Ülkü Tamer ile Ören’de bir gün


06 Mayıs 2018 04:15

küçük İskender, Özdemir İnce, Ahmet Erhan, Nihat Behram, Metin Cengiz, Süreyya Berfe, Hüseyin Yurttaş, İsmail Uyaroğlu, Turgay Fişekçi ve en nihayet Ülkü Tamer…

Yukarıda adları yazılı on şairin ortak özellikleri Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü almış olmaları.  Sennur Sezer, Egemen Berköz, Eray Canberk, Refik Durbaş, Leyla Şahin ve Enver Ercan’ın jüri üyesi oldukları ödül on yıl boyunca Türkiye Yazarlar Sendikası ve Milas Belediyesi’nin ortak girişimiyle, aynı zamanda adına bir park olan Melih Cevdet’in Büyükada’dan sonra yaşadığı Ören’de yapıldı.

2014 yılında Melih Cevdet Anday Şiir Günleri’ne katılmak için Türkiye Yazarlar Sendikası’nı temsilen Ertan Mısırlı ve Nurullah Can’ın yanında ben kulunuz da vardım. Daha önce Suna Anday ile Ören’de yapılacak şiir günlerinin ayrıntısını konuşmak için Büyükada’ya gittiğimde Melih Cevdet’in yaşadığı evde zaman geçirme olanağı bulmuştum. Balkonundan çiçeklerin mutluluğa yükseldiği bir evdi. Melih Bey’in tabloları, kitapları, çeşitli yazılarının çerçeveletilmiş hali, karikatürleri ile bütündü ev. 

Ören’de çeşitli konserler, paneller, söyleşiler, folklor gösterileri olacaktı aynı zamanda. Ülkü Tamer kazanmıştı o yıl ödülü ve onur konuğuydu aynı zamanda. Gümüşlük’teki evinden bir arabayla Ören’e gelmek üzereydi. Biz yeni tanıştığımız insanlar ve mülki heyetle usul usul kaynaşmaya çalışırken geldi Ülkü Abi.

Törenin yapılacağı yere yakın bir çay bahçesinde oturup sohbet ettik. Fırsattan istifade, Evrensel Kültür için kısa bir söyleşi yaptım Ülkü Abi ile. Bülent Örkensoy  fotoğraflarımızı çekti. 

Türkiye Yazarlar Sendikası adına orada olan bizler bir panelde Melih Cevdet’in şiirine dair konuştuk. Gündem daha ziyade Garip üzerine devam etti nedense. Suna Anday, Melih Bey ile geçirdiği zamana dair anılarından bahsetti, Ülkü Abi “ustamdır” dediği Melih Cevdet şiiri üzerine konuşmakla kalmadı onun kişiliği, dostluğu, yazarlığı ve arkadaşlığı hakkında da bilgi verdi Ören’de.

O sıcak ağustos gününde, törenden önce oturduğumuz çay bahçesinde uzun uzun anlattı Ülkü Abi. Çocukluğunu, o günleri, o günlerin sinemalarını ve sinemacılarını anlattı daha çok. Gençlik yıllarındaki Antep’i bir de. Gözleri ışıldıyordu bir anıdan bir anıya geçip bizi güldürdükçe. O anlattıkça biz daha çok anlatmasını istemiyor muyduk sanki.

“Bir Adın Yolculuktu”adlı şiir kitabında da adı geçen Nakıp Ali’den bahsetti uzun uzun. Nakıp Ali bir bilge adam. Güneydoğu’da sinema salonu açan ilk kişi. Öğrencilerden bilet parası almamakla kalmıyor, gece okuluna yazılıp belgesiyle gelen büyüklerden de para almayacağı öğrenilince, Ahşap Asri Sinema’yla, Antep’te bir okuma yazma seferberliği başlatmış adeta.

Ülkü Tamer daha on iki yaşındaydı. İlkokulu bitirdikten sonra öğrenimine İstanbul’da devam etmesi için yollamıştı babası onu.  Yaz tatillerinde ya da yarı yıl tatillerinde gidebiliyordu Antep’e ancak. 1949 yılının kış ayları, o yılın yarıyıl tatili, haliyle Antep’te çocuk Ülkü. Hatta o gece kentte son gecesi, bir gün sonra İstanbul’a, okula dönecek. Annesi ve babası yanlarına aldıkları çocuk Ülkü’yü sinemaya götürdüler. Hep birlikte Nakıp Ali’nin sinemasına gittiler.

İki film birden izlediler sinemada. Çıktıklarında Nakıp Ali gelip çocuk Ülkü’ye filmleri beğenip beğenmediğini sordu. Filmleri beğendiğini, gelecek programdaki filmi özellikle merak ettiğini ama ne yazık ki izleyemeyeceğini söyledi çocuk Ülkü.

“Niye?” dedi Nakıp Ali. “Önümüzdeki hafta oynatacağız.”

“Ben yarın akşam İstanbul’a gidiyorum” dedi çocuk Ülkü.

“Talihine küs” dedi Nakıp Ali.

Ertesi sabah kapı çalındığında Nakıp Ali’nin çocuk Ülkü’yü çağırdığını söyledi gelen haberci.  Sinemaya gittiklerinde onu bir koltuğa oturttu,bomboştu salon ve 12 yaşındaki  Ülkü Tamer’e özel gösterim yaptı Nakıp Ali. 

1950’lerin sonlarına doğru “Gaziantep Sinema Tiyatro Derneği”ni kurdular Ülkü Tamer ile Orhan Barlas. Bütün dertleri Anteplilere güzel film izletmekti. “Hayırlı bir iş yapıyorsunuz, sinemam sizindir” diye yanıt verdi Nakıp Ali, kendisine danışmaya gelen gençlere. Adana’ya gidip film aramaya koyuldu Ülkü Tamer,  Carol Reed’in Adalar Sürgünü adlı filmiyle dönmeyi neden sonra başardı. Derneğin açılış gecesi de yaklaşıyordu hani. 

Nakıp Ali’nin sinemasında film gösterilmeden önce devlet erkânı adına Milli Eğitim Müdürü bir konuşma yapmak için sahneye çıktı, protokolü selamladı ve “Bunlar bir dernek kurmuşlar. Film gösterip halkın kültür düzeyini yükselteceklermiş. İnsan sinemaya niçin gider? İnsan sinemaya baldır bacak görmek için gider,” dedi ve sahneden indi.

Nakıp Ali dayanamadı fırladı sahneye “Kimileri sinemaya güzel şeyler görmek için giderler. Onlar güzel şeyler görürler. Kimileri de sinemaya baldır bacak görmeye giderler. Onlar da sadece baldır bacak görürler.”

1 Nisan şakası gibi hayatımızdan çekip giden şiirimizin bıçkın şairi Ülkü Tamer bunları anlattı o gün. Sonra ben bunları kitabında da yazdığını farkettiğimde utandım kendi adıma. Gümüşlük mezarlığında güneşli bir günün alnına onu gömdüğümüzde seher yeli çıkıp dağlarda dolaşıyordu. Çiçekler attığımız toprağının üstünde güneş ışıl ışıldı. Bir “Memik Oğlan” türküsü döküldü içimden içime.

Eyvallah Ülkü Abi…

Kaynak: Ülkü Tamer, Yaşamak Hatırlamaktır, YKY

www.evrensel.net