‘Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? - 9: Erdoğan seçimle gider mi?


19 Haziran 2018 04:09

7 Haziran 2015 seçimlerinden yaklaşık bir ay önce...

AKP seçimle gider mi?’ başlıklı yazıda şu tespitleri yapmıştık.

AKP koalisyon kurup iktidarını paylaşamaz. Çoğunluğu kaybetse bile azınlık hükümeti kurar yoluna devam eder.

Sandıktan azınlık hükümeti kuracak kadar bile bir sonuç çıkaramazsa...

İşte o zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girer. Yetkisini kötüye kullanır ve Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verir.

Olmadı, ‘benden sonrası tufan’ anlayışı ile ülkeyi kaosa sürükleyebilir.

“Hatta, ‘AKP iç savaş bile çıkartabilir’ tezi boş bir analiz değildir. “AKP iktidara gelemezse o zaman kaos gelir, çatışma gelir” demiştik!

Özetle, ‘AKP gitmez’ öngörüsünde bulunmuştuk.

Nitekim de öyle oldu!

Erdoğan 12 yıllık iktidarını, 7 Haziran’da kaybetti ama gitmedi.

Şiddeti ağır biçimde devreye sokarak, 1 Kasım seçimlerine gitti ve kaybettiği iktidarı geri aldı.

Peki ya şimdi?..

Sonuç aleyhine olursa yine mi gitmez?

***

15 Temmuz darbe girişimi sonrası istediği fırsatı elde eden...

Ülkeyi, OHAL altında, kural tanımaksızın, keyfince yöneten...

Askeriyeden yargıya, tüm devlet kurumlarına adeta diz çöktürmüş olan...

Muhasebe defterinde, biriktirdiği günahları her geçen gün çoğalan ve kenara çekilmesi daha da zorlaşan...

Kazanamaması halinde devreye sokulacak B ve C planlarından bahseden...

‘Erdoğan ve AKP şimdi hiç gitmez’ fikrindeyseniz...

Orada bir durun!

‘Gider mi, gitmez mi?’ sorunun cevabı, şu noktaların aydınlığa kavuşması ile verilebilir ancak.

- ‘Devlet’ denen egemen güçler (bürokrasi, yerel ve uluslararası sermaye vs) ortaklığı sağlam mı? Başka bir ifade ile üst yapıda işler nasıl?

- Altyapı malzemesi olarak görülen millet (16 Nisan referandumunda 30 milyonu dışarıda bırakılarak, 50 milyon olduğu var sayılan) üzerine sistem inşa edecek kadar blok halinde mi? Altyapıda işler ne durumda?

- Kazanılamaması halinde kaos ve çatışmanın hayata geçirilebileceği bir zemin ve araçlar var mı?

- ‘Ya bu bedende erirsin ya da ezilirsin!’ Muhalefet bu şiarla, teklik potasında eritilebilecek kadar edilgen mi?

İşte bu noktalarda iktidar lehine cevaplar yoksa, sadece bir güç istedi diye hayat hazırola geçmez!

Netleştirelim!

SERMAYENİN SAĞLAM BİR TUTKALI DEĞİL ARTIK!

AKP’nin, varsılla yoksulu bir arada tutan programının tıkandığına geçmişte dikkat çekmiştik (Şahlanış ve Türkiye vakti mi-5: Zemin bozuk, metal yorgun, uçmak ne mümkün!)

Söz konusu tıkanma AKP açısından şu temel soruna yol açtı: AKP’nin koalisyon kurma ve sorun çözme kapasitesi daraldı.

Evet AKP...

Besleme (yandaş) bir sermaye grubu yaratsa da.

Bu besleme sermaye grubunu kollama adına...

Başat sermaye grubu TÜSİAD’ı (Vakti zamanında kendileri de devlet eliyle palazlanmış büyük sermayedarların örgütü) ihalelerden mahrum bıraksa da...

AKP’nin ekonomi yönetimi farklı sermaye fraksiyonları arasında bir koalisyondu.

Her daim sermayenin alkışını almayı başarması da bundandı.

AKP, Türkiye’nin girdiği emek yoğun üretim yolunda sermayeye en önemli şeyi sağlıyordu: Örgütsüz ve isyan etme potansiyeli törpülenmiş emek!

