verilerek, dışarıdan borç alınarak yaptırıldı. Üstelik 2 milyarlık işlere 10 milyar garanti verilerek.

Oysa soru şu...

Milli gelir artmış.

Toplanan verginin bütçedeki payı artmış.

70 milyar dolarlık özelleştirme parası kasaya konmuş.

Dışarıdan 650 milyar dolar para gelmiş...

Buna rağmen devlet bunları niye özel sektöre yaptırdı? Ve niye verilen garantiler yüzünden devlet kasasından para ödüyor?

UÇAN KUŞA BORÇ!

Yusuf’un iddiası... “Boynumuzu kıran IMF’ye artık borcumuz yok. Türkiye taraflı tarafsız herkesin takdir edeceği şekilde kalkınmıştır”.

İşin aslı: IMF’ye borç yok ama uçan kuşa var. 2003 yılında 129 milyar dolar olan dış borç şimdi 453 milyar dolar.

Bir AKP masalı borçsuzluk Yusuf.

Ha bir de...

Sen gençsin, teknoloji çağında ‘kalkınma’ diye betonla övünme be Yusuf!

* İlk Oy Hareketi’ kendisini sivil toplum hareketi olarak tanımlıyor. Bir dönem iktidar-Cemaat ortaklığının operasyonlarının meydanlardaki destekçisi ‘Genç Siviller’ ne kadar ‘sivil’ idiyseler bu hareket de o kadarcık sivil!

**

 

www.evrensel.net