Aşık ve militan şair


15 Nisan 2018 04:05

İyi gününde ve dar gününde şiirin, öykünün, mektubun ve hatta radyo tiyatrosunun satırlarında kostak dolaştı Ruşen Hakkı. Yoksulluk ve onurla yaşayan insanlar adına yazdı daima. Onlar için grev çadırlarında şiirler okudu, gecekondularında yaşadı. Gazetecilik zamanlarını da onlar adına sürdürdü. Nerede bir genç şairin kitabı çıksa, Özgür Kocaeli gazetesindeki köşesinde o şaire bir selam yolladı Ruşen Abi.

İçinden tren geçen kentler vardır, içinden nehirler geçen kentler, içinde denizi saklayan kentler vardır, içini ormana misafir eden kentler… Bir de içinde şair ağırlayan kentler vardır; o şairle adı anıldıkça saçlarına rüzgar değen kentler, o şairle adı anıldıkça sözcüklerin ezberini bozan kentler...

İzmit Ruşen Hakkı, Ruşen Hakkı İzmit’tir. İzmit’in içinden 110 yıl tren geçti, 35 yıl içinden tren geçen kentin raylarından gelen gürültüye uyandı Ruşen Hakkı. Sonra, 29 Temmuz 1999’dan sonra denizin kenarından devam eden raylar, kentin içinden çıkıp denizin kıyısından süzüldü kavuşmalara ya da ayrılıklara trenler. Ruşen Hakkı bunun da ağırlığını sakladı içinde. 12 yıl boyunca çançanların sesinden uzak, aynı yolu sevgiyle yürüdü.

Karacaoğlan’dan ödünç aldığı bir sesle yazdı şiirlerini sanki, o sesi şimdiki zamanla ve toplumcu gerçekçilikle buluşturup armağan etti insanlara.

“Devirip geçtim yüzyılın yarısını
Ama hâlâ ezberleyemedim çiçek adlarını”

...

Zamanın tedirgin yerindeydik. Susmanın ya da sesli konuşmanın ünlemindeydik, evet. Sırtımı duvara yaslayıp göğün sesini dinlediğim akşamlardan birinde gürültüyle açılan mazgaldan bana da müjdeli haber gelmişti.  Güngör Gençay “Ağzımızın Yanmışlığıyla” şiir dosyamı basmış, kitapsızlıktan kurtarmıştı beni.  Baktım; voltada göğe bakarak yürüyorum.

Bir zaman sonra Ruşen Hakkı’nın kitabım hakkında yazdığı yazı geldi postadan. Bir arkadaşım yazıyı okumuş, mektupla da bana ulaştırmıştı. Güngör Gençay bir çılgınlık yapıp kitabımı bastığı yetmiyormuş gibi, Ruşen Hakkı da Özgür Kocaeli’deki köşesinde benim ve kitabım hakkında yazı yazmıştı. Vefa insanın damarlarını genişletiyor, hayat kaynaklarını çoğaltıyor, nefes almasını kolaylaştırıyor. Bir daha baktım göğe, sırtımda sevecenlikle yoğrulmuş o sorumluluğu hissettim.

“Öldüğümde çok derine gömün beni
çekirdeğine dünyanın”

Demek yeniden insana dönmenin bitimsiz umudunu yeşertecek orada, öldükten sonra da insana ve doğaya bir faydasının dokunmasını isteyen bir naiflik dolu. 2006 yılında “Balkonda Akşamüstü” adlı kitabıyla Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü aldığında “Kendim adına değil, kentim adına kabul ediyorum bu ödülü,” demişti.

Değil mi ki İnsan Hakları Derneğinin Kocaeli Şubesinin açılmasında inanılmaz emeği geçmişti. Değil mi ki Türkiye Yazarlar Sendikası’nın en eski üyelerinden biriydi, değil mi ki 12 Mart’ta kapatılıncaya kadar Çağdaş Sanatçılar Birliğinde faaliyet göstermekten geri kalmayan, örgütlü olmaya inanmış bir şairdi. 12 Eylül’den sonra Aydınlar Dilekçesi önüne geldiğinde imzalamaktan bir dakika bile geri durduğunu iddia edemez kimse.

Yazının ağır işçisi, şiirin militanı Ruşen Hakkı. Behçet Aysan’dan kalan acıyı taşıdı çınar ağaçlarının gölgesinde yürüyüp gazeteden evine giderken.

“Kocaman bir yalnızlıktı Behçet Aysan’ın şiirinde İzmit
Bir ince suydu
Günü geldiğinde körfeze dökülen”

Genzimizin yanmaktan caydığını yazabilir miyiz bugün bile? İçimdeki yağmurda gökkuşağı mahcup.

Akasya olmayı, balık olmayı, su olmayı hayal eden bir şairin sesi çınlıyor kulaklarımda. Aşka dair de militan şiirler yazmış hani:

“Sen yoktun yanımda
Bir eski yaza sığındım”

Sonra zamanın savurduğu ayrıntılar. Dirsekleri masaya dayalı bir sohbet kimbilir ne kadar akıl almaz olurdu ya, 3-5 telefon konuşmasıydı hepsi. Her seferinde de beni şaşırtan sözcükleri ve inanılmaz sevecenliğiyle sesime dokundu Ruşen Hakkı.

Sonra hep bir hastane ağırlığı. Sözcükler dolusu geçmiş olsun telefonları.
Ama neye yarar?
Onca zaman geçti, gidip bir kucaklaşmanın seyrini hayatın yüzüne vuramadım. Mahcup olmak yetmiyor.
Bilmiyordum, Kadir Yüksel’den öğrendim Ruşen Hakkı’nın radyo tiyatrosu yazdığını. Roman, günce, tiyatro oyunu hariç değil.

Hayrettin Geçkin’in omzuna yaslanıp son yolculuğunda selamlaştık, el salladığımda Güngör Gençay’ın gözlerindeki yaşı anımsıyorum. Bütün İzmit oradaydı sanki. Afşar Timuçin, Eray Canberk, Şeref Bilsel, Mehmet Çakır, Ayşe Nalan, Kadir İncesu, Kadir Yüksel  aklımdaki isimler cenaze töreninden.  Türkiye’nin en önemli şairlerinden birisini toprağa verirken o kalabalıkta kimleri aramıyor ki insanın gözleri. Binlerce insan vardı olmasına ya, yoksul bir şiirin akşamı gibi, üç-beş şairin selamıyla gönderdik Ruşen Abi’yi.

11 Nisan 2011’den beri İzmit’in içinden geçmiyor olabilir ama; denizin karaya vurduğu her dalgada Ruşen Hakkı’yı fısıldamadığını kim iddia edebilir?

Bitimsiz sevgiyle...

www.evrensel.net
ETİKETLER Ruşen Hakkı