Böylece ucuz ve çok çalıştırma fırsatı elde eden sermaye...

Hem çok artı değer elde ediyor (Bol paralar kazanıyor)...

Hem de uluslararası alanda rekabet etme şansı yakalıyordu.

Bu yüzden büyük sermaye...

Devlet içi iktidar kavgalarında (AKP ile Kemalist bürokrasi, AKP ile Gülenciler)...

Ya açık taraf tutmaktan kaçındı ya da iktidardan yana oldu.

Ulusal sermayenin kârlılık koşullarını sağlamada gereğini fazlasıyla yerine getiren AKP aynı zamanda uluslararası sermaye için de ülkeyi cennet kılmıştı.

Bu nedenle AKP’nin dış desteği de tamdı!

Sermayenin...

Siyasal iktidarın sadece liderin bedeninde cisimleşmesine göz yumması da...Yine çıkarlarının gereğiydi.

2013 yılından sonra ekonomi teklemeye başlayınca tek adam rejimi ile birikimi hızlandırma arzusu...

Gezi, HDP’nin siyasal etkisindeki artış, ‘metal fırtına’ gibi etkenlerin...

İktidar blokundaki çatırdama ve rekabeti parlamenter yolla idare edilebilir olmaktan çıkarması vb.

Lakin gelinen noktada...

Sermaye için tek adamın bütün toplumsal sınıfların üzerinde yükselerek ‘aşırı’ özerkleşmesi göz yumulur olmaktan çıktı.

Birinci nedeni ekonomik: Varlık Fonu gibi adımlar etkisiz kaldı. AKP çözüm üretemez oldu. Bu durumda kural basit; sermaye için kârlılık yoksa, siyasiler için iktidar yok.

İkinci neden: İç ve dış sermayenin yeni rejime onayını sağlamak için ‘grev yasakladık’ dense de, OHAL koşullarında dahi işyerlerinde belirgin bir itirazın sürmesi tek adamın işlevini tartışmalı hale getirdi.

Sermaye için tek adam rejimini sürdürmenin maliyeti arttıkça da...

AKP iktidarından faydalanarak gücünü artırmış ‘İslami burjuvazi’ dahi...

Kazandıklarını kaybetmemek için...

Tek adama değil piyasa tanrısına biat edeceğinin sinyalini verir oldu.

YENİ ORTAKLIKLAR DA ÇATLIYOR

Sadece sermayedar ile değil sorun.

Aynı zamanda...

Devlet yönetimi (bürokrasi) açısından da oluşan ortaklık çatırdadı.

Şöyle ki...

İktidar, liberaller ve Gülen Cemaati ile ortaklığı sonlandırınca...

HDP siyasal etkisinin artmasının yarattığı travma...

15 Temmuz darbe sonrası AKP’nin uzattığı ‘barış çubuğu’...

Ve benzeri nedenlerle oluşturulan...

Bürokrasideki yeni ortaklık (AKP-Ulusalcılar/Ergenekoncular) artık çatırdıyor.

Daha düne kadar, Erdoğan karşıtlığını vatan hainliği ile eşdeğer tutan Perinçekgiller... Şimdi ‘Bu adamdan kurtulmak lazım’ diyor.

“28 Şubat cezaları”, “Balyoz ve Ergenekon davalarının gündeme tutulması” gibi etkenler ‘devlet içi’ gerilimi artırıyor. Dönemsel ‘ittifakları zorluyor.

Cumhur İttifakı bileşenleri (AKP-MHP) arasındaki atışmalar dahi kamuoyu önüne düşer oldu. İttifakın iç dengesi güç kaybediyor.

KENDİNİ ONAYLATMA ZAAFİYETİ

Erdoğan’ın ayakta kalma yöntemi şöyle özetlenebilir: “Kendi iddialarını aralıksız olarak halka onaylatmak.”

Çünkü, ‘Milli iradeye başvurmak’...

Erdoğan’a...

Devlet içi iktidar kavgasında güçler dengesini kendi lehine çevirme kozu sağlıyor.

