Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? – 8: Bugünü bırak, geçmişe bas, geleceğe sıçra!


14 Haziran 2018 04:10

Bir önceki yazı da...

Başkanlık sistemi savunucularının şu tezlerini ele almıştık.

- 25 Haziran’da Türkiye, seçim sonucu ne olursa olsun, başkanlık sistemine uyanacak.

- Bundan vazgeçip, ‘Eskiye dönmek’ başta ekonomi olmak üzere, her alanda çarkları geriye döndürür ve dişlileri kırar.

- Geriye dönmek, sermaye başta olmak üzere bütün kesimlerin çıkarlarına terstir.

- Toplumların tarihinde böyle dönemler devrimci dönemlerdir. Buna karşı çıkmak ‘Gerici bir restorasyondur.’

- Başkanlık sisteminden vazgeçilirse Türkiye’de ileri gitmeye başlayan her şey durur.

Bu tezlerin karşısında da...

“Dünyanın bir çok ülkesinde yükselen otoriterlik ilericiliğin ürünü değil. Aksine, neoliberalizm toplumda yarattığı çelişkilerin devrimci, ilerici sürece dönüşmemesi için oluşturulmuş bir barikat”tır vurgusunu yapmıştık.

Türkiye’deki, “Tek parti, tek adam, tek millet” inşa sürecinin doğayı, insanı, kimlikleri nasıl yutacağını özetleyerek...

Parlamenter sistem de devrimci değil elbet!

Lakin ‘ilerici’ diye pazarlanan başkanlık sisteminin seçim reklamına da yansıyan faşizan yanı var.

Yazıya...

Hem bunlara...

Hem de “AKP’nin, hayata geçirmeyi tasarladığı ‘siyasal ve toplumsal nizam’ kime ne vadediyor?” sorusuna...

‘Cevap vererek devam edeceğiz’ demiştik.

Devam edelim!

BUGÜN KORK, YARIN ÇOŞ!

Önce faşizm hakkında kısa bir bilgi!

Faşizm, ‘ulusal çıkar’ adına hareket ettiğini propaganda eder.

Bu propagandasını başlıca şu temeller üzerine inşa eder:

1- Mevcut sistem ulusal çıkarı korumuyor. Korumak bir yana bizzat ulusal çıkarların önünde engel oluşturuyor.

2- Geçmişte ulusumuz altın çağını yaşadı, ulusal çıkarlarını mükemmel korudu. O günlerden beslenmeliyiz. 

3- Geçmişteki altın çağımızı yaşacağımız, küllerimizden yeniden doğacağımız bir gelecek bizi bekliyor.

Bu üç temel özellikten anlaşılacağı gibi...

Faşizmde, geçmiş vardır, gelecek vardır, fakat bugün yoktur.

İşsizlik, doğa katliamı, gelir eşitsizliği, savaş... Bugün yaşadığımız ne kadar melanet varsa hepsinin gelecekte yaşayacağımız altın çağda çözüleceği vaadi vardır.

Çözüm programı bugünkü melanetlere cevap vermek üzere oluşturulmaz. Önerilen proje, bugünün yarattığı nesnel olanak ve çelişkilerden türemez. ‘Güçlü lider, güçlü parti’ yaratmayı hedefler.

Bugüne dair sadece ve sadece korkutma vardır; dış güçler, dışarıdan gelen tehditler, beka sorunu vs.

BU, FAŞİZM RUHU DEĞİL DE NE?

Bu temel özellikleri sıraladıktan sonra şimdi bir de...

AKP’nin propagandasına ve haziran ayında ekranlara sürülen reklamlarındaki vurgulara bakalım.

Reklamlardaki şu vurgular...

“İznik’te Selçuklu ile güzel bir başlangıç yaptık”.

“Söğüt’te Osmanlı ile güzel bir başlangıç yaptık”.

Veya...

İstanbul’un Fethi 565. yıl dönümü AKP videosunun sonundaki..

Fatih’in at üstünde İstanbul’a girişi ile Erdoğan’ın Yenikapı’daki mitinginin arka arkaya verilerek oluşturulan zafer algısının ardından gelen şu sözler: Hükmün, namım çağlar boyu devam etsin!

Ya da...

Seçim manifestosunun sunumuna yansıyan, Türklerin Anadolu’ya girişinden bin yıl sonraya, 2071’e uzanan söylem. 

Hepsi faşizmin temel propaganda biçimiyle örtüşmüyor mu?

Propagandanın bugünü ele alış biçimi de, faşizm çizgisiyle aynı!

Seçim meydanlarında beka korkusu salınırken...

Ekranlarda dönen ‘unutma’ reklamı ile de, ‘baş örtüsü’ mağduriyeti hatırlatması üzerinden seçmeni korkutarak elde tutma gayreti gösteriliyor.

Bugüne dair bir şey söyleyememe, kendi seçmeni dışındaki kesimlere ilişkin verecek bir cevabın olmaması hali faşist çizgiye itiyor AKP’nin propagandasını.

***

Faşizmin bir de siyasi tavrına, kısaca, bakalım!

Faşist anlayışa sahip partiler temsil yetkisinin sadece ve sadece kendisinde olduğunu düşünürler.

Siyasal partilerin temsil alanına girmesine tahammül edemezler. Hatta düşmanca ve şüpheci tavır gösterirler.

