‘Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? - 2 | AKP’nin vaadi: Uzaya çıkış, vaziyet: 2002’ye çakılış!


05 Haziran 2018 04:48

İstikrar sürer, AKP seçilir, işte o zaman güçlü Türkiye gelir.

Bu formülün...

Ekonomi, dış politika, demokrasi konusunda bugüne dair etkili bir şey söyleyemeyen AKP hükümetinin...

Geleceği pazarlama taktiği’nden başka bir anlamı olmadığına dün değinmiştik.

16 Nisan referandumunda da...

Evet çıkarsa Meclis, gensoru ile ilgilenmeyecek, Türkiye’yi uçuracak.

Evet çıkarsa, istikrar gelecek, ekonomik ve siyasi krizler bitecek.

İddiaların ortaya atıldığını, fakat sonucun tam tersi olduğunu, sürecin siyasi ve ekonomik kriz biriktiğini vurgulamıştık.

Şimdi tekrar...

Somut gerekçeler ortaya koymadan...

Soyut bir inançla...

Hükümetin ‘güçlü gelecek’ pazarlanmasının...

Olmayan bir araba markasını pazarladığı için nitelikli dolandırıcılıktan cezaevinde yattıktan sonra çıkıp Maldivler’de olmayan oteli pazarlayan Jet Fadıl lakaplı Fadıl Akgündüz taktiğine benzediğini söylemiştik.

Oysa gerçek şu: AKP’nin, bir çok açıdan, Türkiye’yi getirdiği yer, iktidara geldiği 2002 seviyesi!

Bugün buna değineceğiz.

İŞSİZLİK’TE DURUM DAHA KÖTÜ

İşsizlikten başlayalım.

AKP’nin iktidar olduğu ilk yıl olan 2003’te işsizlik oranı yüzde 11.

Aradan 15 yıl geçti!

Geçen sürede, hükümet sözcüleri, “Türkiye ekonomisini üç buçuk kat büyüttük” diye övünüyor.

Onca büyümeye rağmen gel gör ki...

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2017 yılı işsizlik oranı yüzde 10.9.

2003’teki yüzde 11 ile 2017’deki yüzde 10.9’u kıyaslayıp şöyle düşünebilirsiniz: Sadece yüzde 0.1 oranında mı düştü?

İşin aslı, o kadar bile düşmedi.

Şöyle ki....

Hükümet işsizlik hesaplama yöntemini değiştirdi. Yeni yöntem işsizlik oranlarını daha düşük gösteriyor. 2003 yılında işsizliği yüzde 11 gösteren hesaplama serisine göre 2107 işsizlik oranı yüzde 11.5’in üzerinde çıkıyor.

İşsizlik oranı azalmadı arttı yani!

İşsiz sayısı da 2.5 milyon 3.5 milyona çıkmış durumda. Başka bir ifade ile aradan geçen zamanda işsiz sayısı yüzde 40 arttı.

İşsiz sayısı tabi ki artacak, çünkü 15 yılda nüfus çok arttı” şeklindeki...

İktidar sözcü ve savunucularının önermesi ise...

İlk anda doğru gibi gelse de, rakamlara bakınca doğru olmadığı görülen bir önerme.

Hemen rakamlara bakalım!

2003 yılında...

Çalışabilir (15-65 yaş arası) nüfus    48 milyon.

2017 yılında ise...

Çalışabilir nüfus             60 milyon.

Görüldüğü gibi aradan geçen zamanda çalışabilir nüfus yüzde 25 artmış.

Bu sürede işsiz sayısı neden yüzde 40 artmış?

İktidar sözcülerinin bir diğer savunması da şu: “İstihdamı çok artırdık. Milyonlarca kişiye iş sağladık”. 

Acaba?

2003’te...

İstihdam edilenlerin sayısı             21 milyon.

2017’de...

İstihdam edilenlerin sayısı             28 milyon

Aradaki fark 7 milyon. Yüzde 30’luk bir artışa denk geliyor.

Demek ki işsiz sayısı yüzde 40 artarken istihdam yüzde 30 artmış.

Sonuç: 15 yılda AKP Hükümetleri, işsizlik açısından vaziyeti daha kötü duruma getirmiş.

HAYAT DAHA PAHALI!

TÜİK daha düşük çıksın diye enflasyon hesabını değiştirdi.

Yeni hesap yöntemine göre...

AKP’nin iktidarının ilk yılını, yani 2003 yılını başlangıç kabul edersek fiyatlar genel düzeyi, 2004 yılında yüzde 8.6 oranında arttı.

Görüldüğü üzere o dönem zamlar tek hane.

Ya şimdi?

2017 yılında bir önceki yıla göre fiyatlar düzeyindeki artış yüzde 11.

Sürekli enflasyonu düşüreceğini iddia eden ve sürekli bu yönde hedefler açıklayan hükümetin geldiği nokta bu; zamlar artık çift hane!

AKP’li yıllar boyunca kurlar düştükçe, akaryakıt fiyatları geriledikçe enflasyon düştü. Tersi olunca da arttı. Hükümet etkisiz eleman olarak kaldı.

Hükümetin enflasyonla mücadelesinin sonucu ise...

Ücretleri baskılamak, tarımı ‘ithalatta terbiye etmek’ gibi yöntemlerle; işçiyi, çiftçiyi cezalandırmak oldu.