27 Nisan e-muhtırasını...

AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı çıkarmasını engellemeye çabalarını...

Erken seçime gidip yüksek onay alarak savuşturan AKP...

Şimdi de...

Düzen içi hizipleri otoriter sistemle tanzim etme, devleti kendi suretinde yeniden örgütleme çabasında sandık çoğunluğuna muhtaç!

Lakin 16 Nisan referandumunda, AKP’nin ve Erdoğan’ın elindeki kozun yeteri kadar güçlü olmadığı açığa çıktı.

Yüzde 65 ile onay alsa...

Yeni koalisyon ortakları (Ulusalcılar, Ergenekoncular vs) ile eşit temsiliyete mecbur kalmadan (İktidarı Gülencilerle olduğu gibi paylaşmadan)...

Bütün hizipleri etrafında dize getirebilecek olan Erdoğan...

Hileli yüzde 51 ile onay alınca...

Devlet katındaki manevra sahası genişlese de, devlet ittifakındaki çatlakları büyüdü.

O günden bugüne daha güçlendiğine değil, tersine veriler çoğaldı: Program tıkandı. Devlet ortaklığında çatlaklar büyüdü. Bütün bunların üzerine bir de eldeki koz zayıfladı!

‘POPÜLİST SÖYLEM’ KAPTIRILDI

Kendisi iktidarda değilmiş gibi sürekli sistem eleştirisine...

Kötü gidişin sistemin yerleşik kurumları tarafından asla giderilemeyeceği vurgusuna...

Halktan uzak yerleşik aktörlerin sorunları saptamada yetersiz kaldığı söylemine...

Tek çarenin kendileri ve kuracakları sisteminin olduğu iddiasına dayanan...

“Gayrımilli elit” karşıtı popülizminin sınırlarına gelindi.

Artık rakiplerinden Muharrem İnce, “Erdoğan beyaz Türk, ben bu ülkenin zencisiyim” diye haykırırken...

Erdoğan, ‘Yazlık Sarayı’ ‘itibar’ diye savunma noktasında.

SAVAŞ ZAMKI ELDEN GİDİYOR

15 Temmuz darbe girişiminin ardından devlet içerisindeki keskin tasfiye harekatının yarattığı boşluk dikta ile dolduruldu.

İçerideki bu fiili olağanüstü hali meşru ve kabul edilir kılmak için dışarıda da savaş araçsallaştırıldı.

Lakin savaş sadece OHAL’i meşru kılan bir kaldıraç değildi.

Aynı zamanda...

Suriye’de Kürt oluşumu ‘korkusu’ üzerinden...

AKP’yi, devletten uzaklaştırdığı ulusalcılarla birleştiren bir zamktı savaş.

Savaş bu yönleriyle AKP’nin ihtiyaçlarına cevap verirken...

Türkiye’nin ‘boşluklardan’ faydalanarak bir bölge gücü halini alma stratejisinde iştahı kabaran sermaye için de iyi bir yemdi.

Fakat şimdi...

ABD ve Rusya arasında salınan harekat alanı daralınca... Götürüsü daha büyük olacağından riskli karşı karşıya gelişlere sermayenin onayı yok artık!

Etkili bir aracının elinden alınması anlamına gelen bu gelişme AKP’yi zayıflatıyor. Zira, iç politikaya bağlanmış dış politikada atılacak her geri adım, iktidarın hegemonyasına bir darbe indiriyor.

BU KOŞULDA BİR DAHA 1 KASIM SÜRECİ KOLAY MI?

Düşünün...

AKP tabanının bir bölümü, 15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülüşünün anmasına giderken, ‘zoraki gidiş’ görüntüsü veriyor.

“Biz 15 Temmuz’da sokağa çıktık ama...” diye başlayan Evrensel’in işçi haberlerindeki tepkilere bakın anlarsınız! 15 Temmuz’un birileri için kullanışlı araç olma etkisini kaybettiğini. 

Hatırlayın...

Afrin’e yapılan, büyük destek gören ve Erdoğan’a, ‘sayesinde metal yorgunluğu attık’ dedirten operasyonu.

