24 Haziran'da atı alanın Üsküdar'ı geçmemesi için…


09 Mayıs 2018 04:18

Türkiye zor bir seçimin çeşitli görünümlerini her gün yeniden yaşıyor. Demirören’e satılan Doğan Medya Grubundaki son yönetim değişiklerini dahi iktidarın bu sürece dair planlarından bağımsız düşünemeyiz. Başka benzer hamlelerle karşılaşmamız da muhtemeldir.

Demokratik bir seçimin ön koşulu olan meşruiyet mekanizmalarının açık olması iktidar açısından bir tehdit olarak görülüyor. Tam da bu nedenle, ‘Cumhur İttifakı’, ‘milli çıkarlarla’ eşitlenirken, karşısındaki arayışlar ise, kriminalize edilmeye çalışılıyor.

Psikolojik savaş yöntemlerinin iktidarın seçim propaganda söyleminin çekirdeğini oluşturduğu bu süreçte, CHP’nin ‘Millet İttifakı’ adıyla gündeme getirdiği seçeneğin, 2002’den beri sağın tüm biçimlerini bir büyük ‘siyasi tekel’ olarak kendi içinde eriten AKP’yi ürküttüğü açık. CHP, böylelikle hem Türkiye sermayesi, hem de uluslararası finans kuruluşları ve Türkiye siyasetini yakından izleyen uluslararası aktörler bakımından da bir seçenek ortaya koymuş oldu. Muharrem İnce’nin adaylığının açıklanmadan önce Abdullah Gül etrafında etüt edilen ancak siyasetin kendi iç dengeleri içinde realize olamayan seçeneği de yine bu bağlamda anlamak gerekiyor.

Tüm bu süreç içinde barajda yalnız bırakılan HDP ve parlamento dışındaki emek, demokrasi ve barış için mücadele eden siyasi partilerin, güçlerin pozisyonuna da ayrıca bakmamız gerekiyor.

Bu açıdan bakıldığında Kürt siyasi hareketinin, AKP’nin siyaset sahnesine girdiği 2002 seçimlerinden itibaren ilk kez parlamento dışındaki sol ve sosyalist güçlerle bir ittifaktan öte, ‘destek’ diye tanımlanabilecek bir ilişkiyi benimsediğini görüyoruz.

Örneğin Emek Partisi, 25 Nisan günü ‘demokratik ittifak’, ‘ortak aday’ anlayışını ifade eden şu çağrıyı yapmıştı: “Emek, demokrasi, barış güçlerinin 24 Haziran seçimlerinde ‘ortak aday’ etrafında birleşerek hareket etmelerinin kaçınılamaz zorunluluğunu bir kere daha vurguluyor ve başta Birleşik Haziran Hareketi (BHH), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Halkevleri olmak üzere bu güçleri ‘tek adam, tek parti rejimi’ne karşı demokratik bir ittifak halinde bir arada olmaya ve dönemin gerektirdiği sorumlulukları omuzlamaya çağırıyoruz.” Ancak bu çağrı olumlu karşılık bulmadı. HDP ve EMEP temsilcilerinin önceki gün yaptıkları görüşmede, HDP heyeti, çeşitli kurumların ve çevrelerin Mecliste temsil edilmesini önemsediklerini belirterek, merkezi seçim komisyonlarının önerisi olarak, “Mecliste bir kişiyle temsiliyet, yerellerde listelerinden adayların gösterilmesi ve çalışmanın yerellerde ortaklaştırılması” kararlarını ilettiler.

EMEP yöneticileri de, HDP MYK’sine görüşlerini ifade etmek üzere göndermiş oldukları mektubu da hatırlatarak, ittifak konusunun önemini ve EMEP GYK’sinin bu konudaki değerlendirmelerini anlattı.

Bunun üzerine HDP heyeti, EMEP’in önerilerini MYK ve seçim komisyonuna ilettiklerini belirterek, köklü bir ittifak açısından koşulların sıkışık olduğunu, sözünü ortak söyleme, ortak bir fotoğraf verme, seslenişi ortaklaştırma açısından geç kalındığını düşündüklerini, ama EMEP’in önerilerden de kendi platformları için yararlanıldığını ifade ettiler.

EMEP yöneticileri de, asgari bir ittifak zemini oluşmadan aday vermenin doğru olmayacağını, bu durumda kendi bağımsız seçim kampanyalarını yürüterek Demirtaş ve HDP için oy isteyeceklerini belirttiler.

İki partinin heyetleri, çalışmalar içerisinde karşılıklı bilgilenmenin devam etmesi ve ilişkilerde herhangi bir kırılmanın olmamasının önemi üzerine mutabık olduklarını karşılıklı olarak vurguladılar.

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan’ın Evrensel’den Serpil İlgün’e verdiği ve önceki gün yayımlanan röportajdaki, “Baskın seçim ilanından sonra demokrasi güçlerine ittifak ve ortak aday çağrısı yaptınız, fakat bu çağrınız gerekli desteği bulmadı. ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş, bunun için geç kalındığını belirterek, erken seçim ilanından önce ortak aday için çalışma yürüttüklerini ancak EMEP’in buna yanaşmadığı eleştirisini yöneltti. Neden yanaşmadınız?” sorusuna verdiği yanıt da şöyleydi: “Yürüttüğümüz tartışmalarda ÖDP’nin temel yaklaşımı ve ısrarı, demokratik bir ittifakın oluşmasından çok, CHP ve HDP’nin dışında bir sol-sosyalist seçenek oluşturma üzerinde yoğunlaşıyordu. Biz bu yaklaşımı doğru bulmuyorduk. Bunun için de görüşmelerde somut bir sonuca ulaşamadık.”

24 Haziran’a giderken ‘hayır cephesi’nde yer alan demokratik güçlerin bir ittifak oluşturabilmesi pek çok açıdan şahane olurdu. Siyasette 2+2 bazen beş eder. Kaldı ki, böylesi bir ittifakın oy hesabından daha fazla bir önemi de vardı. Olmadı. Ve artık seçimlere az bir zaman kala, ‘tek adam’ dayatmasına karşı enerjik bir çalışmanın yapılması gereken günlerdeyiz.

Bu tablo içinde HDP’nin barajı aşması kritik bir önem taşıyor. Ve HDP’ye oy vermek için HDP’li olmak gerekmiyor. Erdoğan’a yönelik olarak ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ çıkışının bedeli olarak şu an cezaevinde tutulan Demirtaş’ın desteklenmesi de, en azından bu anlamlı ve tutarlı yaklaşımı alkışlayan herkese bir sorumluluk yüklüyor.

www.evrensel.net