Filistin sorunu sadece Filistinlilerin sorunu mu?


17 Mayıs 2018 04:27

2017’nin son ayının son günlerinde ABD, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımlayıp elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını açıkladı. Epeyce dalgalanma yarattı bu açıklama o günlerde. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri itiraz ve kınama açıklamaları yaptı. En çok duyduğumuz sözlerden biri de “Bu kararı kabul etmiyoruz.” Tamam, kararı kabul etmiyorsunuz veya etmiyoruz ama ya bu “Caydırıcılık gücü yüksek” açıklamaya rağmen ABD dediğinden vazgeçmezse ne yapacaksınız? Hiçbir şey.

Hatta aralık ayında yani ABD’nin açıklamasını müteakiben göstermelik bir iki toplantı yapıldı. O toplantılardan sonra ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına karşılık Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanındığı şeklinde yorumlar yapıldı. Dürüstçesi, Arap basınını ve gündemini yakından izleyen biri olarak Türkiye’nin liderlik yaptığı o toplantılardan birinde ABD’ye misilleme niyetiyle Filistin’in başkenti diye tam olarak nerenin tanındığını hâlâ anlamış değilim. “Kudüs, Filistin’in başkentidir” ifadesi çıkmadı o toplantılardan ama manşetleri ve televizyonlarda yayın kuşaklarını epeyce meşgul eden gövde gösterileri izledik.

Filistin sorununu iç politika ve hatta seçim malzemesi yapan yönetimler/yöneticiler bu tip “Arkası gelmeyen gövde gösterileri” yaparken bölgenin balık hafızasına güveniyorlar muhtemelen ki güvenleri de boşa çıkmıyor. Filistin’den çok iç kitlelere yönelik ağdalı açıklamalar, şiddetli kınama mesajları, birkaç sokak gösterisi ve ABD’nin açıklaması da gündeme karışıp unutuldu ta ki elçiliğin taşınıp da açılışının gerçekleştiği güne kadar.

Açılış 14 Mayıs’ta yani İsrail’in resmi kuruluş gününde gerçekleşti. 15 Mayıs da Nakba Günü; İsrail’in kuruluşunu ilanından hemen sonraki gün yüzlerce köyün işgali ile başlayıp birkaç nesillik mülteciliğe uzanan bir felaketler dizisinin sembolü.
Büyük Geri Dönüş yürüyüşüne katılanların İsrail güvenlik güçlerinin saldırılarını canlı yayınlarla izledik. Öldürülen Filistinli sayısı şimdilik 60. İsrail, hepsini terörist ilan etti, bakanlardan biri “Güvenlik güçlerimiz iyi iş çıkardı” diye açıklama yaptı. İsrail tarafından öldürülenlerin isimlerinin, yaşlarının ve bazılarına dair bilgilerin olduğu listeler yayımlanmaya başladı. Öldürülenler ekseriyetle 20’li yaşların başlarında. 14-15 yaşlarında birkaç çocuk da var. Çatışmalar sürerken Trump’ın kızının katıldığı elçilik açılışı kutlamaları da eş zamanlı olarak devam etti.
Yine sosyal medya dalgalandı, art arda milyonlarca tweet ve Facebook mesajı, liderlerden şiddetli kınama mesajları, ABD ve İsrail ile başlayıp -meli, -malı ile biten ifadeler...