Operasyon gerekçe gösterilerek grevi yasaklanan Bursa metal işçisinin... “Yasağı tanımayacağız, o iş başka ekmek kavgası başka” demesi bugünlere bir ulaşan bir temeldi aslında.

Bugün, ‘yandaş’ köşe yazarı Abdülkadir Selvi’ye... “Kandil’e yönelik müdahale beklenen heyecanı yaratmadı” yazdıran bir gerçeğin temeli!

Şimdi siz cevaplayın...

Bu koşullarda ülkenin...

7 Haziran-1 Kasım arasında yaşadığı girdaba...

24 Haziran-8 Temmuz arasındaki on beş günde sokulması kolay mıdır?

PARTİLER TEK VÜCUTTA ERİMİYOR ARTIK

Tek adam otoritesi inşa edilirken...

Sadece AKP’nin değil, diğer partilerin de cisimlerini yitirip gölgelere dönüşmesi...

Kaçınılmaz bir kural gibi işledi.

MHP’nin desteği, CHP’nin aymazlığı ile 7 Haziran seçimi sayılmazken de.

Suriye teskeresi oylanırken de...

Dokunulmazlıklar kaldırılırken de...

Referandum sonrasında sonucun çalındığını düşünerek sokağa çıkanlar öksüz bırakılırken de...

Partilerin gölgelere dönüşmesine yakından tanık olduk.

Şimdi partilerin cisimlerini tekrar kazanma hamlelerine tanık oluyoruz.

Muhalefet partilerinin yeni bir “Yenikapı oyunu”na gelmeyerek, “Filistin’deki, İsrail katliamını” seçime tahvil etme girişiminin sonuçsuz bırakması...

Sınır ötesine asker gönderme operasyonlarına “açık çek” veren muhalefet partilerinin artık Kandil’e operasyonu dahi, “AKP’nin siyasi istismar hamlesi” olarak değerlendirmesi...

Hepsi ruhların tek adam vücudundan kopup tekrar bedene gelmesi değil mi?

Aynı zamanda da tek adam bedenin zayıflaması...

MİLLET YEKPARE KILINAMAYINCA...

Erdoğan, 16 Nisan referandumunda milleti 50 milyon saymıştı (İktidar etrafında birleşecek milliyetçi ve muhafazakarlar diye).

Oysa 50 milyonu bünyesine almaya çalışırken, MHP’yi böldü milliyetçilerin bir kısmını karşısına itti.

Muhafazakarların bir kısmını hayır cephesine sürükledi.

Şimdi MHP’den kopan milliyetçiler de, Saadet’e yanaşan muhafazakarlar da çoğaldı.

Millet yekpare kılınamayınca etkisi kırılıyor tek adam rejiminin. Çünkü tek adam heykelinin üzerine inşa edileceği kaide, bu millet zeminine oturtulacaktı!

NE ÇILGINLIK NE SANDIK KURTARMAZ

Elbette...

Erdoğan ve AKP elinden geleni ardına koymayacaktır!

Lakin...

Yazı boyunca vurguladığımız gibi bütün silahları ya zayıflamış ya da ellerinden alınmış bir Erdoğan ve AKP gerçeği ile karşı karşıyayız.

Bundandır...

Erdoğan’ın her türlü gelişmeyi kendi lehine dönüştürebilme yeteneğinin körelmesi.

“İç siyasal ‘istikrar’, neoliberalizme sadakat ve seçeneksizlik” denkleminin bozulması...

Ve muhalefetin etkisizliğinin kırılması.

AKP’nin üzerinde yükseldiği bölgesel dalga ve ideolojik zeminin kayarken...

Ekonomi programı tıkanırken...

İttifakları çatırdarken...

AKP, milletin, çatlakları örtecek bir çimento işlevi görmesini sağlamada zorlanırken...

Kolay mı iktidarı ‘çılgınlıkla’ kazanması.

Değil çılgınlıkla sandıkla kazansa da (Zeminini ve silahını kaybetmiş bir parti olarak), yönetebilmesi çok zor artık.

Direnç olur da, gerçek bir zafer asla!

Yarın: Erdoğan ‘antiemperyalist ve bağımsızlıkçı’ olduğu için mi engelleniyor?

www.evrensel.net