Sonuç: Sanayi ve tarımsal üretimi dışa bağımlı hale getiren AKP iktidarı, kurlar yükselince vatandaşı pahalı hayat gerçeği ile karşı karşıya bıraktı.

‘ÜLKE BATMIŞTI’ DENİLEN YILLA AYNI ORANDA...

AKP’lilerin “Ülke batmıştı” dediği 2001 sonrasında...

Bir başka ifade ile AKP’nin iktidarı aldığı 2002 Kasımında...

Türkiye’nin toplam dış borç rakamı ve toplam dış borcun milli gelire oranı şöyleydi:

Dış borç toplamı            130 milyar dolar.

Milli gelire oranı   yüzde 56.

2018’deki vaziyet ise şöyle.

Dış borç toplamı            450 milyar dolar.

Milli gelire oranı   yüzde 60.

2008 yılında yüzde 38 olan bu oran, 10 yıldır istikrarlı bir şekilde artarak 2002 yılından daha kötü bir düzeye geldi.

2002 sonunda Merkez Bankası dahil kamunun dış borcu 86.5 milyar dolardı. Özel sektörün dış borcu ise bunun yarısı kadar.

Borcun üçte ikisi kamunundu yani!

O günden bugünü özel sektörün borcu 7 kat arttı. Dış borçta bütün yük özel sektörün ve özellikle de reel sektörün (şirketlerin) sırtına bindirildi.

Bu nedenle şimdi 450 milyar dolarlık dış borcun yüzde 70 özel sektörün.

Sonuç: Dış borç adeta özelleştirildi. Sırf, dış borçta kamunun payı azaldı diye yapılan şu propaganda koca bir yalan: “Türkiye IMF’ye dilenmeyen, borç alan değil borç veren bir ülke.” Gerçek ise şu: Türkiye’nin dış borcu 15 yılda yaklaşık 325 milyar dolar arttı. Türkiye önüne gelen yabancı sermayeden borç aldı!

***

Dış borca (yabancının parasına), tüketime ve yoğun emek sömürüsüne (az kişi ve ucuz emek ile çok iş) dayalı ekonominin geldiği yer bu!

BUNCA İNŞAATA RAĞMEN EV SAHİPLİĞİ ORANI ARTMADI

Türkiye'de yer gök inşaat. Türkiye şantiyeye döndürüldü. 

Konut inşaatı da satışı da çılgınca! Her yıl milyon milyon konut satılıyor.

2010’lı yıllar boyunca konut inşaatına dayalı bir yatırım ve büyüme stratejisi uygulamaya konuldu.

Son 7 yılda milli gelirdeki artışın üçte biri inşaattan geldi.

Peki ev sahipliği artmış mı?

Ne gezer!

2002 yılında gecekondular dahil ev sahipliği oranı yüzde 60’ın üzerinde!

Yıl 2017, konut sahiplik oranı yüzde 60.

Türkiye’de bireylerin yüzde 60’ı oturduğu evde ev sahibi. Dünyanın 17. büyük ekonomisi,

bu ev sahihliği oranıyla dünya geneline bir hayli geride.

Ülkelerin ekonomik verilerini analiz eden tradingeconomics.com verilerine göre... Türkiye araştırma yapılan gelişmiş 47 ülke arasında 41’inci sırada.

Sonuç: İnşaatın yaygınlığı ev sahipliği değil, devasa bir rant getirdi.

2001’E BENZEMESE DE BİR KRİZ VAR ORTADA!

TÜRKİYE’de, dış borçlanmaya dayalı büyüme modelleri geçmişte de uygulandı. Yabancı paraya ve ithalata bağımlı bu tür büyüme ekonominin yanı sıra şunları da büyüttü: Dış ticaret açıklarını, işsizliği ve enflasyonu.

Süreç her defasında krizler ile son buldu!

Yazı boyunca...

AKP iktidarının bir çok açıdan...

Türkiye ekonomisini devraldığı noktanın gerisine götürdüğüne dikkat çektik.

Peki ya kendisini iktidara taşıyan 2001 ekonomik noktasına da getirdi mi?

Ortada bir kriz var.

Lakin bu 2001 krizine benzetilemez.

2001 yılında ekonomi kalp krizi geçirdi. Ana damar (maliye politikası) neredeyse tamamen tıkanmıştı.

Şimdi ise...

Hane halklarının, şirketlerin, KOBİ’lerin, çiftçinin aşırı borçlandığı...

Mega projelere (Havalimanı, yol, tünel, şehir hastanesi) verilen garantilerle Türkiye’nin 20 yıllık vergi gelirlerine şimdiden el konulduğu...

Sürekli verilen teşviklerin devletin kasasını boşalttığı...

Faizin, enflasyonun arttığı ve bu durumun yakın gelecekte kredileri, tüketimi ve bunun üzerine kurulu bütün bir ekonomik sistemi vurma ihtimalinin yükseldiği...

Vücudun (ekonominin) her yanına yayılmış bir tehlike ile baş başayız!

Not: Dünkü yazıda, 10 bin dolardan 25 bin dolara çıkarılacağı hedeflenen kişi başı milli gelir ‘9 bin dolara geriledi’ yazılacakken, sehven “7 bin dolara geriledi” yazılmıştır.

Yarın: AKP’nin ‘ekonomi modeli’ tıkandı, ısrarı sürüyor

www.evrensel.net