Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? - 6: Zemin bozuk, metal yorgun, uçmak ne mümkün!


11 Haziran 2018 03:39

Bütün şartların futbol için iyi olduğunu anlatmak için sunucuların özetidir: Zemin mükemmel! Hava güzel! Ortam futbol oynamaya son derece müsait!

Futbol sunucularından esinlenerek, iktidar açısından durumu özetleyelim.

Zemin: Bozuk.

İklim: Kötü.

Ortam: Siyaset için pek de uygun değil!

Şöyle ki...

Hükümetin ‘başarı’ hikayesini üzerine inşa ettiği ekonomi, kur ve faiz ‘şoku’ yedi. 

Başarı hikayesinin kalkanı ‘istikrar’ ise tılsımını yitirdi. Zira ekonomik, siyasi ve toplumsal kriz alametleri saymakla bitmez durumda.

Önceki yazılarda vurgulamıştık: Düşük kur ve faize dayalı program tıkandı.

Yani...

İktidarın üzerinde yükseldiği zemin (ekonomik ‘başarı’ + istikrar’) ve refah hissi veren iklim (program) bozuldu.

Zemin ve iklimin bozulması zincirleme her alanı etkiliyor. Kaçınılmaz olarak iktidarın siyasetini de...

İKTİDARIN KAPSAMA ALANI DARALIYOR

Milyonlarca aileye yardım yapılıyor.

Yoksulluk ve işsizlik sarmalı büyüdükçe sayı artıyor.

Epeydir...

En yoksulların sosyal yardım düzeniyle, iktidarın kapsama alanında tutulmasının olanakları da geriliyor.

Referandum bunu göstermişti.

İktidarın en çok oy aldığı kesim olan...

Yarınlara bakışı giderek daha karamsarlaşan...

Düşük ücretli, güvencesiz emekçilerin, dertlerine derman olarak başkanlık sistemini görmedikleri açığa çıkmadı mı?

Büyük kentler ile Karadeniz hariç tüm sahillerde, ‘hayır’ çıkması sadece...

‘Orta sınıf, kentli itirazı’ mıdır? 

İstanbul’a bakalım!

Seçimlerde açık ara önde olunan Esenyurt gibi emekçi semtinde ‘hayır’ çıkması...

Birçok emekçi semtinde dramatik oy kayıpları.

Ümraniye, Bayrampaşa, Bağcılar, Esenler, Zeytinburnu’da yüksek ‘hayır’lar...

Yaşanan sorunun ‘ekonomi-politik’ yanına işaret etmez mi?

Etmez olur mu hiç?

Ta kendisi!

Yoksulları elde tutmanın zorlaşması yetmezmiş gibi... 

Bir de çemberi daraltan yeni gelişmeler yaşanıyor.

ÇEKİM İSTASYONLARI KURABİLMEK ARTIK DAHA ZOR

Çemberi daraltan gelişmelere bakalım.

Otoyola, şehir hastanesine, köprüye, tüneli yapan müteahhitleri verilen garantiler...

Hükümetin kasanını (bütçeyi) her geçen yıl, artan oranda boşaltıyor.

Örnek...

Osmangazi Köprüsü müteahhidine denmiş ki...

‘Günlük 40 bin araç geçecek, geçmezse parası benden’

Geçen her araç için 35 dolar + yüzde 8 KDV alacaksın...

Dolar artınca da... “Geçiş ücreti çok pahalı oldu sen geçen araçtan 70 TL al üstü benden demiş”.

İşte 2017 sonucu...

Her araç için 70 TL’nin üzeri devlet tarafından ödenince, bir de garanti verilen 40 bin araç geçmeyince... Devletin kasasından geçen yıl 1.3 milyar TL alınıp müteahhit firmaya verildi.  Köprüyü kullanan da kullanmayan da ödeme yaptı yani.

2017 başında dolar 3.50 TL idi. Köprü geçişi 130 lira (35 dolar + KDV) ediyordu. 70 lirasını geçen araçlar öderken geriye kalan 60 lirayı devlet (hepimiz) ödedik.

Şimdi dolar 4.50’ye çıktı köprü geçiş fiyatı oldu 170 lira. 70 lirasını geçen araç ödeyecek, 100 lirasını ise hepimiz!

