Trump ve Netanyahu’nun Ortadoğu politikası bu!


16 Mayıs 2018 04:50

ABD’nin Tel Aviv Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması, 60’dan fazla Filistinlinin katledilmesi ve üç bine yakın Filistinlinin de yaralanmasıyla kutlandı! 

Elinde sapandan başka silahı olmayan ve İsrail sınırına yürüyerek bir protesto gösterisi yapmak isteyen sivil Filistinlilere karşı gerçek mermiler kullanıldı. İsrail ordusu, açık bir sivil katliama imza atarak, Trump ve Netanyahu’nun Ortadoğu politikasını herkesin görebileceği açıklıkta tarif etti. 

TEPKİ ‘ACITICI’ DEĞİLSE ‘KURU GÜRÜLTÜ’DÜR!

ABD emperyalizmi ve İsrail’in siyonist yöneticilerinin el birliği ile gerçekleştirdikleri bu katliam bütün dünyada tepkiyle karşılandı. Pek çok ülke, katliamı ağır ifadelerle kınadı. Ama bu tepkiler, böyle durumlarda alışık olunan “sert açıklamalar” ve “rutin suçlamaları” aşmış değil. Ki, Trump ve Netanyahu’nun bu tür laf düzeyindeki tepkileri umursamadığı da bilinmez değil. Hatta onların bu türden tepkileri kendileri için “onur madalyası” yaptıkları, bu madalyalardan beslenen psiko-siyasal bir ruh haliyle hareket ettikleri de geçmiş icraatlarla malumdur.

Bu yüzden de ABD ve İsrail’e yönelik tepkiler yeteri kadar “acıtıcı” olmadığında “eleştiriyle”, “uyarıyla”, “protestoyla”, bu “ikili”nin geri adım atması beklenemezdir.  

Elbette ki, “acıtıcı tepki”den söz ederken, İsrail ve AB’ye savaş açılmasından söz edilmiyor ama ekonomik, askeri, siyasi sonuçları olacak tepkilerden söz edilmek isteniyor. Örneğin hiç olmazsa belli sayıda ülkenin ortak bir kararla Filistin büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıması, İsrail ve ABD’yle ekonomik, askeri ve siyasi ilişkilerini sınırlamaları, Filistin sorununun çözümü için uluslararası konferanslar düzenlenmesi, ABD ve İsrail’in Filistin sorununu çözümsüzlüğe iten politikalarını teşhir eden kampanyalar örgütlenmesi gibi...

ABD’Yİ HEDEFE KOYMADAN İSRAİL DURDURULAMAZ

Burada en önemli şeylerden birisi de tepkilerin İsrail’den çok ABD’yi hedef almasının gereğidir. Çünkü İsrail’in siyonist politikacıları, ABD’nin izni, kollaması ve koruması olmadan hiçbir adım atmazlar, atamazlar. Bu yüzden de “Katliamı İsrail yaptı öyleyse hedefi daraltıp İsrail’i hedefe koyalım” tutumu doğru değildir. Tersine temel sorun ABD’nin bölge politikasıdır ve bu politika bölgedeki ülkeleri birbirine karşı kışkırtma, kendi çıkarına göre “bloklar”, “ittifaklar”, “paktlar” oluşturma, diğerlerine karşı kuşatmalar yapma politikasıdır. Buna karşı durulmadan da İsrail’in Filistinlilere zulmünü bitirecek bir “İsrail-Filistin barışı” yapılması olanaklı değildir. Bunu da herkesin artık öğrenmiş olması gerekir.

Elbette önceki gün olanlarda, Trump ve Netanyahu gibi emperyalizmin ve siyonizmin en gerici temsilcilerinin bir araya gelmesinin rolü tartışılmazdır. Ama, dünyayı “çılgınlar” ve “psikopatlar” değil; uluslararası sermaye güçleri ve onların en akıllı temsilcilerinin yönettiği de unutulmamalıdır. Bu yüzden de “çılgınlık” gibi görünenler de, istisnalar dışında büyük sermaye güçlerinin “çılgınları” kullanma ihtiyacının ifadesidir.

Son çeyrek yüz yıl içindeki gelişmeler açıkça göstermiştir ki; sadece “Kahrolsun İsrail”, “Kahrolsun Amerika” demekten ABD ve İsrail bir zarar görmemektedir. Asıl olan ABD ve İsrail’in (Bölgede kendi çıkarları için faaliyet sürdüren Rusya ve Avrupalı emperyalistler de dahil) bölgeye müdahalesine fırsat vermeyen, halkların kardeşleşmesine, 

bölge halklarının kendi kaderlerini belirlemesine saygı gösteren, bölgede barışı amaçlayan bir mücadeledir. 

Böyle bir mücadele, sadece Filistin halkı için değil, İsrail halkı da dahil tüm bölge halkları için de tek çıkış yoludur.

‘SERT AÇIKLAMALAR’ YAPILMIŞ AMA ‘TİCARET SÜRMÜŞTÜR!

Bugüne kadar, Filistin’le ilgili “en sert”, “en hamasi” açıklamalar Türkiye’den yapılmıştır. Ama (Dün Emek Partisi’nden yapılan açıklamada da vurgulandığı gibi) Türkiye ile İsrail arasındaki ekonomik, askeri ve siyasi anlaşmalar sürmüş, iki ülke arasındaki ticaret daha da büyümüştür. Karşılıklı yüksek sesli suçlamalara karşın, Türkiye’nin tankları ve savaş uçaklarının bakımının İsrail’de yapılmasına da devam edilmiştir!
Bu son katliamda Cumhurbaşkanı ve öteki yetkililer, muhalefet partilerinin sözcüleri ile cumhurbaşkanı adayları, “soykırıma” kadar varan suçlamalarda bulunmuş, “üç günlük yas” ilan edilmiştir. Erdoğan; cuma günü Yenikapı’da büyük bir miting çağrısı yaparken aynı gün İslam İşbirliği Örgütü’nü de toplanmaya çağırmış, pazar günü ise Diyarbakır’da bir miting yapılacağını duyurmuştur. 

Yani Erdoğan, seçim mücadelesinin daha da kızıştığı bir ortamda, “Ben organize edeyim, gelen de gelir” diyerek her zaman yaptığı istismarı yinelemiştir. Oysa bir diğer cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş; “Tüm cumhurbaşkanı adayları ve siyasi partilerin ortak bir miting yapması” çağrısı yapmıştı. Ki bu, Filistinlilere destek konusunda son derece etkili olabilirdi. 

Ayrıca bu mitingin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki “Yenikapı Mitingi” gibi bir AKP şovuna dönüştürülme ihtimali, (Yine Diyarbakır mitinginin bir seçim mitingine dönüştürülme ihtimali) herkesin kafasını kurcalayan bir ihtimaldir. 

Çünkü AKP bunu hep yapıyor!

“Böyle trajik bir konuda da böyle yapar mı” diye sorulursa, bunu da birkaç gün içinde göreceğiz. 

www.evrensel.net