‘Dinde reform mu güncelleme mi’ tartışması


13 Mart 2018 04:15

Saray’da düzenlenen Dünya Kadınlar Günü programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan; Nurettin Yıldız’ın, “Allah adına, İslam adına konuşuyorum” diyerek, “Kadınların dövülmesinin Allah ve İslam emri olduğu”nu açıklamasının kamuoyunda yol açtığı infial sonrasında, “İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümlerle uygulayamazsınız. Güncellememiz gerekir” demişti.

Bu sözlerinin hemen ardından “Şimdi bir çok hoca efendi beni tefe koyacak” diyen Erdoğan, “Bu konularda asıl Diyanet İşleri Başkanlığının konuşması gerekir” ifadesiyle de Diyaneti ve savcıları göreve çağırmıştı.

‘EZMÂNIN TAGAYYÜRÜ İLE AHKÂMIN TAGAYYÜRÜ İNKÂR OLUNAMAZ’MIŞ!

Elbette Erdoğan’ın bu konuşmasından sonra, pek çok kişi, “Cumhurbaşkanı dinde reform istedi” diye düşündü. Ama aynı zamanda bunu hemen düzelteceği de tahmin edildi. Nitekim beklendiği gibi, bu konuşmadan sonra Cumhurbaşkanı, Twitter hesabından, “Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” sözleriyle söylediklerine açıklık getirdi!

Yani, “Zamanın değişmesiyle içtihadi hükümler ve yorumlar değişir ve yenilenmeye ihtiyaç duyar. Kur’an ve Sünnet’in ortaya koyduğu hükümler ise sabittir” demekmiş!

Cumhurbaşkanının çağrısına ilk uyan da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı oldu. 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklama şöyle; “Cumhuriyet Başsavcılığımızca kadınların dövülmesine yönelik açıklamalar yapan Nurettin Yıldız hakkında TCK’nın 216 /1 maddesi kapsamında halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan dolayı resen soruşturma başlatılmıştır.” 

Yıldız ve başka “din adamları”nın benzer fetvaları konusunda bugüne kadar hiçbir girişimde bulunmayan, aksine bu tür açıklamaları “basın özgürlüğü”, “ifade özgürlüğü” kapsamında gören savcıların, ancak Cumhurbaşkanının çağrısından sonra, böyle bir girişimde bulunması, hem ülkenin hem de yargının geldiği noktayı göstermesi bakımından dikkate değerdir. 

‘TEFE KOYMA’ HAMLESİ GECİKMEDİ!

Erdoğan’ın, “Hoca efendiler bu söylediklerimden dolayı beni tefe koyacaktır” tahmini doğru çıktı.

Bu konuşmasından üç gün önce Saray’da ağırladığı, Nur Cemaatinin önde gelen isimlerinden Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Erdoğan’ın “İslam’ın güncellenmesi gerekir” sözlerine karşı çıktı.

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, sosyal medya hesabından “Muhterem Cumhurbaşkanım! Haddinizi aşarak şer’î meselelerde fikir beyan etmeyiniz! Zira ne müctehid ve ne de fıkıhçısınız!.. Ehil olmadığınız konularda ve hele de şer’î konularda görüş beyân etmeniz tamamen şahsınızı felâkete sürükleyebilir... Sözlerinizin maksadını aştığını hüsnüzanla yorumluyorum... Nureddin Yıldız ve Faruk Beşer Hocalar ehl-i sünneti bu bid’at asrında müdafaa eden hocalardır...” diyerek Erdoğan’ı eleştirirken Yıldız’a da açıkça sahip çıktı. 

DİYANET DE HAREKETE GEÇTİ AMA!..

Erdoğan, bu söz konusu konuşmasında olduğu gibi çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda Diyanet İşleri Başkanlığını göreve çağırıyordu. 
“Meydanı bunlara bırakmayın”, “Geçmişte de meydanı FETÖ’ye bıraktınız” diyerek Erdoğan’ın “aba altından sopa” da gösterdiği Diyanet, savcılığın sergilediği atikliği göstermedi.

Ama nihayet önceki gün Diyanet İşleri Başkanı, bu alanda yapacaklarını açıkladı. Özet olarak, “İslam’da güncelleme”nin her zaman olduğunu ve kendilerinin de güncelleştirmeyi sürekli olarak yaptıklarını belirterek; bir yandan Cumhurbaşkanının çağrısına uymuş görünürken diğer yandan “güncelleme” çağrısının yersiz olduğunu söylemiş oldu. 

