Avrupa’dan 24 Haziran’a bakmak


25 Nisan 2018 03:20

Türkiye’de basın özgürlüğünün durumuna dair panel ve görüşmeler kapsamında 18 Nisan’dan itibaren 5 gün boyunca Almanya ve Danimarka’da bulundum. İsveç’e kısa bir süreliğine uğradım. Bu süreç, Türkiye’de 24 Haziran’ın seçim tarihi olarak belirlendiği döneme denk geldiği için de, Türkiye seçimlerinde bizden daha erken oy kullanmaya başlayan Avrupa’da seçimler gündemin zirvesine yerleşti.

Katıldığım ‘Türkiye’de Basın Özgürlüğü’ konulu panellerde, 24 Haziran seçimlerine dair sorular öne çıktı.

1 Kasım 2015 seçimlerinde yurt dışındaki 2 milyon 899 bin 59 seçmen için 54 ülkede ve 113 temsilcilikte sandıklar oluşturulmuş, 1 milyon 160 bin 38 oy kullanılmıştı. Bu oran, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne dair referandumun sonuçlarının birbirine çok yakın çıktığı da düşünüldüğünde, sonucun belirlenmesine etki edebilecek bir orana işaret ediyor. Tam da bu nedenle AKP’nin Türkiye seçimlerinde yurt dışı oylarına yönelik olarak çeşitli imkanları harekete geçirerek özel bir hazırlık yaptığı biliniyor. Son referandumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ve Hollanda ile sürdürdüğü gerilim stratejisinin bir ayağı seçimin Türkiye kısmına bağlanıyorsa, diğeri de Avrupa ve genel olarak da yurt dışı oylarının bir kutuplaşma aracılığıyla kazanılması hesabına bağlanıyordu. Bu stratejinin bir etki gösterdiği de yadsınamaz.

1 Kasım 2015 seçimlerinde yurt dışında kullanılan geçerli oyların 569 bin 886’sı Almanya’dan gelmişti. Onu 141 bin 262 ile Fransa, 113 bin 111 oy ile Hollanda izledi. Avrupa’daki diğer ülkelerden gelen oylar ise bu sırayı takip eden oranlarda oldu. Avrupa’daki seçmen kitlesinin niteliği bakımından ise şunu söylemek mümkün. Türkiye’den ilk büyük işçi göçünün yaşandığı ülke olan Almanya’daki Türkiye kökenliler içinde işçiler ana kitleyi oluştururken, 1980 darbesi ve sonrasındaki süreçte siyasi nedenlerle Almanya’ya gerçekleşmiş olan göç de bir başka faktörü oluşturuyor.

Almanya aynı zamanda Türkiye’deki siyasal iklimin ve kutuplaşmanın, Almanya’daki Türkiye kökenlilerin kendi yaşadıkları sorunlarla birlikte ciddi düzeyde yansımasını bulduğu bir ülke durumunda. Örneğin AKP tek başına iktidar şansını yitirdiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde Almanya’da geçerli oyların yüzde 53.65’ini alırken, bu seçim sonuçlarının Erdoğan tarafından yok sayılması ve yaratılan kutuplaşma ile seçmenlerin bir güvenlik arayışı içinde sandığa gitmeye zorlandıkları 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP Almanya’daki oyunu artırarak yüzde 59.7’ye çıkardı. Onu 1 Kasım seçimlerinde yüzde 15.93 ile HDP izledi. HDP’nin Almanya’da 7 Haziran seçimlerinde aldığı oy oranı ise yüzde 17.49’du. CHP’nin de Almanya’da 7 Haziran seçimlerinde yüzde 15.98 olan oyu, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 14.78’e geriledi. MHP ise 7 Haziran seçimlerinde Almanya’da yüzde 9.72 oranında oy alırken, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 7.47 oy aldı.

AKP’nin Almanya’dan aldığı oyun, Türkiye’deki seçimlerde aldığından 8-10 puan kadar fazla olduğunu hatırlatalım. Zaman içinde gözlenmiş ve üzerinde düşünmeye muhtaç olan bir matematik.

İngiltere’de Türkiyeli nüfusun ise büyük ölçüde siyasi nedenlerle gerçekleşmiş olan bir göç ile şekillendiğini söyleyebiliriz. Türkiye seçimlerinin İngiltere’deki oy karşılıklarında da bunu çok açık bir biçimde görebiliyoruz. Birleşik Krallık’ta HDP 1 Kasım seçimlerinde yüzde 54.47 oy oranı ile birinci parti olmuştu. HDP, 7 Haziran seçimlerinde ise Birleşik Krallık’da yüzde 59.31 oy aldı. Onu 1 Kasım seçimlerinde yüzde 21.43 ile CHP, yüzde 20.14 ile AKP ve yüzde 2.44 ile MHP izledi.

