‘Şahlanış ve Türkiye vakti’ mi? – 1 | AKP’nin Jet Fadıl taktiği!


04 Haziran 2018 05:00

Geleceğe dair çok büyük iddiaları olmasına rağmen...
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile partisi AKP’nin seçim performansı düşük.
Mitingleri de eski havasından uzak!
Görünen de, genel kanı da bu yönde.
Hatırlayalım!
Cumhurbaşkanı manifesto açıkladı.
Heyecansız bulundu.
Ki öyleydi.
Beyanname açıkladı!
Sönük bulundu.
Ki sönüktü!
Manifestoda ve beyannamede yer alan; ‘Enflasyonu düşüreceğiz’, ‘Cari açığı azaltacağız’ gibi bazı ekonomik vaatler...
İktidardaki bir parti için komik bulundu.
‘Özgürlükleri de artıracağız OHAL’i de sürdüreceğiz” benzeri siyasi vaatler ise...
Doğal olarak oldukça çelişkili bulundu.
‘Hele bekleyin, Erdoğan sahaya insin hava değişir’ tezi de karşılıksız çıktı.
Tıpkı Yenikapı’da düzenlenen ve siyasi bir ranta çevrilmeye çalışılan...
“Zulme Lanet Kudüs’e Destek” mitingden beklenen karşılığın alınamaması gibi.
Seçime kalan 20 gün içerisinde de...
Yedekte bekletilen güçlü vaadin hayata geçirileceğini...
Seçmeni etkileyecek bir şahlanışın yaratılacağını...
Kimse beklemesin!
Sürecin böyle olacağını hükümet önceden biliyordu. Seçime dönük hazırlanan reklam da buna göre hazırlanmış zaten.

GELECEĞİ PAZARLAMA TAKTİĞİ

AKP’nin seçim startını verdiği reklamın sloganı: Türkiye Vakti!
Reklamda...
Tarihte farklı sancılı süreçlerden geçip şimdi parlak günler geçiren devletlere göndermeler yer alıyor:
“ABD: 1929’da sanayisi yüzde 60 geriledi, şimdi gayrisafi milli hasılası 18.5 trilyon doları aşıyor. Dünyanın süper gücü olarak tanımlanıyor”.
“Almanya: 2. Dünya Savaşında büyük bir yıkım yaşadı. Berlin duvarı ile utanç kaynağı oldu otomobil markası ile gurur kaynağı, şuan dünyanın 4. büyük ekonomisi”
“Japonya: Dünyanın en büyük nükleer felaketine sahne oldu. ABD tarafından ordu kurması yasaklandı. Ordusu  yerine  teknolojisini geliştirdi şimdi dünyanın en büyük 3. ekonomisi”.
Ve benzeri göndermelerin ardından şimdi sıranın Türkiye’ye geldiği mesajı veriliyor. Tabi ki bir şartla; şayet AKP olursa!
Sanki bu iş sırayla oluyormuş da, ekonomik altyapı, bunları planlayan bir üstyapı gerekli değilmiş gibi sunulsa da, reklam etkileyici.
Gelecek pazarlanıyor, güçlü ekonomi hayali kurduruyor.
Mottosu da, “Gel, birlikte olsun”!
‘Ne için birlik?’ sorusuna cevaplar şu şekilde:
Geçmişi ile kavgalı değil geleceği ile barışık bir Türkiye için...
Kavga eden değil kucaklayan Türkiye için...
Yerinde sayan değil fark oluşturan Türkiye için...
Örnek olan değil örnek olan Türkiye için...
Mesajı: Birlik ve beraberlik olursa, geçmişi ile barışık şekilde geleceğe yürüyen Türkiye, bolluk ve refaha kavuşacak!
Peki ne zaman?
Gelecekte!
Tam bir gelecek pazarlama taktiği.
Nitekim reklamlardan sonra Ekonomi Bakan Nihat Zeybekçi de hızını alamayıp haykırdı: 24 Haziran’dan sonra dünyada ilk 10’da, Avrupa’da ilk 3 içinde olacağız!

PAZARLAMANIN ALICISI VAR!

Hükümet, bugüne dair etkili bir şey söyleyemeyeceğinin farkında.
Ekonomi hiç iç açıcı durumda değil.
Demokrasi, özgürlükler OHAL altında ezildikçe eziliyor.
Hukuk, adalet konularında, kendi tabanını bile (Cemaat üst düzey temsilcileri yurt dışında cirit attıkça, Banka Asya’ya üç kuruş yatıran cezalandırılırken parası olanlar cezaevinden çıktıkça...) giderek umudu keser hale geliyor.
Böyle oldukça da geleceği pazarlamak kaçınılmaz oluyor.
Peki etkili oluyor mu?
Evet!
Gazetemizdeki seçim nabzını tutmaya dönük haberlerde de açıkça görüldüğü gibi...
‘Gelecek, AKP ile güzel günlere gebe’ tezi, çoğunluk AKP’liler tarafından, “2023’ten sonra her şey iyi olacak” vb. sözlerle aynen yineleniyor.
İster, ‘partilerine büyük inanç’ deyin.
İster, ‘ideolojik kazanılmış’ deyin.
İsterseniz de, ‘yandaşlaştırılan medyadan duyulanın aynen tekrarı’ deyin.
Gelecek pazarlamanın karşılığı olduğu gerçeğini değiştirmez!

