‘Cumhur İttifakı’nda ‘halkın hassasiyetleri’ de ‘rüşvet torbası’nda!


14 Haziran 2018 04:16

Ekonomik krizler, sermaye güçlerinin olağan zamanda emekçilerin gözünden kaçırdığı gerçekleri su yüzüne çıkarır. Bu düzenin aslında bir sömürü, baskı, yağma ve soygun düzeni olduğunu gözler önüne serer.

Bu yüzden her kriz, tabiri caizse, kapitalizminin (en azından kriz yaşanan ülkede) emarı” nın çekilmesidir. Kriz ne kadar derinleşirse; düzenin hastalıkları da o ölçüde işçilerin, emekçilerin önüne serilir.

Siyasette de böyledir. Burjuva siyasal partiler, işler “iyi” giderken asıl açmalarını saklarken, kendilerini geniş yığınların sözcüsü, hakların savunucusu olarak göstermeyi başarmakta pek zorlanmazlar. Ama siyaset sıkışıp, beklenenin tersine işaretler çoğaldığında ya da siyasi ortam bir siyasi krize dönüştükçe, bu partilerin “ilkeleri”, “siyasi ahlakı”, “sınıfsal tutumları”, “vaatleri” ve bu vaatlerin içeriği de geniş yığınlar tarafından görülür hale gelir.

ÖNCE ‘FAİZ LOBİSİ’NE TESLİM OLUNDU

Bu durumu, bir zamandan beri AKP’nin ve onun şahsında “Cumhur İttifakı projesi”nde görüyoruz.

Yıllardır, “Bütün kötülüklerin anası faizdir” diyerek “faiz düşmanlığı” etrafında vatandaşları oyalayan ve kendi başarısızlıklarını “faiz lobisi”nin marifetiymiş gibi gösteren Erdoğan-AKP iktidarı, 2018’in ilk 5 ayında faizi resmen “500 baz puan” artırarak “Faiz lobisine teslim olmuş”tur! Böylece Erdoğan ve ekibi  kendilerinin faiz lobisinin en mutena müşterisi olduğunu göstermiştir.

Gelinen yerde Erdoğan ve akıldaneleri, “Bütün kötülüklerin anası faizdir” iddiasından vazgeçtiğini, Merkez Bankası Başkanı Çetinkaya ve Başbakan Yardımcısı Şimşek’i Londra’ya göndererek, uluslararası tefeciler önünde ilan etmiştir. O günden beri de kendisini “faiz düşmanı” olarak gösteren malum kişi “faizin kötülüğü”ne dair tek laf edememektedir.

16 yıldır işçilerden çok önemli oranda oy alarak iktidarını sürdüren AKP ve Onun Lideri Erdoğan, son aylarda sermaye yanlılığındaki itiraflarını, “Biz OHAL’i grevleri, direnişleri önlemek için sürdürüyoruz” demeyi de aşarak patronlara, “Bizim zamanımızda hiç grev oldu mu?” demeye kadar götürmüştür.

AKP ‘HASSAS KONULAR’DA REZERVLERİNİ KALDIRDI

Böylece Erdoğan, AKP’nin sınıfsal konumuna dair her türlü tereddüdü ortadan kaldıran bir çizgiye gelmiş oldu. Yani Erdoğan sermaye güçlerine, “Her ne kadar işçilerden yoksullardan oy alıyorsak da asılında biz, OHAL de dahil her imkanı sizin için, size daha iyi hizmet için kullanıyoruz” diyerek, kendisinin kimin sözcüsü, partisinin de “zenginler partisi” olduğunu göstermiş oldu. 

Akla gelen her konuyu, seçim rüşvetine dönüştürmekte herhangi bir beis görmeyen AKP ve Erdoğan, iki ay kadar önce “baskın seçim” gündeme geldiğinde, 24 Haziran seçimini kazanmak için hiçbir ahlaki, hukuki, yasal, anayasal sınır tanımayacağını göstermişti. Başlıca şu 3 konuda da “tartışmaya açık olmadığını” ortaya koymuştu: “OHAL’in kaldırılması”, “af konusu”, “bedelli askerlik!”

Ancak geçen kısa süre içinde AKP, tartışmam dediği konuları da “pazarlık” masasına koydu. Nitekim AKP;

- Şehitlerin ruhunu rahatsız eder gazilere saygısızlık olur” diyerek karşı çıkılan “bedelli askerliği” seçimden sonra ele alıp çözülecek ilk konu olarak konuşmaya başladı.

- Önceleri Bahçeli’nin gündeme getirdiği, “af konusu”nu; “Af gündemimizde yok” diyerek reddederken; aradan geçen bir ay içinde “Konuyu seçimden sonra ele alacağız” noktasına geldi.

- Daha önce “Grevleri önleme”, “FETÖ ve terörle mücadele” gerekçesine dayanarak ve “Ülkenin beka sorunu var; dünya bize düşman” diyerek OHAL’i “ebedi bir düzen” olarak ilan ederken; son bir hafta içinde, “OHAL’i 24 Haziran’dan sonra kaldırabiliriz!” çizgisine geldi.

‘İTTİFAK’TA ‘KURTLAR SOFRASININ KANUNU’ İŞLİYOR

Kısacası AKP, kendisine oy getirecek “hassas konular”da hamasetin getireceğinden fazlasını artık “hassasiyetlerin satışında” görmektedir. Muhtemelen anket sonuçları “yerli ve milli” hamasette ısrar etmek yerine; sözü edilen değerlerin rüşvet torbasına atılmasının daha mantıklı olduğunu söylemektedir.

Nitekim, evdeki hesap çarşıya uymamış, “Afrin rüzgarı”yla şişirilen hamasi milliyetçilik etrafında “seçimi götürme” uyanıklığı “yanlış hesap” görülmüştür. Dahası Kandil’e yönelik operasyon üstünden yeni bir “savaş hali” oluşturmanın ve milliyetçiliği kışkırtmanın hesaplarının da kendilerini kurtaramayacağını gösteren belirtiler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla AKP, “rezervli hassas konuları” bile seçim malzemesi yapmak zorunda kalmıştır.

Bütün bu gelişmeler, “Cumhur İttifakı”nda çatlakların ortaya çıkmasına yol açmış; AKP ve MHP arasında, yandaş basının bile saklayamayacağı bir “iç savaş hali” olduğunu siyasetin gündemi yapmıştır.

”Cumhur İttifakı”ın seçimi kaybetme ihtimali arttıkça, ittifakın bileşenleri arasındaki kavganın büyümesi de kaçınılmazdır.

Son günlerde Erdoğan ve Bahçeli’nin gayretlerine karşın iki parti arısındaki itiş kakışın büyümesinin nedeni de “kaybetme” korkusunun büyümesindendir. Çünkü “Kurtlar sofrası”nda esas mesele ortadaki yemekten en çok payı kimin kapacağıdır. Zira yemek azaldıkça sofradakilerin iştahı artmakta ve kendi payını artırma güdüsü bütün öteki güdülerin önüne geçmektedir.

Özetle, İttifak’ta evdeki hesabın çarşıya uymadığı görülmeye başlanmıştır. Dolayısıyla “Cumhur İttifakı” bileşenlerinde, 24 Haziran sonrası kimin ne kadar kârlı çıkacağı kaygısı, bütün öteki kaygılarının önüne geçmeye başlamıştır.

www.evrensel.net