Hükümet döviz yangınını bile bile mi çıkarıyor?


25 Mayıs 2018 04:15

Faiz de, önceki gün 3 puanlık artışa gidildi.

AKP döneminin en yüksek oranlı faiz artırımlarından biri.

Yine de yetmedi!

Merkez Bankası faiz artırımının ardından düşen dolar yine yükseldi.

O da ne?

Sosyal medyada, “Biz TL kullanıyoruz bize ne dolardan kampanyası’....

Yandaş medyada ise...

‘Seçim öncesi dış mihrak oyunu’  edebiyatı.

“Bilmeyen var mıdır, bu kampanyalar ne kadar etkili?” sorularının cevabı şüpheli. Ama biz yine de bir kez daha hatırlatalım.

Türkiye’de uzun süredir ikili para sistemi var. Vatandaştan başlayalım!

Hemen hemen toplumun her kesiminden insanların bankalardaki parasının çoğunluğu döviz.

Bankalarda, “Yurt içi yerleşiklerin” toplam mevduatlarının yüzde 40’ından fazlası döviz mevduat hesaplarında.

Yastık altındaki paranın büyük bir çoğunluğu döviz.

Üretimden devam edelim!

İmalat sanayiinde ham madde ve malzemenin yüzde 70’i ithal. Sanayinin çarkları dövizle dönüyor.

Tarımda kullanılan girdi ilaç, gübre, tohum, mazot ithal. Buzdolabı dövizle doluyor, tencere dövizle kaynıyor.

Gelelim devlete!

Devletin ihaleleri bile dövizle yapıldı. Müteahhit firmalara dolar üzerinden gelir garantisi verildi. Köprülerden, otoyollardan, tünellerden geçiş bile dolar üzerinden yani!

Sonuç bir:  Ülkede müthiş bir dolarizasyon başka bir ifade ile ikili bir para sistemi varken,  “Biz TL kullanıyoruz demek” hiç ama hiç gerçekçi değil.  

‘BİZE NE’ DENEBİLİR Mİ?

İhale dövizle.

Borç dövizle.

Üretim dövizle.

Kredi dövizle.

Böyle bir ortam da nasıl olur da, “Dövizdeki yükseliş bizi ilgilendirmez” denebilir.

Kurlardaki her yükseliş ülkeyi sallar, emekçilerin hayatına bıçak saplar.

Türk lirasının ABD dolarındaki değer kaybı son bir haftada yüzde 10’un üzerine çıktı.

240 milyarı dolarlık döviz borcu bulunan özel sektörün borcu durduğu yerde, TL cinsinden, arttı. Hem de son bir haftada 112 milyar TL.  

Bu artışın faturası zam ve işçi çıkarma kaçınılmaz.

Ücretleri ödememe, ücretsiz izne gönderme haberleri gelmeye başladı bile.

 Artan işsizlik. Maaş ve ücretlere yapılan düşük zamlar gibi sebepler emekçilerin gelirini azaltıyor. Borçlarını ödemelerini zora sokuyor.

Yoksulların intihar haberlerinin bir salgın gibi yayılması bundandır.

Enerjiden tarıma, ilaçtan sanayiye dövize bağımlı olan bir ekonomide kurlardaki artış enflasyonu zıplatıyor. Emekçinin belini iyice büküyor. Türkiye enerji ithalatı yüksek bir ülke. Döviz fiyatı pahalanınca Türkiye’de kullanılan petrolün, gazın, kömürün fiyatı da artıyor.

Merkez Bankası faizi arttırdı. Merkez Bankasının faiz indirim kararları, kredi faizinin hemen ucuzlamasını sağlamaz. Lakin faiz artışı, mevduat ve kredi faizlerinde hemen yükselişe yol açar.

Şirketlerin borçla yaşadığı bir ülkede faiz artışı işçilere daha ağır sömürü olarak döner. İşçiler daha çok artı değer üretsin ki faize giden para karşılansın!

Sonuç iki:  Bir gün gelir de yollar, köprüler TL ile yapılırsa, buğday üretmek, hayvan yetiştirmek TL ile olursa, fabrikalardaki makineler, araba, uçak, buzdolabı TL ile üretilirse işte o zaman ‘Dolardan bize ne denebilir belki!’

HÜKÜMET BİLEREK Mİ YANGIN ÇIKARIYOR?

Son günlerde sıkça dillendirilen bir tez oldu.

Erdoğan yönetimi bilinçli bir strateji olarak ekonominin kötüleşmesine izin veriyor.

Erdoğan seçime ‘ekonomik şiddet’le gitmeye ve toplumu bunun üzerinden rehin almaya çalışıyor.

Bu tezin savunucularına göre...

Erdoğan Londra’da....

Kurunun yükseleceğini ve bunun Türkiye ekonomisini zora sokacağını bile bile Merkez Bankasına müdahale edilecek mesajı vermesi tesadüf değil.

“Bana, insanların evleri arabaları krediyle alındığı için, bu düzen bozulursa elimizdekiler gider korkusu yayılarak kurda bu tip hareketler bilinçli olarak hükümet tarafından yapılıyor gibi geliyor”...

Tespiti yapan Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz haklı!

Yine bu tezin sahiplerine göre...

Erdoğan, yaklaşmakta olan ekonomik/finansal krizin ‘ucunu’ cümle aleme göstererek, “Benden sonra tufan” demekte.