ABD’ye kafa tutmak kolay değil, hadi anlaşılır bir durum da bölge ülkesi olan İsrail’e karşı yaptırım mahiyetinde bir adım şimdilik yok, olacak gibi de görünmüyor. Ticari ilişkilerin kısmen askıya alınması, temsil düzeyinin büyükelçilikten maslahatgüzarlık seviyesine indirilmesi veya hem ABD hem de İsrail’in çıkarına olan bir konuyu/dosyayı yaptırım amaçlı gündeme getirmek gibi hamlelerden bahsediyoruz. Türkiye dahil bölgedeki hiçbir ülkeden buna benzer bir adım gelmedi. Bu arada Türkiye, ABD ve İsrail’deki büyükelçilerini “istişare” amacıyla Ankara’ya çağırdı, geri çekmedi. Sonrasında muhtemelen tabandan gelen baskılardan dolayı İsrail’in İstanbul Başkonsolosundan “Bir süreliğine ülkesine dönmesini” istedi. İsrail aynı talebi Türkiye’nin Tel Aviv’deki Başkonsolosuna iletti. İsrail ile anlaşmaların bir kısmının askıya alınmasına dair mecliste oylanan tasarı da AKP ve MHP’nin oyları ile reddedildi. Filistin sorununun iç politika malzemesi olduğu ve seçim sürecinde de kullanılacağı Türkiye’den bir taraftan “mazlumların hamiliği” babında açıklamalar gelirken diğer taraftan İsrail’e karşı “Günü kurtarmaya yönelik” ancak net olmayan adımlar atıldığı söylenebilir.

İsrail’in kısasa kısas devam edeceğini ve geri adım atmayacağını öngörmek yanlış olmaz. Bakalım bu karşılıklı hamleler hangi tarafın geri adımı ile ve nerede duracak?
Peki Filistin sorunu konusunda bundan sonra ne olur?
ABD gibi bir süper gücün elçiliğini Kudüs’ten Tel Aviv’e geri taşımasını sağlamak hiç kolay değil. Ayrıca bu adımı İsrail’e sadece Kudüs ve Filistin sorunu değil bölgedeki hamleleri için de (Geçerlilik süresi henüz belli olmasa da) açık çek gibi görülebilir. Yine ABD’nin Suudi Arabistan ile giriştiği ve “yüzyılın anlaşması” olarak tanımladığı bir “çözüm!” planını hayata geçirdiği biliniyor.
Peki, Kudüs İsrail’in başkenti olarak kabul edilmiş, Filistinlilerin elindeki bölgeler birbirinden kopuk küçük topraklar haline gelmiş ve Gazze’de abluka sürüyorken “yüzyılın anlaşması” Filistin sorununu çözebilir mi?

Sorunu çözeceği ancak bunun pek de Filistinliler lehine olmayacağı açık. Bölge ülkelerinin son gelişmelerde sergilediği pasif duruşun bundan sonra radikal bir şekilde değişmesini beklemek pek gerçekçi değil. Diğer taraftan Filistinlilerin kendi aralarındaki bölünmüşlük hali, organize bir güç halinde mücadeleyi sürdürememeleri, finans, silah, lojistik, eğitim, siyasi destek gibi elzem ihtiyaçlar da göz önüne alındığında önümüzdeki süreç Filistinliler için oldukça karanlık bir dönem olacak gibi görünüyor. Kaldı ki, Suudi Arabistan gibi bir bölgesel güç de “yüzyılın anlaşmasında” ABD’nin partneri. Filistinlilerin müzakere hakkı veya sözü olmadan masaya oturmaya zorlanacağı “yüzyılın anlaşması” gerçekleşirse sonrasında bu sorunu “çözmüş” olan İsrail’in bölgedeki hamlelerini kestirmek güç.

Arap Ayaklanması sürecinde Suriye başta olmak üzere bölgede İsrail’i dengeleyici güçlerin sarsıldığı da göz önüne alındığında topyekün bütün bölgenin tehlikeli bir çekişme dönemine girdiğini bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
Hamasi nutuklarla, arkası gelmeyen ve günü kurtarmaya yönelik açıklamalarla, her gün değişen politikalarla tutunmanın pek mümkün olmayacağı bir dönem. Zemin herkes için kırılgan, yere sağlam basanın en az zararla veya kazançla çıkabileceği bir çalkantı...
Velhasıl Filistin sorununun evrileceği noktalar da bölgede birilerini kazançlı, birilerini kaybeden listesine ekleyecek. Suudi Arabistan ve İran arasındaki mevcut çekişme de göz önüne alındığında çok belirsiz bir dönemin başında olduğumuzu söylemek mümkün.
Sonumuz hayrolsun...

www.evrensel.net