(AKP’nin, siyasi partilerin ittifak kurmasına, seçime kendisini iktidardan indirmek üzere hazırlanmasına yönelik tutumu faşizmin tavrı ile birebir aynı!)

Faşist partiler Siyasi rakiplerinin temsiline olduğu kadar, örgütlü yapılara da nefretle yaklaşırlar.

(Sendikaların hiçleştirilmesinden KHK ile onlarca derneğin kapatılmasına uzanan uygulamalar faşizmin siyasal alanı ‘temizleme’ anlayışının birebir iz düşümü).

İktisadi olarak ‘içe kapanma’ sinyali verseler de, mevcut uluslararası düzeni yerden yere vursalar da, bu sistemin bir parçası olmaktan vazgeçmezler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekonomi Başdanışmanı Cemil Ertem’in dediği gibi...

“Dışa tam açık, dalgalı kur rejiminin geçerli olduğu, sermeye giriş ve çıkışlarının sonsuz serbest olduğu bir ekonomi temel çıkış noktamızdır ve vazgeçilmezdir” (Gerici restorasyonu savunanları tarihi yenilgi bekliyor! 08.05.2018/ Milliyet).

İktisadi bir kapanmayı hayata geçiremeyecekleri halde, kültürel bir kapanmanın öncülüğünü yaparlar.

(AKP’yi mi özetliyor ne bu tarih kitapları?)

ANA HALKA BURADADIR

“Parlamenter sisteme dönüş gerici restorasyondur, başkanlık devrimci dönemin ihtiyacı” diyenler...

Aslında karşı devrimcidirler.

Bugünün yarattığı sorunlara karşı çözüm için harekete geçenlerin önünde barikat kurarlar.

Bugünün nesnel koşuları ve çelişkileri üzerinden hareket eden devrimci dinamikleri, azgınca boğarlar.

Propagandasındaki (Reklamlarına da yansıyan) faşizan izlere, siyasi tutumundaki faşizan olgulara rağmen...

AKP’nin faşizmi inşa ettiği söylenemez (şimdilik).

Lakin, AKP’nin büyük ortak olarak yer aldığı “Cumhur İttifakı”... 

24 Haziran seçimlerini...

‘Tek adam tek parti yönetimini’ güçlendirme ve bu temelde gerici-faşist bir politik düzen kurmanın dayanağı kılmak istiyor.

İşte bu nedenle demokratik güçler açısından acil hedef, bu diktatörlüğün durdurulmasıdır. Ama bu tek hedef değildir.

Hedefleri Ramazan Bayramı’ndan sonra tartışacağız. İyi bayramlar!

İLERİ SARACAK DİŞLİLER KİMİ ÖĞÜTECEK?

AKP’nin vaadinin kime ne getireceğini anlayabilmek için...

Cumhurbaşkanının ve bakanların söylediği birkaç cümleyi arka arkaya sıralamak bir fikir verir, sanırım.

 “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz”.

“Şeker fabrikalarını özelleştirdik, özelleştirmelere devam edeceğiz”.

“Londra’da sermaye temsilcileri ile bir araya geldik, Türkiye’nin yatırım imkanlarını bir bir anlattık”.

Niye edilir bu sözler?

Tabii ki iç ve dış sermayenin yeni rejime onayını sağlamak için!

Bu sözlerin çalışan sınıflar arasında yaratacağı olumsuz etki bilinmez mi?

Elbet de bilinir. Fakat hakim sınıfları bir arada tutmak için başka yol yoktur. Aradaki çatlakları doldurabilmenin harcı emekçilerin alın teridir.

İktidar, sermayeye...

Bunca yıl ben...

Emeği esnekleştirip güvencesizleştirirken, alt sınıfları güçsüzleştirirken...

Siz tatlı kârlarınızı büyütürken...

Nasıl, sahip olanlarla olmayanları aynı safta buluşturup ‘beyaz atlı prensiniz’ olduysam, yine olurum.

Maceraya girip risk almayın.

Mesajı vermekte.

Hem yağmacı bir neoliberal kapitalist olup hem de yoksullarla varsılları bir arada tutmak, ilelebet mümkün olmuyor. Yağmalama düzenini sürdürebilmek için baskılar artıkça da başında muhafazakar bulunan ‘demokrat’ kimliği korumak imkansız hale geliyor.

İmkansızlık büyüdükçe, dümen...

Dünyada da neoliberal hegemonyanın sarsılmasıyla yükselen, otoriterliğe kırılıyor.

Reis’in danışmanlarının...

“Eskinin temsilcisi olduğu için büzülerek küçülmüş, içi boşalmış eski egemen kesim dışında, hemen her kesimin çıkarları büyük değişimden yanadır”...

Diyerek işaret ettikleri yenilik tek adam diktasıdır.

Bu nedenle...

Onların, ‘Çarklar tersine dönerse dişliler kırılır’ savunması karşısında  haykırıyoruz: Çark sizin dediğiniz yönde ilerlerse, işçi ve emekçiler başta olmak üzere geniş toplum kesimleri o dişliler arasında öğütülür. İddia ettiğinizin aksine kazanan, aranızdaki çatlaklara doldurduğunuz, uğruna emekçi sınıfları yem ettiğiniz egemen sınıfı olur.

Devam edecek: Faşizm eğilimli, İslamcı bir parti seçimi kaybederse iktidarı bırakır mı?

www.evrensel.net