Özgürlük talebi


14 Haziran 2018 03:55

Seçim dönemindeyiz.Seçilmek için biz seçmenlere seslenen siyasi partiler ve gerçek kişi adaylar var. Bize seslenenlerden bazıları içeriden sesleniyor. İçeri derken cezaevini kastediyoruz. S. Demirtaş’ı, O. Hamzaoğlu’yu hatırlayınız.

Bir de yeni cezaevinden çıkmış ya da uzun yılla önce çıkmış ama sayısız gözaltılar ve tutuklama riskleri altında özgürlük mücadelesini vermiş, veren kişiler var.Ahmet Şık, Veli Saçılık hemen akla gelenler.

Özgürlük talebi hep cezaevinden geliyor gibi anlaşılıyor. Hayır, öyle değil. Elbette cezaevi, kapatarak cezalandırma mekanı olarak insanın hareket alanıyla ilgili.

Özgürlük fiziksel oluyor belirtilen durumda.

Metrekare alanınız daraltılıyor da daraltılıyor.Yaşayanlar için mezar büyüklüğü gündeme getiriliyor. Hücre böyle bir şeydir. Hareket alanınızın en fazla daraltıldığı alan. Benim şahsen iki kez 2 metrekarelik gözaltı mekanlarında 10’ar gün geçirmişliğim var. Özgürlük hem mekansal olarak hareket alanını ifade ediyor-söz gelimi kutuplara, Afrika’ya, Arjantin’e gidebilmeliyim, ya da uzayda bir yerlere. Ya da ne düşünüyorsam yazabilme, söyleyebilmeli, oyunlarla, heykellerle, karikatürlerle ifade edebilmeliyim neyi düşünüyorsam, neyi istiyorsam.

Herhalde özgürleşmek, özgürlüğün fiil/eylem, hareket ile bağıdır.

Siyaset alanında bize vadedilenler çok sınırlı şekilde özgürlükler oluyor.

Veli Saçılık ve Ahmet Şık’a bakıyorum, bir de unutmak olmaz  bizim Mithat Sancar hocamıza, İbrahim Kaboğlu Hocamıza ve de Sezgin Tanrıkulumuza…Herkes onlar gibi olsa, güven verse özgürlüklerimiz için.

İçeride özgürlüğünden yoksun bırakılmış, Zaman gazetesi yazarları var, Ahmet Turan Alkan’ı, Nazlı Ilıcak’ı hatırlayınız. İçeride Gazeteci-Roman Yazarı Ahmet Altan var.Bilim İnsanı, Gazeteci Yazar Mehmet Altan var. Mehmet Altan ki özgürlüğü konusunda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı var. Hâlâ hapiste.Ne hakla tutulabilir hâlâ, içeride?

Toplamda özgürlüğünden yoksun bırakılmış 150’yi aşkın gazeteci -yazar var. DBP/HDP’li siyasetçiler var içeride... Sayıları 70’e dayanmış belediye eş başkanları var.10-11 milletvekili var. Milletin vekili, tutuklu…

Bir hesaba göre 238 bin mahpusun 70 bini öğrenci mahpus… Nasıl olabilir böyle bir şey? Oluyor işte. Bütün olağanüstü yönetim usullerinin geçerli olduğu ülkelerde olduğu gibi oluyor. Bu rejimler, demokratik rejimler değil. Hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olduğu rejimler değil. O nedenle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının bir hükmü yok, bu rejimlerde…Bu hak, özgürlüğünüzün keyfi bir biçimde tehdit edilmesinin önüne geçmek için kabul edilmiş bir hak.

Ben şahsen, bu dönemde insan hakları savunucularının pek çoğunun da başının belada olmasına şaşırmış falan değilim. Niye şaşırayım ki…Bu dönemde keyfi tutuklamalar olacak, hak savunucuları da keyfi tutuklamalara karşı çıkacak ve bunu belgeleyip bütün dünyaya duyuracak. Eleştirecekler, protesto edecekler, ihlaller karşısında susmayacaklar. O nedenle de Af örgütü Eski Türkiye Şube Başkanı Taner Kılıç gibi, Osman Kavala, Celalettin Can, Selçuk Kozağaçlı ya da İHD Bitlis Şubeden Hasan Ceylan gibi hak savunucularını tutukluyorlar. Hem onları özgürlükten mahrum bırakıyorlar hem de dışarıdaki hak savunucularına gözdağı veriyorlar.

Fakat biliniyor. Özgürlük mücadelesi sürer daima.

Hepimizin, sağ kolu olmak için can attığımız Veli Saçılık’ın dediği gibi, “direniş daima.”

www.evrensel.net