“Dinde reform” olmadığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanı, “imamların eğitilmesi”, “her ile kadın müftü yardımcıları atanması” gibi aslında cumhurbaşkanının çağrısıyla doğrudan ilgisi olmayan önlemler açıkladı!

Oysa Erdoğan Diyanetten, rutin önlemler almasını değil, Yıldız gibilerin İslam anlayışıyla açıkça polemik yaparak, onları “meydanlardan silmeyi”, meydanı kendi İslam anlayışı için boşaltmasını istemektedir! 

Diyanet ise tutumuyla, bu konuda bir inisiyatif almakta gönüllü olmayacağını göstermektedir. Diyanetin; “İslam’ın değerleri”, “İslami yaşam”, “Dinde reform mu güncelleme mi” gibi konulara girmekten, bunları ulema ile tartışmaktan kaçındığı anlaşılıyor. Çünkü Diyanet; son yıllarda iyice güç kazanmış tarikat ve cemaat liderleriyle, bu çevrelere bağlanmış “ulema” ile girişeceği mücadeleyi kazanmasının çok zor olduğunun farkındadır.

‘CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI’ MI?

Çünkü böyle bir mücadelenin, “dinin tartışılması”nın gerek “ulema” gerekse halk yığınları içinde “yeni ayrışmalara” yol açmasının kaçınılmaz olacağı; en azından bu tartışmaların yapıldığı her yerde olduğu gibi, Erdoğan’ın açtığı tartışma ile “Cini bir kez daha şişeden çıkardığı” anlaşılmaktadır. 

Ki, bugünkü koşullarda, İslamcı çevrelerle girilecek bir tartışmadan Diyanetin, “güncelleme” ile “dinde reform” arasındaki farkı tartışarak sıyrılmasının hiç de kolay olmayacağını görmek çok zor değildir.

Çünkü herhalde Diyanet;

- Tarikat ve cemaatlerin, nasıl “radikal bir İslam” düşüncesi içinde olduğunu,
- Tarikat ve cemaatlerin AKP’nin il ve ilçe teşkilatları değil, AKP ile koalisyon içinde olan güç odakları olduğunu,
- Söz konusu “din”, “inanç tartışması” olduğunda, Erdoğan’ın ağzından çıkanı emir telakki etmeyip “şeyhe bakacakları”nı, 
- Tarihte bu tartışmaların açıldığı her yerde ve zamanda “küçük” gibi görünen sorunların bile hem dini çevrelerde hem de cami cemaati içinde büyük yarılmalara yol açtığını, bu tartışmalar bir başlarsa 7. ve 8. yüzyıllardaki soruların “güncelleneceğini”... fark ettiği için bu tartışmalardan özenle kaçınacağını söylemek yanlış olmaz.

NETAMELİ VE İSTİSMARA AÇIK BİR TARTIŞMA 

Çünkü İslam içindeki tartışmaları az çok bilenler görmektedir ki, bugün Nurettin Yıldız ve benzerlerinin İslam anlayışlarının  “İslam’a aykırı” olduğuna dair “Ulemanın üstünde anlaştığı bir fetva” çıkarılması kolay olmayacaktır. Çünkü “Nurettin Yıldız’ın görüşleri mi daha İslam’a uygundur, Diyanetin görüşü mü” sorusuna, “Diyanetin görüşü” çerçevesinde bir yanıt oluşturulması çok zordur. Hatta yukarıda sözünü ettiğimiz Prof. Ahmet Akgündüz gibi pek çok tanınmış ilahiyatçının, Yıldız’ın İslam anlayışına daha yakın olacaklarını söylemek abartı olmaz. Tıpkı IŞİD’in yaptığı onca katliama, kadınları köle pazarlarında satmaya varan uygulamalara karşı El Ezher ya da İslam dünyasında otoritesi olan bir dini odaktan bugüne kadar bir fetva çıkarılmamış olması gibi... 

Bu yüzdendir ki; Erdoğan’ın açtığı tartışma, “Pandora’nın Kutusu”nu açabilecek bir tartışmadır. Ki, bu tartışma bir yanıyla son derece netameli, halkı da kendi arasında yeni bölünmelere sürükleyebilecek bir tartışma olması öte yanıyla da Hükümetin siyasi ortamı provoke etmesine çok müsait olmasıyla, önümüzdeki günlerde siyasetin önemli konusu olmaya adaydır. 

www.evrensel.net