Fatura her geçen gün artıyor.

Kabaran faturaya şimdi faizler de ekleniyor.

Faizler arttıkça, faiz ödemelerine pay çoğalıyor. Bütçeden faize ödenen pay geçmişe göre azalınca hükümetin elinde daha çok para kalıyordu. Artık bu duruma da elveda!

Daralan kapsama alanına, iktidarın yeni çekim istasyonları kurabilmesinin giderek zorlaştığı günlerdeyiz.

YUKARIDAN AŞAĞIYA KONTROL BİR YERE KADAR

Sadece yoksulları kapsama alanında tutmakta zorlanmıyor iktidar.

Aynı zamanda...

Toplumun geniş kesimini kapsama alanında tutmak için yukarıdan aşağı dayatılan dincileştirme de artık sonuç vermekte sıkıntı yaratıyor.

Her tarafın imam hatip liseleri ile doldurulmasına...

Hayatın her alanında dinin etkisini artırmak için yapılan onca dayatmaya rağmen...

Araştırmaların gençlerin ‘deizm’ etkisinde olduğu sonucunu vermesi...

Politik analiz için bir veri değil mi?

İktidarın gençliği kazanmakta yaşadığı sıkıntılar sürpriz mi?

Tabi ki değil.

Gençlerin yüzde 24’ü kayıp; ne işte, ne eğitimde, ne askerde.

Yüzde 20’si işsiz.

Çalışan gençlerin çoğu ucuz emek.

Referandumda gençlerin çoğunluğunun ‘hayır’ demesi sürpriz olabilir mi?

Eğitim, ideolojik saplantılar ve büyük bir hoyratlıkla göçertilmiş.

Şikayetçi olan sadece muhalifler mi?

Tabi ki de hayır!

Bulgu Araştırma’nın bir anketine göre...

AKP seçmeninin çoğunluğu...

Eğitim sisteminden memnun olmadığını ifade ediyor.

Araştırmacı Bekir Ağırdır diyor ki...

Seçmenleri ‘çekirdek’, ‘sempatizan’ ve ‘gri alandakiler’ olarak 3’e ayırdığımızda...

“Yüzde 45 ile gri alandakiler, en büyük parti”.

Evet bunarın partileri var ama öncelikleri partileri değil.

Kim bunlar?

Sadece gündelik hayatının geçim gailesi ile hanenin dirliği, düzeni ile meşgul olanlar. Ve bunlar siyasetten giderek umudu kesiyorlar.

Yüzde 45’in gri alanda olması, kimliklere sıkışmış ve kutuplaşmış siyasi zeminde ilginç değil mi?

Demek ki kutuplaştırma da bir yere kadar.

Üstelik toplumdaki kutuplaşmanın çözülmeye başladığına dair emareler var.

ULAŞILMIŞ DOĞAL SINIRI KORUMAK ZORLAŞIYOR

Sosyal yardım.

Rant paylaşımı.

Krediler ile para tutma.

İdeolojik kazanma.

İş, aş tehdidi ile zorla tutma.

Hepsinin toplamı geldi sınıra dayandı. O sınır yüzde 50!

AKP’nin doğal sınırına gelişi yeni değil elbet de.

Yeni olan...

Bu sınırı korumakta artık zorlanacak olması.

Evet...

Araştırmalar diyor ki; “AKP seçmeni ‘yandaş’ televizyon ve haber kanallarından besleniyor.

İktidar ne derse aşağıda aynen kabul görüyor”.

Enerji Bakanının da dediği gibi, ‘Partisinin aya dört şeritli yol yapabileceğine inanan’ bir AKP kitlesi...

Gerçekten de var!

Muhabir arkadaşlarımızın seçim nabzı haberlerinde de çıkıyorlar karşımıza.

Lakin bunların hiçbiri, yüzde 50’nin korunduğunu göstermiyor.

Öyle olsa...

Vergi affı, imar affı, ucuz konut kredisi, emekliye ikramiyesi gibi...

Seçim rüşveti işlevi görecek düzenlemeler arka arkaya açıklanır mıydı?

Başbakan bir ay önce, ‘bedelli askerlik’ten bahsedince...

