Hilesiz seçimler mi?!


08 Mart 2018 04:55

Bekir Bozdağ, “Türkiye’de hilenin-hurdanın olmadığı yer seçimlerdir. Gerçekten YSK Türkiye’nin güven müeseselerinden bir tanesidir” iddiasında bulundu! İnanalım mı? Bu açıklama inandırıcı mı? Türkiye’de bu açıklamaya inanan kaç kişi var diye bir araştırma yapılsa, Bozdağ hüsrana uğratacak sonuç çıkmayacağını kim garanti edebilir?

Burjuva dünyasında demeyelim haydi, burjuva politikasında hilenin-hurdanın olmadığı bir alan var mıdır ki, seçimlerde hile-hurda olmasın? Diyelim ki hile-hurdanın olmadığı tek-tüm vepya istisnai durumlar olsun, bunların devede kulak bile teşkil etmeyeceğine Bozdağ’ın kendisi bile yemin edebilir! Bütün öteki işler, hile-hurdalar, çalıp-çırpmalar, ihale madrabazlıkları, birbirlerine kazık atmalar, rant için atmadık takla bırakmamalar bir yana, bugün işbaşındaki ekibin partisini iktidar koltuklarına oturtan son seçimler, 7 Haziran seçimlerinin hileyle yok sayılarak, ardından AKP’ne milletvekili sayısını aktaran seçimlerin şaibeli olduklarına dair hâlâ süren bir tartışma yok mudur? Ya “Başkanlık Sistemi” adı verilen ve Erdoğan’ı ülkenin tüm idari kurumlarının “Reis”i yapmayı garantilemek için yapılan “Referandum”a ne demeli? YSK’nın mühürsüz oyları(ki bunlar sadece bir kağıttan ibarettir) geçerli sayarak “evet” oranını yükselttiğini duymayan mı kaldı? 

Hadi bunların hepsinin, Bozdağ gibi yetkililerin açıklamalarıyla bir kenara süpürüldüğünü varsayalım. Peki, şu “yeni seçim yasası”, yurttaşların politik tercihlerini serbestçe ve hiçbir baskı görmeksizin yapmalarını sağlamayı mı amaçlıyor? Böyle olmadığını söylemek bile fazlalık olur. AKP-MHP işbirliğiyle maddeleri birbiri ardına geçirerek, sonra da “yasa böyle diyor” diye, irade gaspını “özgür irade” yerine ikame ederek, “adil seçimler” mi gerçekleştirilmiş olacak? 

Hayır böyle olmayacağı, sonuçlarıyla değil daha şimdiden çok açıktır. Amaç gizli-saklı da değil; alenidir. Erdoğan iktidarını “daim kılma” amaçlı politik manevraların “hilesiz-hurdasız” olduğu ileri sürülemez. İktidarın polisi-güvenlikçisinin, iktidarın parti militanı sandık yöneticilerinin, YSK onaylı mühürsüz “oy”ların, daha şimdiden afişe olan sahte seçmenlerin belirleyeceği bir seçim sonucunun hilesiz-hurdasız  ve “adil” olabileceğine, iktidarın sözcüleri ve tepe yöneticileri de inanmıyorlardır!

Geçen hafta bu köşede yayımlanan makalede, ülkenin içinde bulunduğu durumdan sözetmiş, OHAL koşullarında ve KHK lerle yönetme politikasının devam ettiği koşullarda yapılacak seçimlerin yurttaşların iradelerini serbestçe ortaya koymalarının önünde engel oluşturduğunu belirterek, CHP-HDP ve demokratik talepler için mücadele eden diğer parti ve örgütlerin, burjuva politik çerçevede de olsa, seçimlerin yurttaş iradesini yansıtabilmesi için, bu koşulların değiştirilmesi mücadelesini başa almaları gereğine dikkat çekmiştik. İktidarın politikalarına muhalif olanların baskıyla yıldırılmaya çalışıldığı, yasaklar zincirine yenilerinin eklendiği, propaganda yasakları kapsamının giderek genişletildiği bir ortamda, “serbest iradenin belirlenmesi” mümkün olamaz. Öyleyse, yapılacak ilk iş, bu koşulların değiştirilmesi, CHP-HDP ile birlikte parlamento dışı parti, örgüt ve sendikaların politik faaliyet yürütmelerine karşı polis ve yargı kuşatmasının yarılması olmak durumundadır. OHAL kaldırılmalı, KHK’lerle yönetme politikası son bulmalı, muhaliflere, muhalif basın-yayın organlarına, ilerici-“sol”-demokrat parti, örgüt ve çevrelere yönelik sindirme operasyonlarına son verilmelidir. Propaganda yasağı olmamalı ve iktidar tekeline tanınmış ayrıcalıklar olmamalıdır. Erdoğan’ı “mutlak yönetici erk” konumuna getirmeye ayarlanmış bir seçimin ve seçim sistemi “adil” olamaz. Bu daha bugünden bellidir, ve öyleyse, yapılacak bir seçimin az-çok temsil göstergesi olması için, her şeyden önce, bütün bu şaibeli durumların ve baskı ortamının değişmesi; son bulması  ya da ortadan kalkması gerekir.  “Reis”in uygun gördükleri ve AKP’nin MHP ile birlikte “çoğunluk oyu” ile-ki çoğu kez oya bile ihtiyaç duyulmaksızın-pratiğe geçirilmesine karar verdikleri dışında da, herhangi bir kararın alınabilmesi; farklı yönelimlerde tercihlerin hak iddiasında bulunmaları ve haklarının teslim edilmesi için  de koşullar değişmeli ve dayatılmış olan yasalar geri çekilmelidir. Bunlar, seçimlere dayalı burjuva parlamenter sistem için dahi gerekli ön şartlar haline gelmişlerdir. Bu ülkenin bütün fertleri ve seçmenleri, Erdoğan-AKP-MHP iktidarı kodlamasında, “Başkanlık Sistemi”ni kabullenmek, dayatılana boyun eğmek zorunda degillerdir. 

OHAL uygulaması son bulmadan, getirilmekte olan seçim yasası iptal edilmeden yapılacak bir “seçim”den halk yararına bir sonuç çıkması beklenemez. Bu da, CHP, HDP, EMEP, ÖDP, ve bütün muhalif kesimleri, bu ağır baskı koşullarının son bulması çalışmasını öne alma sorumluluğuyla yüzyüze getirmiştir. Yapılması durumunda, bu seçimlerden halk yararına sonuçlar çıkması için, herşeyden önce, seçim güvenliği ve “adaleti”ni ihlal eden ağır politik baskıların ve yasakların son bulması gerekir. Bu da kitlelerin mücadeleye çekilmesini, kendi iradelerine sahip çıkmaları için seferber edilmelerini gerektirmektedir ve bunun için mümkün en geniş güç birlikleri acil gereksinim olarak öne çıkmıştır.

www.evrensel.net