Tek adamcılığın dayanılmaz ağırlığı -1-


17 Haziran 2011 10:10

Malum olduğu üzere, hücrelerine kadar ‘tek adam’ kavramının işlediği, egemen olduğu ve kutsandığı bir ülkede yaşamaya çalışıyoruz. Tarihin akışına baktığınızda bu topraklar üzerinde yaşanan gelişmeler hep tek adam çerçevesinde tanımlanmaktadır. Alparslan’dan Fatih’e, Kanuni’den Mustafa Kemal’e kadar bu hep böyle olagelmiştir.
Ekonomi alanına bakıldığında da, özellikle de 24 Ocak 1980 iktisadi tedbirleriyle birlikte ülkenin kapalı ekonomi koşullarından 50 yıl sonrasında yeniden açık ekonomi koşullarına geçişi nedeniyle özel ve kamu alanlarında tek adamlarla karşılaşılır. Örneğin, bu tedbirlerden önce ve belli bir süreliğine de sonra Abidin Cevher Özden nam-ı diğer Banker Kastelli ülkede ekonomi alanında tek adam konumunda olup, kısa yoldan zengin olmada çevrilecek yüz ve dağıtıcı rolündedir. 1970’lerden itibaren dünya ekonomisinde farklı bir nam altında yani globalizasyon adıyla tekrar gündeme getirilen emperyalizmin varlığının sürdürülmesi koşullarına entegrasyon amacıyla şekillendirilen 24 Ocak kararlarının mucidi (!), ki değildir ve fakat, uygulayıcısı Turgut Özal’dır. Nasıl dış dünyaya açıldığımız, telefon etmek için nasıl sıra beklerken şimdilerde bilmem ne özelliği olan özel telefonlarla iletişim kurduğumuz, bir tuşla tüm dünyada olup bitene ilişkin (ağırlıklı olarak çöp niteliğinde) bilgilere nasıl ulaştığımız vs. anlatılır ve bunu da bize sağlayan tek adam Turgut Özal’dır. Ancak, bu arada o tek adam sayesinde nasıl da geniş emekçi halk kitlelerinin bilinçli politikalarla yoksullaştırılma ve yok edilme sürecinin yaşanan darbe desteğiyle işletilmesi projesinin hayata geçirilmiş olduğu pek bir güzel göz ardı edilir. 21. yüzyılın başıyla birlikte yaşamış olduğumuz Kasım 2000-Şubat 2001 iktisadî krizinin çözümü de yine tek adam temellidir. Kriz aşılmışsa, AKP iktidara taşınmışsa, son 9 yıldır dert üstü murad üstü (!) isek yaratıcısı Kemal Derviş’tir yani yine tek adam üzerinden yürürüz.
Her alanda olduğu gibi konumuz icabı siyasi ve iktisadi arenada kısaca belirtmeye çalıştığım tek adam yaratma ve kutsama sevdamız, dış dünyanın Türkiye’ye yönelik düşüncelerinin şekillenmesi üzerinde de etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bu ülkeye ve/veya bölgeye yönelik projelerin hayata geçirilmesinde tek adam bağımlılığımız söz konusu çevreler açısından işlerini kolaylaştıran bir özelliktir. Önce dizleri üzerine çökertilen Türkiye, sonra da tek adamın yaratılarak onun üzerinden arzulanan projelerin hayata geçirilmeye başlanması ve istenilen kıvama getirilmesi, başka adlar altında ve fakat aynı içerikte izlenen bir film özelliğindedir. Toplum, belli yöne kanalize edilir. Dış çevreler açısından tek adam tapınmacılığımız, gerçekleştirilmek istenen projelerin hedefine varması ve yerleşik hale getirilmesi çerçevesinde sahip olduğumuz en önemli hasletlerimizden biridir. Bu pencereden bakıldığında, tek adamcılığımızın dış dünya açısından oldukça işe yarar bir değişken olduğunu saptamamız gerekmektedir.
Ancak, bu hasletimizin ulaştığı öylesine bir evre vardır ki, tek adam bu noktada, şarkı sözünde de geçtiği gibi toplum tarafından ‘sen neymişsin be abi’ biçiminde bir kutsanışa mazhar olur ve bu durum, ‘ben neymişim be abi’ biçiminde bir ego patlaması olarak gelişir. Bundan sonra tek adama yönelik ne dış dünyanın kontrolü ve yönlendirmesi ve ne de ülke içinde karşı çıkış ve duruş imkanı vardır. İpin ucu kaçmıştır, tutabilene aşkolsun. Bu ego patlaması evvel emirde tek adamın ve destekleyicilerinin emperyal güdülerinin harekete geçmesi biçiminde gelişir. Nostalji zaten her zaman mündemiçtir. Gidişata ilişkin toplumsal karşı çıkışlar, en banal bir yaklaşım tarzıyla küçüklük kompleksine sahip olunmayla açıklanır ve durumu vurgulayanlar aşağılanır.
Bu aslında, tek adam ve destekçilerinin dünya gerçeklerinden bihaber olmalarının açık bir biçimde dışa vurumudur ve dış dünya böylesi bir gelişmeyi bırakın görmeyi, hissetmeye başladığında bile tek adamın izlediği çizginin törpülenmesine ilişkin kimi hamlelerini devreye sokmaya başlar. Olmasını bekledikleri ve istedikleri gelişme, törpüleme hamlesinin tek adam ve destekçileri tarafından bir an önce algılanması ve gereğinin yapılmasıdır. İşin doğrusu, dış dünyanın giriştiği ince ayar politikasının farkına varılsa da, çoğunlukla tek adam ve destekçilerinin temel içgüdülerinin yukarıda belirttiğim çerçevede olması nedeniyle pek de geriye dönüş mümkün olamamaktadır. Ancak, hiç kimse vazgeçilmez olmadığından, film başa sarılarak ve yine bir başka tek adam yaratılarak sürecin devam ettirilmesi noktasına gelinir.
Seçim sonrasında ülke ekonomisinde bu hafta başından itibaren yaşananların uluslararası arenadaki gelişmelerin yanı sıra belirtmiş olduğum çerçevede de göz önüne alınarak değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir. Selam ola.

evrensel.net
www.evrensel.net