Türkiye seçimlerinin Avrupa’daki yansımalarını okumak bakımından 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum ve o süreci anlamaya yönelik bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına bakmak anlamlı olabilir. Erdoğan ile Almanya arasındaki gerilimin doğrudan sonuçlara etki ettiği bu seçimlerde Almanya’da oy kullanan Türkiye kökenlilerin yüzde 63’ü ‘tek adam’ yönetiminin önünü açan anayasa düzenlemesine onay vermişti. Data4U adlı kamuoyu araştırma şirketi tarafından 26 Ekim-12 Kasım 2017 tarihleri arasında 2 bin 800 Türkiye kökenliye birebir sorular yöneltilerek gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları da bu tabloya dair ipuçları verdi. Araştırmaya katılanların yüzde 52’si her iki ülke arasındaki tartışmaların Almanya ve Türkiye kökenliler arasındaki ilişkileri olumsuz etkilendiğine inandıklarını söyledi. Katılımcılar ortaya çıkan bu negatif etkinin kökenleri konusunda, hükümetler arasındaki tartışmaların yüzde 59, medyadaki haberlerin de yüzde 53 oranında rolü olduğunu düşünüyor. Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri de, Alman halkı ile yakın bağlantı ve diyaloğu olmayanlar içinde Erdoğan’ın politikalarına destek verenlerin oranının daha yüksek olması. Data4U Başkanı Joachim Schulte, “Araştırmamızda gördük ki, eğitim ilişkilerde kilit rol oynuyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe Erdoğan’ın politikalarını eleştirenlerin oranı artıyor. Bunu nisan ayında yapılan referandumumun sonuçlarında da gördük. Eğitim düzeyi yüksek olmayan, iyi eğitim almamış olanlarda Erdoğan’a sempati bir hayli yüksek” diyor. (Yücel Özdemir, Yeni Hayat Gazetesi, 27 Aralık 2017)

Öte yandan Almanya’da doğup büyümüş olan kuşaklar içinde de, yaşadığı ülkede hissettiği dışlanma duygusunu besleyen ayrımcı uygulamalar nedeniyle, Türkiye ile arasında bir aidiyet duygusu geliştiği ve ‘güçlü lidere’ destek düşüncesi ile Erdoğan’a bir yönelimin olduğu biliniyor. Kadınlar açısından da bu etki farklı biçimde yansıyor. Almanya’da konuştuğum ve Türkiyeli göçmen kadınlar içinde çalışma yürüten bir gazeteci arkadaşım, başörtülü Türkiye kökenli kadınlar içinde, Erdoğan’ın Avrupa’daki Türkiyelilere güven vermeye yönelik söylemlerinin kendileri açısından bir temsil duygusu yarattığını ifade etmişti.

24 Haziran seçimlerine gidilirken, Almanya, Avusturya ve Hollanda’dan Türkiye’deki siyasilerin kendi ülkelerindeki propagandalarına izin vermeyeceklerine yönelik gelmeye başlayan mesajların ne gibi sonuçlar vereceğini de zaman içinde göreceğiz.

5 gün boyunca Avrupa’da bulunduğum süre içinde, 24 Haziran’a yönelik çalışmaların bir ucundan başlamış olduğunu gözlemledim. Seçimlere ilişkin tahminlerini sorduklarım içinde 7 Haziran seçimlerine yakın bir sonuç ortaya çıkabileceğini düşünenler de, 1 Kasım’dakine benzer bir sonuç çıkabileceğini söyleyenler de oldu.

Avrupa seçimlerini değerlendirirken, Türkiye’de yaşayan seçmenlerin tercihlerini belirleyen faktörler ile benzeşen ve ayrışan özellikleri birlikte ele almak gerekiyor. Örneğin Türkiye’de seçmenler açısından ekonomideki kötü gidişatın kendi hayatları üzerindeki etkileri tercih yaparken dikkate alacakları muhtemel kıstaslardan biridir. Avrupa’daki Türkiye kökenli seçmenler ise bu faktörden uzak bir değerlendirme yapacaklar. Onlar açısından kendi ülkelerinde yaşadıkları ayrımcı politikaların sonuçları ve hangi seçmen kitlesinin bunu nasıl anlamlandırdığı daha belirleyici bir faktör oluşturuyor.

24 Haziran seçimlerine giderken, AKP’nin yine kutuplaştırıcı bir siyasetin sonuçlarını toplamaya çalışacağını öngörmek zor değil. Bu açıdan muhalefet partilerinin, AKP’ye oy vermiş olanlara da ‘Birlikte değiştirebiliriz, birlikte daha iyi bir Türkiye mümkün’ duygusunu verebilecek bir söylem ile yaklaşmaları, ‘tehdit’ ve ‘gerilim’ siyasetinin karşısında güven uyandırıcı iyimser bir politika sergilemeleri önem taşıyor.

www.evrensel.net