Hayal tacirleri


09 Mart 2018 04:58

Hayal kurmak kuşkusuz kötü değildir. Kötü olan kurulan hayallerin gerçeklikle bağının aşırı ölçüde kopuk olması ve üretilen hayallerin gerçek olarak pazarlanmaya başlamasıdır. “Türkiye yeni bir kuruluşun temellerini atıyor... Ülkemizde ilk kez çok güçlü bir milli devlet aklı kök salıyor.” (İ.Karagül Yeni Şafak. 6 Mart) Karagül bu yönde yazılar yazan tek kişi değil. Erdoğan iktidarının peşine takılan, oralardan beslenen medyanın pek çok yazarının yazıları, haber ve yorumları aynı yönde yapılan değerlendirmelerle dolu.

Özellikle Afrin’e yönelik saldırının ardından milliyetçilik ve şovenizm aşırı ölçüde kışkırtılıyor ve geniş kitleler bu gerici etkinin altına alınmak isteniyor. Yakında “Bir Türk’ün dünyaya bedel olduğunu” ciddi ciddi inananların ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Şimdiden “Yedi düvelle savaşıldığını” seslendirenler bu yolda hızla ilerliyorlar. Gelişmelerin ciddiyeti bunlara “Atma recep din kardeşiyiz” dememizi de engelliyor. Çünkü bu arada ülkeyi istedikleri gibi dizayn etme konusunda atak üzerine atak yapıyorlar.

Ülkenin dış borçlarının toplamı 450 milyar dolara yaklaşmış bulunuyor. Bu borcun milli gelire oranı yüzde 50’yi aşmış durumda. 2002’de ülkenin toplam dış borcu 129 milyar dolardı. Cumhuriyet hükümetlerinin ulusal ekonomi adına kurdukları işletmeler hızla özelleştirildi ve buradan yaklaşık 60 milyar dolar elde edildi ve bu para tekellerin hizmetine sunuldu. Son olarak 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi gündemde. Bu özelleştirmeleri yabancı ve yerli sermayeye peşkeş çekmek olarak tanımlamak kesinlikle yanlış olmayacaktır. Hızlı özelleştirme günlerinin “revaçta” olan “Bunlar zarar ediyor” gerekçesi yeniden piyasaya sürülmüş durumda. “Milli akıl” böyle çalışıyor!

Ülke dış politika da yönünü iyice Ortadoğu’ya çevirmiş durumda ve ABD ve Rusya gibi büyük devletler arasındaki çelişki çatlaklardan, bölge devletlerinin zayıflıklarından yararlanarak, yayılmacı bir politika izliyor. Ama bu yayılmanın kaçınılmaz faturası bölgedeki gelişmelerin peşinden sürüklenen ve artık kendi denetiminde olmayan bir sürecin rehinesi olmaktır. Kuşkusuz emperyalist büyük devletler bu gerçeğin farkındadır ve söylemleri hangi yönde olursa olsun, atacakları adımları bu durumu dikkate alarak atmaktadırlar. Bunların işler bir yere varınca “Gerçekle yüzleşme zamanı geldi” demeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Bu zamanın, fatura ödeme zamanı olduğunu söylemek her halde gerekmiyor. Bu yeniden kuruluş değil, yeni bir çöküşe gidiştir.

Bütün bu gelişmelerde “milli ve ulusal” olan bir yön bulunmamaktadır. Başka ülkeler, uluslar, halklar aleyhine yola çıkılıp, onlara karanlık bir gelecek biçmenin “milli devlet aklıyla” bir ilişkisi bulunmamaktadır. “Milli devlet aklını” ülkeyi, bölgeyi sarmış olan yıkım ve ateşten uzak tutmayı, ülke halkının ağır faturalar ödemesini engel olmayı, halkların barış ve kardeşlik içerisinde yaşamasını başarmak olarak değil de, tam tersini yapmak olarak tarif edenler kuşkusuz tarih önünde bu ülkenin halklarına hesap vereceklerdir.

Çünkü “Yeni bir kuruluşun temellerinin atılması” olarak tarif edilen gidişat, bölgesel ve genel olarak uluslararası düzeyde karşı karşıya gelen güçlerden birinin ardında saf tutmaktan, olası bir kapışmada kafayı gözü yardırmakla kalmayacak bir sürecin içine dalmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Ama böylesi durumların farkı gelişmelere kapıyı açabileceğini de tarihsel tecrübe ortaya koyuyor. Yeni bir geleceğin ve dünyanın kurulması çoğu durumda eskinin böyle çökmesi, yıkılması ve tarih sahnesinden çekilmesinin üzerine geliyor.  

www.evrensel.net