“Terörle mücadele ediyoruz, gündemimizde yok’, ‘Şehitlere saygısızlık addederiz’ diyenler...

Şimdi seçimden sonra ‘bedelli’ umudunu diri tutacak mesajlar verirler miydi hiç!

PERFORMANS DÜŞÜKLÜĞÜ KİŞİSEL DEĞİL

AKP iktidarı döneminde hiç alışık olunmadığı üzere...

‘Düşmanı hazırlıksız yakalama taktiği’ baskın seçim hamlesinden istenen sonuç çıkmadı. Muhalefet arka arkaya ataklar geliştirdi.

Hatta seçim atmosferini iktidar değil, muhalefet belirlemeye başladı.

Alameti farikası hitabı, gündem belirlemesi olan ‘reis’ teklemek bir yana...

‘Tamam’  örneğindeki gibi, muhalefete siyasi malzeme verip duruyor.

Kutuplaştırmanın çözülmeye başladığı nesnel durumda, ucu ‘siyasetsizliğe’ çıkacağı halde, muhalefet aday ve partilerine ‘çırak’, ‘çöp’ aşağılamalarından vazgeçemiyor.

Patinaj sürdükçe korku devreye sokuluyor: AKP giderse esaret gelir. 

O da yetmeyince tehdit: Seçimleri saymayız. Gömdüğümüz silahları çıkarırız!

Gün ilerledikçe patinaj artıyor, lastikler aşınıyor. İşte o zaman aşınan partinin değil de, Türkiye’nin ‘beka sorunu’ olduğu propagandası devreye sokuluyor. 

Geleceğe kaçış başlıyor: 2023’te her şey güzel olacak.

Oysa...

Erdoğan’ın teklemesi...

Siyasetsizlik...

Tehdit, korkutma...

Hiçbiri ama hiçbiri kişisel ya da partisel bir performans düşüklüğünün sonucu değil.

Tümü ekonomi-politik bir nesnelliğin ürünü!

Metali yoran nesnelliğe bakmadan...

Parça değiştirmekle (Belediye başkanlarını görevden almak)...

Yapay güçlendirici takviyeler (Afrin’e operasyon yapmak) ile...

Olacak iş değil yorgunluğu gidermek!

HER YENİ REJİM, DEĞİŞKİLİĞİ DE BERABERİNDE GETİRİR

Dedik ya...

Metal yorgunluğu, dip dalga sinyali ve sair, tümü ekonomi-politik bir nesnelliğin ürünü!

Yani tıkanan ekonomik programın yarattığı siyasi sonuçlar.

Hem tıkanan rejimi sürdüreyim, hem sorun yaşamayayım olmuyor.

Hem inşaata dayalı büyüyeyim, hem bir avuç partili müteahhidi ihya edeyim, hem de siyasi ömrümü uzatma adına bütçeyi yutan rantsal mega projeleri sürdüreyim.

Hem de bunları elin parası (döviz girişi ile) yapayım.

Olmadı işte duvara tosladı!

Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, bunun değişeceğine dair cümleler kuruyor: ‘İç tüketime dayalı büyüme sonlanacak’.

Amma velakin...

Reis’in açıkladığı manifestoda...

“Kanal İstanbul yatırımının mutlaka gerçekleştirileceği, kentsel dönüşümün devam edeceği” belirtildiğine göre...

Döviz yutucu, tasarruf öğütücü inşaata devam edilecek.

***

Her birikim rejimi değişikliği, parti de değiştirir.

‘İthal ikameci sanayileşme’ye geçince de...

Oradan ‘ihracata yönelik sanayileşme’ modeline yönelince de... 

Yüksek faiz sayesinde paradan para kazanmanın duvara toslaması ile ucuz emek ile üretime dönük hamlenin yapıldığı 2001 krizi sonrasında da...

Böyle oldu; siyasi partiler değişti.

Zira bugünkü türbülans da yeni bir değişimi dayatıyor.

Birikim rejimi tıkanan AKP ise...

Şimşek’in dediği gibi birikim rejimini değil, siyasi sistemi değiştirmeye çalışıyor.

Yarın: Başkanlık sistemi AKP’nin iddia ettiği gibi ilerici bir restorasyon mu?

www.evrensel.net
ETİKETLER erken seçim