Afrin'i kuşatmak


14 Mart 2018 04:15

Biz gazeteciler asker değiliz. ‘Ulusal çıkar’, ‘savaş’ gibi kavram ve süreçler karşısındaki gazeteci duruşu, mesleki tartışmalar içindeki çok kritik bir başlıktır. Bir ülke bir harekat ya da savaş sürecine girdiğinde, o ülkede savaşa karar verici durumda olanlarla gazeteciler arasındaki ilişkinin bağlamı ve açısı o ülkenin o günü ve geleceği açısından büyük önem taşır.

Gazeteci, bir harekat ya da savaş halinde, aslında olağan dönemlerde de resmi devlet söylemleri ile somut gerçeklik arasındaki ilişkiyi, kamuoyu adına test etmesi gereken bir yerde durmalıdır. Bu çoğu zaman ağır bir bedeli olan bir iştir, zordur.

Afrin Harekatı’nın, Türkiye’de Kürt sorununa dair geleneksel devlet yaklaşımının bir devamı olarak başladığı biliniyor. Bunun içine, bugün devletin kontrol eder ve yönetir durumdaki iktidarın 2019 seçimlerine dair hesaplarından, Suriye’deki yeni süreçte sınır ötesi bir etkiye sahip olmak gibi amaçlara kadar uzatabileceğimiz bağlamları da dahil etmek gerekiyor kuşkusuz.

TSK ve birlikte hareket ettiği ÖSO’nun Afrin’e yaklaşmasıyla birlikte, durumun daha da kritik bir hal aldığı biliniyor. Evrensel tam da o nedenle, dün ‘Çok geç olmadan’ başlıklı manşeti ile çıktı ve bölgeden sıcak haberlerle birlikte, muhalefet partilerinin hem sivillerle ilgili kaygılarına hem de bu harekatın bir çözümü ifade etmediğine dair görüşlerine yer verdi.

Başından beri bir harekat bülteni gibi yayın yapan gazeteler de, artık neredeyse bir kutlama havasını yansıtan manşetlerle çıktılar. Sabah, manşetinden ‘YPG zulmünden hayata kaçış’ başlığının altında, “Terör örgütünün sivilleri canlı kalkan olmaya zorladığı Afrin’den kaçış başladı. Alçaklar bunu önlemek için konvoylara ateş açıyor” diyordu. İnsan, Afrin’i YPG mi kuşattı ki, Afrin’den kaçışlar ‘YPG zulmünden kaçış oluyor?’ diye düşünmeden edemiyor. Star gazetesi de ‘Afrin’de PYD’den DEAŞ çıkıyor’ başlıklı manşetinde, “Mehmetçik, Suriye’de sadece PYD/PKK’yı değil terör örgütü DEAŞ’ı da temizliyor. Genelkurmay Başkanı Akar, ‘DEAŞ’lılar kılık değiştirip PKK saflarında çarpışıyor’ sözleriyle Afrin’deki kirli ittifaka dikkat çekti” demiş. Haberde bu iddiayı destekleyecek tek bir veri bulamıyorsunuz. Yeni Şafak ise, ‘PKK bitti, Afrin an meselesi’ demiş manşetinde.

Diğerleri de aynı hikayenin farklı sayfaları gibi çıktığı için tek tek aktarmıyorum. Siz bir de bu gazeteleri Afrin’e girildiğinde görün.

Tüm bu toz duman arasında gazeteciliğin bize öğrettiği yegane gerçek ise, bir adım geriye çekilerek fotoğrafa bütünlüklü ve soğukkanlı bakmaya çalışmaktır. Ve soralım, “Eğer, Kürt sorunu silahla mücadele yöntemleriyle çözülebilmiş olsaydı, bugün 29. isyandan söz eder miydik?” Bir başka soru, “ABD ya da dünyanın güçlü ordularına sahip başka ülkeler, bir ülkenin topraklarında kara ve hava harekatı düzenlediğinde onlara sempati ile mi bakıyor dünya halkları?”

Türkiye’de yakın dönemde Cizre, Sur, Silopi ve sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı dönem benzer bölgelerde ‘güvenliği sağlamak’ adına yapılanları gördük. İktidar tarafından ya da genel olarak devlet kurumlarınca ve onların tasarruflarını meşrulaştırıcı bir yayıncılık yapan medya organlarınca dile getirilenler dışında bir de, Kürtlerde bu sürecin yol açtığı duygulara bakalım. Şunu da unutmamak gerekiyor, siyasette başarı zamanla test edilir.

Sizin bugün kitlelere başarı diye sunduğunuz şey zaman içinde, o kitleler açısından da ‘aslında o yapılanlar çözüm değil, sorun biriktirmekmiş’ diye değerlendirilebilir.

Tam da bu nedenle tarihin şu anında Afrin’i konuşurken, gerçeğin aslında, ‘girdik’, ‘kuşattık’, ‘vurduk’ sözcüklerini şehvetle kullanmaktan daha ötede bir yerde durduğunu bir kez daha söyleyelim.

John Berger, “Fotoğraf, çekildiği ve bakıldığı an arasında geçen zamanla okunabilir” der. Dolayısıyla bugün, bu harekat ile devletin Afrin fotoğrafını çekenler, bunu bize bir ‘başarı’ destanı olarak sunabilir. Ancak hadisenin gerçek içeriğinin yarın farklı farklı bağlamlar içinde o fotoğrafa dönüp bakıldığında görüleceği açıktır. Tam da o nedenle Yeni Şafak, ‘Afrin an meselesi’ derken, biz ‘Çok geç olmadan’ diyoruz.

www.evrensel.net