'Putları yıkıyoruz'


18 Mart 2018 04:00

1929 yılı. Genç Nâzım ne yapsın, oradan oraya süren tutukluluk günlerinin ardından tahliye olup İstanbul’a geldiğinde işsizdi elbette. Sovyetler Birliği’nde evlendiği Dr. Lena ile bir hayat kurmak için çırpınıyordu ama eşinin Türkiye’ye girmesi, bürokrasinin hengameli engellerini aşamıyordu bir türlü.

1929 yılının nisan ayında Resimli Ay dergisinden içeri girdiğinde Türkiye edebiyatında yeni bir dönemin açılacağını, kavgaların büyüyüp “Putları yıkıyoruz” kıvamına geleceğini düşünmüyordu kimse belki de. 

Resimli Ay ve Resimli Perşembe dergilerinde işe başladı Nâzım. En azından ilk zamanlarında düzeltmenlik ve teknik sekreterlik yapıyordu. Derginin matbaa işlerine de koşuyordu genç şair, sayfanın durumuna göre desen ya da resim de çiziyordu. Ara ara yaptırdığı çeviriler derginin başına iş açıyor, Sabiha Sertel’in yargılanmasına neden oluyordu bu ayrı bir mevzu. Ama yazdığı şiirler, edebiyat dünyasında gidişatın farklı olacağını gösteriyordu artık.

O sıralarda yayımlanan “Hareket” gazetesinin ilk sayısında “Yığınlar ayaklanıyor ve ‘yaşa’ diye haykırıyor. Çünkü büyük bir edebiyat doğuyor, büyük bir nesil geliyor. Galeyan var! Kaçılınız, yol veriniz.” diye yazmıştı Peyami Safa. Muhtarlar toplantısında kürsüye çıkar bir edayla kravatını sıkılaştıran Yakup Kadri, Milliyet gazetesinde söz aldı ve edebiyatçıların ne kadar cahil olduğundan dem vurup sözü Peyami Safa’ya getirdi ve “Bu gençler ekmek yerine saman karışık hamurla beslendiler ve irfan yerine Babıâli gündelik matbuaatının ısmarlama harp edebiyatından başka bir şey okumadılar…” diye yazdı.

Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde kadro beklediği için mi bilmiyorum, sazı tekrar eline aldı Peyami Safa ve gençlik adına yanıt verdi: “Bugünkü gençlik onlara diyor ki: Cihan harbinde siz has ekmek yediğiniz için biz saman ekmeği yedik; sizi doyurmak için aç kaldık; sizi yaşatmak için öldük.” Atanamamış Rübap dergisi desek hani uyar da içine sosyal adalet kaçmış sanki. Hayır cümleyi al manşetin altına spot diye koy sayfaya, o derece yani.

‘PUTLARI YIKIYORUZ’ YA DA 1929 HAZİRANI MUHTEŞEMDİ DOSTUM

Peyami Safa ile Yakup Kadri arasında “hangi gençlik” tartışması sürerken, Nâzım başka bir şeyin peşindeydi; Resimli Ay’dan elinde baltayla daldı edebiyat ortamına. “Dâhi-i âzam” olarak nitelenen Abdülhak Hamid’e dair yazdı, “Abdülhak Hamid Beyefendi Dâhi-i âzam değildir. Âzam’ı bir tarafa bırakalım, dahi olmanın umumi vasıflarına haiz değildir. (…) bugün Hamid Bey’in bir piyesini Londra veya Paris’te oynasalar seyirciler Şekspir, Korney; Rasin’in karikatürleştirildiğini yahut da aktörlerin rollerini unutup tuluatçılığa kaçtıklarını zanneder.”

Putları yıkmanın faslı burada bitti mi? Resimli Ay dergisi ikinci fasılı açmakta gecikmedi, 1929 yılının haziranı gibi temmuzu da muhteşem geçti. 

“Mehmet Emin Bey millî şair değildir. Millî şair olmanın hiçbir vasfına haiz değildir. Evvela Türk şairi olarak gösterilen bu yazıcı Türkçe yazmaz. Şiirlerinin lisanı ne Türkçedir ne Osmanlıca; uydurma, hiçbir sınıf, tabaka ve ferdin konuşmadığı suni bir lisandır. (…) Mensup olduğu milletin lisanında bir dönüm noktası teşkil etmeyen, o millettin büyük mücadelelerinin sesini duyurmayan bir şair nasıl millî şair olabilir?”

Ahmet Haşim, bu gidişattan endişe etmiş olmalı ki, İkdam gazetesindeki köşesinden “Şairler”, “Gülünebilir”ve “Bir Estetik Meselesi” başlıklı  yazılarla Nâzım’a karşılık verdi.

“Putları kırıyoruz! Bu serlevhanın altında, yarın kim bilir kimlerin çelenk bekleyen alnı, o kızıl battal damgasıyla kanayacak.

Nankör çocuk… Put kırıyorum derken pot kırdığının farkında mısın?”

Yakup Kadri, İkdam gazetesine verdiği demeçte olayı özetleyip “Bunların içinde öyleleri varmış ki, daha yirmi beş yaşına basmadan hayatlarının en güzel çağını zindan köşelerinde çürütmüşlerdir.  (…) Bolşeviklere iltihak eden iki vatansızdan bir tanesi (…) bir halayık ismi ve halayık şivesiyle her nevi ortaoyunu soytarılığı yaparak halkı güldürmeye çalışıyor.”

Yakup Kadri’ye “Kara Maça Bey” şiiriyle yanıt verdi Nâzım.. “Halka ahmak diyen sendin/ Halkın soyulmuş derisinden/ sırtına frak giyen sendin.” diye devam eden şiiri “Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok/ bir akrep gibi intihar et…”

Türk Ocakları Merkez Heyeti Reisi Hamdullah Suphi de İkdam’dan olaya dahil oldu: “Karşımızdakiler kimlerdir?/ Bolşevik kapısının müseccel köpekleri!/ Putları kıranlar bunlardır.” Durumdan vazife çıkarmadan olur mu bu yazıdan hemen sonra Resimli Ay dergisi ve Hareket gazetesi bizzat ziyaret edilerek yerinde tehdit edildi.

Nâzım gene şiirle yanıt verdi. Ahmet Haşim’e “Ben/ne köprü altında yatan/ ne de atlas yakalı sarhoş sofralarında/ saz çalıp Arabistan fıstığı satanların/ şairiyim;/ topraktan, ateşten ve demirden/ hayatı yaratanların/ şairiyim/ ben” diye yazdı ve eli gerçekten ağırdı “Cevap No. 2” başlıklı şiirde.

“Cevap No. 3” notuyla “Bir Komik Adem”  başlıklı şiiri de Hamdullah Suphi’ye dairdi: “Gel!/ Sen:/ itlerini öne itip/ karanlıkta yol kesen/ (…) /Sen…/ Hayır… /Seninle böyle konuşmak istemem… / Hem/  Ben ki yegâne asaleti/ dişli düşmanla boğuşmakta bulanım,/ seninle boğuşmak istemem…/  Sen bir komik ademsin!..”

Neyse efendim, Nâzım bunları yaptı ve yazdı. Orhan Selim bunları zaman zaman telafi etti. Mesele o kadar ciddi ki insan gülmekten alamıyor kendini.

Kaynak: Emin Karaca, Türk Edebiyatında Kavga, Kibele Yayınları

www.evrensel.net