Şairden argoya hayat


22 Nisan 2018 04:15

Uzun boylu sokaklar içinde birikenleri sustukça, yağmurun yıkadığı kaldırımlar da yanıtsız kalıyor. Sürünerek temizliyor yağmur kendinden öncekini. Yanıt bekleyen mevsimler, içe kapalı sorular ve siyah bir tortu birikiyor saklısında insanın.

“Bir mevsim daha çıktı hayatımdan 

Dolapları karıştırıyorum, eski sandıkları 

Elimde kalan, yüzlük ninemin kırkında bükülmüş beli 

Dikiş tutmayan epreli ipekliler usulca okşuyor ellerimi”

Biri Yitik İki Ülke’nin şairi Soysal Ekinci “Yıkıntılar Altında” başlıklı şiirinde hayatından çıkan bir mevsimle başlıyor sözü kusmaya. Adını koymuyor o mevsimin; sonbahar ya da kış demiyor, sadece hayatından çıktığını sezdiriyor bize.

Umutsuzluk da giriyor şiirin içine, sefalet de, sonra olgun nar taneleri, domates çekirdekleri, uykusuz sabahlar neden sonra dizeler boyu. Bir yerde Ritsos giriyor şiire, daha başında, sonra olayların içine, akışın sersemletici etkisine dağılıyoruz.

***

“Eğer hayat bir anlam taşıyacaksa bu, kaprisli bir şekilde ona yansıttığımız bir şey olamaz. Hayatın, meselede kesinlikle söz hakkı olmalıdır.” Terry Eagleton demiş bunu, Hayatın Anlamı koymuş kitabın adını da. Çok fiyakalı bir kitap adı ama mesele Eagleton olunca iş ciddileşiyor. “Hayatın anlamı, çılgın ya da komik olana uygun bir konu ve ben ilkinden çok ikinci konuma düşmüş olmayı umuyorum.” diyor kitabın önsözünde.

***

“Şair denince zihinde hangi imgeler canlanır? Belki de benim gibi sizin de gözlerinizin önüne ışıltılı gözleri, hülyalı bakışları, dalgalı saçları ve dökümlü kıyafetleriyle bir adam canlanır. Veyahut bir kayanın üstünde veya yüksek bir yerde durmuş, çok uzaklara doğru bakan bir kadın. Bulut, deniz, rüzgâr ve fırtına manzarayı tamamlar. Her iki figür de yalnızdır. Wordsworth’un ifadesiyele ‘bir bulut kadar yalnız.’”
Şairin talihsizliğini anlatmak için bundan daha başka nasıl bir tasfir gerekirdi düşünemedim. John Sutherland “Edebiyatın Kısa Tarihi” kitabında 22. bölümde ‘bir bulut kadar yalnız’ bir insan tiplemesi. Ne insanla bağı var, ne evinin anahtarını kaybetmiş biri geliyor aklımıza hâlâ şair deyince. Rafadan rafine...

***

Filiz Bingölçe

Kadın Argosu Sözlüğü

devekuşu erdemi d. Bir kimsenin gözünün önündekini görmeyip rahatını bozmaması durumunda alay yollu kullanılır. “Onunki tamamen devekuşu erdemi. Gözünün önündekini görmez inan bana.”

Hazır avrat d. Kadınların yaptığı kadar iyi ev işi yapan erkek.

Ali Püsküllüoğlu

Türkçenin Argo Sözlüğü

havyar kesmek, hiçbir iş yapmadan vakit geçirmek, zamanı boşa harcamak, yapması gereken işle uğraşmayarak boş oturmak.
Pilaki yapmak Yun. T.1 (birini) döverek perişan duruma getirmek. 2 (bir işi) içinden çıkılmaz duruma sokmak, karmakarışık etmek.
Douglas Adams ve John Lloyd

Müstesna Sözlük, Çeviren: Seçkin Erdi

Kurdistan (i.) Yanıtladığı ve “Kusura bakmayın, yanlış numara” diye yüzüne kapanan telefonların sayısında ciddi bir artış olduğunu fark eden kocanın, karısına attığı sert bakış.

Stoke Poges (i.) Ya bir akvaryum balığıyla ya da bir postane memuruyla iletişim kurmanın beyhude çabasına kalkışmış olan kişinin işaret parmağını seri biçimde cama vurma eylemi.

Hulki Aktunç

Büyük Argo Sözlüğü

Poyraza çevirmek d. (yun. boreas; türk.) (Durum) Kötüleşmek, güç hale gelmek. (Birisi) Öfkelenmeye başlamak, kızmak. “- Hava poyraza çeviriyor, dedi. – Aldırma, iki bacı yan yana…” (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı).

Sütlaç olmak d. Darmadağın duruma gelmek, perişan olmak: “Amanın bu ayı bu hızla bana bir çarparsa sütlaç olurum…” (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)

***

Ayşegül Tözeren’in ilk kitabı Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi geçtiğimiz günlerde Manos Kitap’tan çıktı. Nihat Ateş bu satırların altını çizmiş. Burada tekrar edelim, 17. sayfasında: “Unutmamak gerekir ki angaje edebiyat eleştirisi, yanlılık demek değildir. Yanlılığı doğuran ana unsur oteriterliktir. (...) Türkiye edebiyatında eleştirinin, okurun cemaat ya da izleyici olarak görüldüğü bir otorite şekli olarak algılanması asıl sorunun temelini oluşturur.”

www.evrensel.net