Kandil ile sandık arasında


06 Haziran 2018 03:45

2001 ekonomik krizinin siyasal alanda yarattığı alt üst oluşun ardından ‘denenmemiş’ bir parti olma iddiasıyla etrafında bir ilgi toplayan Erdoğan’ın liderliğindeki AKP, bu ülkede geleneksel sermaye partilerinin çözemediği her kritik konuda yeni bir şeyler söyleme iddiasını öne çıkarmıştı.

Önce geldiği Milli Görüş geleneğine dair kaygıları gidermek üzere ‘İslamcı bir parti olmadığını’ söyledi, onunla eş zamanlı olarak, Türkiye’yi AB’ye sokma iddiasını dile getirdi ve izleyen yıllarda da, bu ülkenin asırlık sorunu Kürt sorununda kendisini çözümün adresi olarak gösterdi.

10 Ağustos 2005 günü, Ankara’da Başbakanlık binasında Erdoğan’ın kabul ettiği 12 kişilik aydın heyeti ile yapılan toplantının ardından  Heyet Sözcüsü Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Başbakanın Kürt sorununun demokrasiden taviz vermeden çözüleceği konusunda teminat verdiğini söyledi.

Gazeteci Amed Dicle, yıllar sonra “2005-2015 Türkiye-PKK Görüşmeleri: Kürt Sorununun Çözümüne ‘Çözüm Süreci Operasyonu” başlığıyla yayımladığı kitabında o sürecin bilinmeyen yönlerini de anlatmıştı.

O kitaptan bir bölüm şöyle: “Temmuz 2005. Ankara’da bir araya gelen 10 aydın, birkaç gün sonra Erdoğan’la görüşeceklerdi. Aydınların bir araya gelmesini sağlayanlardan Orhan Doğan da toplantıda hazır bulunuyordu. Birazdan bir telefon bağlantısı kurulacaktı. Telefonun diğer ucunda Murat Karayılan vardı. Karayılan katılımcıları selamladı, katılımcılar da onu. Görüşme kısa sürdü.

Karayılan, bir kez daha demokratik çözümden yana olduklarını ve bunun için karşılıklı adım atmaya hazır olduklarını, Başbakana bunun aktarılmasını istediklerini talep etti. Erdoğan ile görüşecek 10 kişilik aydın ekibi PKK’den çözüm için destek almıştı. Birkaç gün sonra 10 kişilik heyet Erdoğan ile bir araya geldi. Erdoğan, heyetin Murat Karayılan ile telefonla görüştüğünü biliyordu. Toplantı olumlu geçti. Erdoğan, heyet aracılığıyla PKK’ye ‘Yakın bir zamanda Diyarbakır’a gideceğim, orada konuşacağım. Beni izlesinler’ mesajı gönderdi.” (s.23)

Ardından Diyarbakır’a giden Erdoğan, 12 Ağustos 2005 günü Diyarbakır’da toplu konut anahtar teslim töreninde yaptığı konuşmada, “Her ülkede geçmişte hatalar yapılmıştır. Geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere asla yakışmaz.” diye konuştu.

Ardından da devam etti: “İlla her soruna bir ad koymak da gerekmez. Ama illa ad koyalım diyorsanız Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur.”

İzleyen ve ‘çözüm süreci’ olarak adlandırılan yıllardan sonra Erdoğan bu sürecin AKP’yi değil, HDP’yi güçlendirdiği sonucuna varınca masa yıkıldı ve o süreçte Erdoğan ile görüşen, ona destek veren pek çok aydın ya cezaevine girdi, ya da mahkemelerden yakasını kurtaramadı. Bu ülke yüzünü barışa dönsün diye bir bildiriye imza veren akademisyenlerin birçoğu üniversitelerinden ihraç edildi ve haklarında davalar açıldı.

Ve son olarak Erdoğan, bu sefer 3 Haziran 2018 günü, Türk tipi bir başkanlığa aday cumhurbaşkanı sıfatı ile Diyarbakır’da yaptığı konuşmada “Kürt yoktur demiyoruz, Kürt sorunu yoktur diyoruz.” dedi. Yani, 13 yıl sonra aynı kentte bu sefer tam tersini söyledi.

7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin yüzde 13.1 oy almasının ardından, Erdoğan’ın partisinin tek başına iktidarını kaybetmesiyle birlikte şaha kaldırılan ‘terörle mücadele’ konseptinin yıkıntıları biliniyor.

Onun zaferi AKP için 1 Kasım oldu. Ve AKP’nin kendisini bıçak sırtında hissettiği 24 Haziran 2018 seçimleri öncesi bu kez de bir Kandil operasyonu gündemde. Washington’a giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile yaptığı görüşmenin ardından Menbic konusunda da iki tarafın bir yol haritasında anlaştığı açıklandı.

AKP Hükümetinin Rusya’nın desteği ile Afrin’de sağladığı avantajlı konumu da dayatarak ABD ile geldiği bu noktanın sonrasının nereye varacağını izleyip göreceğiz.

Ancak tüm bunlar, Türkiye’nin asırlık sorunu Kürt sorununun askeri yöntemlerle çözülemediği ve sorunun “terörle mücadele” politikalarına indirgenmesinin bakiyesinin yitik kuşaklar olduğunu defalarca göstermişti.

Türkiye bir seçim öncesi yeniden aynı hatta doğru sürülüyor. Biz yine sormuş olalım: Kandil ile sandık arasına sıkıştırılan bir yoldan hayata acaba ne kalır?

www.evrensel.net
ETİKETLER erken seçim