Ve de

7 Haziran 2015’ten sonra elinden kayıp giden iktidarı binlerce insanın canı pahasına nasıl tekrar yakaladıysa, bu kez de artan işsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığı üzerinden aynı sonuca ulaşmayı hesaplamakta.

Uzun bir yazının konusu ve bu konuyu seçim yazıları ile birlikte yeniden ele alacağımızı belirterek biraz değinelim.

Önce bir iki soru...

Birincisi...

Sadece ev araba kredisi olduğundan istikrar bekleyen yok! Yoksullar var; istikrar bekleyen.  Süreç onlarda bir kopuşa yol açabilir. 16 Nisan referandumunda kadınların çoğunun ‘hayır’ vermesinin yoksulluğun artmasıyla ilişkisi olduğu gibi. Soru şu: İktidar bu kumarı oynayabilir mi?

İkincisi... ‘Ya bu iktidar gitmeden huzur yok’ fikri yaygınlaşırsa...

Üç: Bugüne kadar ‘ekonomik istikrar’ vurgusundan beslenmiş iktidar,  “istikrarı koruma” kozunu kaybederse, iktidardan düşme riskini artırmaz mı?

Şimdi bir iki kısa cevap.

Bir: Hükümet de bozma konusunda bir tutarlılık var.

“Biz bu doların belini kırarız” dediler, 2013 yazından ocak 2014’e kurlar yükseldi.

“Faiz lobisine boyun eğilmesine asla müsamaha gösterilmeyecek” dediler, ocak 2015’ten eylül 2015’e kadar kurlar durmak bilmedi.

Şimdi de seçim için...

“İşsizlik mümkün suret düşük gösterilecek, harcama artacak, bütçe, borçluluk durumu ve cari denge göz ardı edilecek, dolar kurunun yükselmesi göz ardı edilecek” mesajı verildi.

Şubat 2018’den bugüne kurlar tutulamıyor.

Yeni değil yani bu bozma olayı!

İki: Hükümet şimdi kurlar çok düşsün istemez. Şöyle ki... Örneğin Türkiye’ye gelen ve dolarını 3.50’den bozduran bir yabancı şimdi 4.80’den döviz alıp büyük zarar etmemek adına kıpırdamıyor. Dolar kuru yeniden 4’leri görürse zararları silinmiş veya azalmış olacağı için çıkış yapabilirler.

Ne de olsa seçim ortamı ve kendileri açısından siyasi belirsizlik yüksek. Hızlı çıkış olursa felaket olur! Bu sonucu istemediği için 4.50’lik bir kur hükümetin de işine gelebilir.

Üç: Hükümet eğer felaket isteseydi, yüksek faiz artışına gidip piyasaların köpüğünü almazdı.

Dört: Hükümetin ve ekonomi yönetiminin seyirci pozisyona düşmesinin nedeni, iktidarın bugüne kadar işleyen sermaye birikim rejiminin artık tıkanmış olmasıdır. (Tıkanma ve iktidarın çözümsüzlüğünü ilerideki yazılarda ele alacağız).

DOLARI DIŞ MİHRAK MI ARTIRIYOR?

Bugünlerde yine sıkça duyar olduk...

Kurdaki yükseliş ‘dış güçlerin ya da dış mihrakların oyunu.’ ‘Dolarla oynayarak milletin cebine zarar verecek sonuçlar ile seçimin sonuçlarını değiştirmeyi hedefliyorlar.’ İktidar cephesinden gelen bu söylemlere ilk tepki haliyle...

“Bu kadar dış mihrakların oyuncağı olabilecek bir ülke miyiz, yazık” oluyor.  

Türkiye’nin döviz geliri ile gideri arasındaki fark (cari açık):  55 milyar dolar.

Özel sektör dış borcu: 243 milyar dolar.

Bu yıl Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu sıcak para toplamı:     230 milyar dolar (Ödenmesi gereken borç ile karşılanması gereken cari açık)

Eğer dış sermayeye muhtaçsanız ve yurt dışından gelen para miktarında yavaşlama varsa iki şey olur:

Bir: Yabancı para gelsin diye daha yüksek faiz ödersiniz  

İki: Ya da paranızın değersizleşmesine göz yumarsınız.

Türkiye’de maalesef ikisi de oldu.

Doları yükselten iç ve dış etkenler şöyle sıralanabilir

♦ Türkiye’nin giderek artan borçluluk oranı (Dövize muhtaçlık artıyor)

♦ Sermaye girişindeki belirgin yavaşlama (Artık döviz bulmak daha pahalı)

♦ İktidarın sermayenin güvenini sarsan tutumu (Merkez Bankasının baskılanması, bütçe açığının büyütülmesi vb.)

♦ Enflasyonun yüksekliği

♦ ABD ile İran gerginliği gibi uluslararası çatışmaların artması.

♦ Amerikan Merkez Bankasının faiz artırma kararı

Sonuç üç: Türkiye de dahil olmak üzere, bol ve ucuz para akışına alışmış ülkeler için kötü bir dönemin içindeyiz. Türkiye’nin diğer ülkelerden daha çok çalkalanması ise tamamen hükümetin tutumu ile ilgili.

Şimdilik sadece doların girişi yavaşladı. Çıktığı kadar giriyor da. Ya bir de çıkıp girmezse... İşte o zaman deprem!

www.evrensel.net