Hopa, çarpıtma ve kampanya


17 Haziran 2011 10:23

31 Mayıs günü Hopa’da “Başbakanın seçim mitingini protesto ettiler” iddiasıyla yapılan gözaltılar ve tutuklamalar sürüyor. Gözaltıların, baskıların, “teknik takip” üstünden yapıldığı ve ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen’in evinin basılıp aranmasına kadar geldiği anlaşılıyor. ÖDP’nin avukatları, polisin tavrının gözaltına alınanların daha da artabileceğini işaret ettiğine dikkat çekiyorlar.
Yandaş basına ve kolay gazetecilik erbabının yaptığı haberlere bakarsanız; “Hopa olayları, Başbakanın mitingini engellemek isteyen, mitinge saldıran bir grup “solcu”nun AKP mitingine saldırmak istemesiyle çıkmış, polisle çıkan çatışmalarda Emekli Öğretmen Metin Lokumcu kalp krizi geçirerek hayatın kaybetmiştir. Ancak olaylar durmamış, Başbakanın içinde bulunduğu seçim otobüsü taşlanmış, bu taşların isabet ettiği Başbakanın koruma polisi başından aldığı darbe ile otobüsten düşmüş ve ağır yaralanmıştır. Şimdi polis, bu olayın faillerini aramakta, teknik takiple tespit ettiği kişileri gözaltına alıp adalet önüne çıkarmaktadır!”
Peki, gerçek böyle midir?
Elbette hayır!
Gerçek şöyledir:
1-) 31 Mayıs 2011 günü Hopalı çevreciler, dereler üstüne yapılamak istenen HES’lere karşı olduklarını belirten bir miting yapmak üzere, Başbakanın miting yapacağı meydandan çok uzakta bir yerde toplanmışlardır. O saatlerde Başbakan henüz İstanbul’da bir toplantıda, iş adamlarına konuşma yapmaktadır. Çevik Kuvvet, mitinge müdahale eder ve çatışma bunun üstüne başlar. Kitleye cop ve biber gazıyla müdahale sırasında Metin Lokumcu kalp krizi geçirir. Hastaneye kaldırılır ve hastanede yaşamını yitirir. Hastanenin raporu, “Biber gazı ve heyecanın tetiklemesi sonucu kalp krizine bağlı ölüm!” biçimindedir.
2-) Metin Lokumcu, Başbakan Hopa’ya gelmeden bir buçuk saat önce hastaneye kaldırılmış, göstericeler Başbakanın mitingini izlemeye gelenlerle hiç temas etmemişlerdir.
3-) Otobüsten düşerek yaralanan polisin göstericilerin attığı taşlarla yaralandığı ve otobüsten düştüğüne dair hiçbir kanıt yoktur. Tersine genel kanı ve olayı gören gazetecilerin ifadesi, otobüs hızlanınca kapıda duran korumanın otobüsten düştüğü biçimindedir.
Bütün bu gerçekler ortadayken, polis, “Hopalı çevreciler”in ve çeşitli sol siyasi gruplara mensup kişilerin peşine dükmüş, ülkenin başka kentlerinde onları gözaltına alan bir “sürek avı” yapmaktadır.
Bu elbette polisin kendi başına yaptığı bir şey değildir. Başbakan daha Hopa’dan Rize’ye geçtiğinde “Biz çeteleri dağlarda sanıyorduk meğer Hopa’ya da inmiş çeteler” diyerek, polise adeta “çetelerin bulunup dağıtması” için direktif vermiştir.
Anlaşılmaktadır ki polis bu direktifi titizlikle uygulamakta, herkesin bildiği legal siyasi parti ve çevrelerden kişileri gözaltına alarak, gözaltına almayı ve tutuklamaları bir kampanyaya dönüştürüp çeşitli illere de yayarak,”sol” çevreler üstünde terör estirmeyi, Başbakana karşı protesto yapma potansiyeli olan çevreleri terörize etmeyi amaçlayan bir tutum izlemektedir.
Elbette burada akla hemen Başbakanın “Balkon Konuşması”, bu konuşmadaki “helalleşme” çağrısı gelmektedir.  Ve elbette burada bu çağrıyı, “Başbakanın toplumsal barış için yaptığı bir fedakârlık” diye büyütüp, yeldir yepelek ortalığa dökülen basın erbabı, AKP propagandası da akla gelmektedir.     
Başbakan ve AKP propagandası Başbakanın, hükümetin, hatta AKP’nin “herkesi kucakladığını” söylemektedir. Ancak AKP için “herkes”, AKP’ye ve uygulamaların karşı olmayanlar, ona biat edenlerdir. Geri kalan ise, “çete”dir, “terörist”tir, enterne edilmesi gerekenlerdir!
“Balkon konuşması”ndaki “helâlleşme girişimi” de işte bu kendine biat edenlerle ilgilidir.
Başbakan tarafından olmasa da demokratlar, ilericiler için doğru olan da “helalleşmek” değil, “hesaplaşmak”tır.
(*) “Helâlleşme”, “ölüm döşeği”nde öbür dünyaya gitmeden önce komşularıyla tanıdıklarıyla görüşmesi ve o tarafa “kul hakkıyla” gitmemesi için etrafındaki insanlardan hakkınızı helal edin” isteğini ifade eden bir kavramdır. Ya da uzak bir yere, uzun bir zaman gelmemek üzere “Belki gelemem, belki gelip de göremem” diyenlerin yaptıkları bir şeydir. Başbakanın yaptıkları için “özür dilemek” yerine bu anlamsız kavramı geçirerek, hem yaptığı işe sıkça yaptığı gibi dinsel bir kılıf geçirmekte, hem de meydanlardaki o haksız suçlamalarını, tehditleri, şantajvari konuşmaları özür dilemeksizin mazur gösterme uyanıklığını göstermektedir. Herhalde “ustalık” dedikleri de böyle bir şey olmalı!

evrensel.net
www.evrensel.net