ŞİMDİ AKP’LİLERE SESLENME VAKTİ!

Cumhurbaşkanı Erdoğan inandırdığı kitlesine böyle sesleniyor: “Vakit Türkiye vaktidir diye yola çıkıyoruz, yaparsa yine AK Parti yapar”.
Yeni dönemi de...
Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerinin ardından gelen, ‘Büyük ustalık’ dönemi olarak adlandırıyor.
AKP’nin ‘büyüklük’ propagandasının üç ayağı var: Gelecekte olacak, yeni sistemle olacak, ve AKP ile olacak.
Madem formül bu; tartışmada buradan başlamalı, buradan derinleştirilmeli. (Bütün bunlar da AKP seçmeni ile yapılmalı.)
Hep birlikte hafıza tazeleyerek başlayalım.
16 Nisan referandumunda da...
AKP’nin ‘evet’ reklamlarında şu vurgu vardı: Kişi başı 10 bin dolar olan milli gelir seviyesi katlanacak. Türkiye dünyanın 10. büyük ekonomisi olacak”.
Sonuç: Kişi başı milli gelir 9 bin dolara geriledi.
Üstelik ‘istikrar gelecek denilirken’, 1.5 yıl sonra seçime gidilmek zorunda kalındı. 
Nedeni çok açık: Ekonomi ve dış politikada iyi sonuçlar üretmek giderek zorlaştı, işlerin kötüye gideceği beklentisi arttı.Yüksek büyüme hikayesi, işsizliğe, enflasyona, ağır yoksullaşmaya çare olamadı.
Güç gösteri yapılan Suriye’de de, dengeler yeniden kurulurken, Türkiye açısından ‘sınıra gelindi!
Hani 16 nisan iyilik getirecekti?
Oysa adına ‘istikrar’ dediğiniz tek başına iktidar olma durumunuz var.
Genelkurmay başkanı el pençe divan, yargı önünüzde düğme iliklemeye çalışıyor. Yani ‘gücünüz’ alabildiğine var. 
KHK ile yıldırım  kararları hayata istediğiniz gibi geçiriyorsunuz, baş döndürücü hızınız da var!
Referandum mitinglerinde haykırıyordunuz: “Sezer Anayasa kitapçığını merhum Ecevit’e fırlattı mı? Bir anda ertesi gün döviz ne oldu? Malum. Bunlar olmasın diye biz bu Anayasa değişikliğini yaptık”.
Cumhurbaşkanı ile Başbakan her konuda anlaşıyor tam bir uyum da var (Uyumu da, uyuma   rağmen doların uçtuğunu da gördük).
Kısaca; referandumda propagandasını yaptığınız ‘hız, istikrar, güç’ üçlüsünün hepsi var.
Lakin dedikleriniz tersi oldu!

PERŞEMBENİN GELİŞİ ÇARŞAMBADAN BELLİ

Referandumda vaat edilenlerin olmayacağını o zaman, “Başkanlık Hız, İstikrar ve Güç Kulesi Midir?” başlıklı yazılarımızda tespit etmiştik. (Kahin olduğumuzdan değil, görünen köy kılavuz istemediğinden). 
“Hızlı karar ‘doğru’ karar almayı becerebilmek anlamına gelmiyor. Önemli olan hızlı değil doğru karar almak” demiştik.
“Bir de ‘doğru’ olmayan bir kararın hızlı aldığını, üstelik denetlenemediğini düşünün. Bu durum ağır sonuçlar doğurmaz mı?” diye sormuştuk.
Doğurdu da...
Misal; bir gecede sınav sistemi değişti, gençlerin hayatı karardı! AKP’li seçmen dahi ‘eğitimde iyi işler olmadı’ diyor.
Suriye batağından Gülen cemaati ile ortaklığa.. Dereleri HES’lerle kurutmaktan ‘kentlere ihanet ettik’ denilen edilen dikey binalara.. Kürt soruna ilişkin zikzaklardan ‘Yap işlet devret’ modeliyle hayata geçirilen zarar edilen yollara...
İktidarın bir dizi yanlışlarını sıralayıp, ‘mesele hız ve güç değil’ tespiti yapmıştık.
Nitekim meselenin bunlar olmadığını...
Güç gösterisi yapılan AB’ye ile ara düzeltmek için atılan taklalarda gördük.
‘Faiz lobisi’ denilen sermayeye, ‘aman ülkemizi terk etmeyin’ diye Londra’da yalvarılırken gördük.
Hızla üniversiteleri bölme keyfiliğinde gördük.
Gördük de gördük, saymakla bitmez!
Şimdi iktidar hiçbir şeyi değiştirmeden, aynı yöntemle yine gelecek pazarlıyor.
Tıpkı...
Olmayan bir araba markasını pazarladığı için nitelikli dolandırıcılıktan cezaevinde yattıktan sonra çıkıp Maldivler’de olmayan oteli pazarlayan...
Jet Fadıl lakaplı Fadıl Akgündüz gibi!

www.evrensel.net