İfade özgürlüğüne kelepçe


08 Mart 2018 04:52

Türkiye’de, bazı konularda çok fazla haksızlık yapılıyor. Haksızlık dediğimiz şey, ihlaller.

Söz gelimi, ifade özgürlüğü ile ilgili, yasaklar, yasaklamalar, yaptırımlar, haksızlık dediğimiz ihlallerin en başta gelenlerinden oluyor.

İfade özgürlüğü ihlalleri hayatın çok çeşitli alanlarında karşımıza çıkıyor.Edebiyatta, şiir,roman,öyküde; sanatta, resim, tiyatro, sinemada karşımıza çıkıyor. Siyasette. Basın yayın alanında.Ya da farklı dil,din,kültür alanında ve konularında çıkıyor karşımıza yasaklar, yasaklamalar, yaptırımlar… Dernek, sendika ya da bir topluluk/grup olarak hareket ettiğimizde ya da etkinlik düzenlediğimizde, o alanlardaki haklarımızla birlikte karşılaşıyoruz. Son yıllarda yoğun olarak yaşandığı gibi, sosyal medya alanında karşımıza çıkıyor yasaklar, yasaklamalar, kelepçeler.

Bu kelepçelerden söz edelim biraz. İnsan hakları savunucularına uygulanan bunlardan birisi. Uluslararası Af Örgütünün Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç aylardır tutukludur. Yargılayan heyet tahliye kararı vermiştir ama itiraz üzerine tutuklanmanın yolu KHK ile açıldığından tahliye olamamıştır. Yani yargılandığınız davada sizi yargılayan hakimlerin vereceği tahliye kararının pek de hükmü olmayabilir, fazla sevinmeyin. Savcı özgürlüğünüze itiraz ederse, sizi hiç görmemiş aynı derecedeki bir mahkeme heyetinin vereceği karar ile tutuklu yargılanmaya devam edersiniz.

Son zamanlarda İHD’li pek çok yönetici ve üye peş peşe gözaltı ve tutuklamalara muhatap oluyor. İHD Çanakkale şubesinin eski başkanı ve halen Genel Merkez yöneticisi Hayrettin Pişkin tutuklandı daha bir iki ay önce. Yakında duruşması var. Ağrı, Tunceli (Dersim) şube yöneticilerinden de içeride olanlar var. İHD’liler hakkında çok dava var. Eş Genel Başkan Eren Keskin her an hapse girebilir.Tümü de ifade özgürlüğü davaları.

Başka bir hak savunucusundan söz edeyim. Bir kaç gün önce barış savunucusu Celalaettin Can tutuklandı. Can, “Aydınlık sabahlara uyanacağız!” diye seslendiği bir mektubu göndermiş. Sırf düşüncelerini açıkladığı ve barış hakkını savunduğu için özgürlüğünden yoksun... Düşünceleri nedeniyle 128 gündür hapiste olan Osman Kavala’yı anmalıyım.

Basın davaları konusuna gelelim. 150’den fazla gazeteci hapiste. En başta yüzlerce dava, gözaltı ve tutuklamalarla, Özgür Gündem, Özgürlükçü Demokrasi yazar ve çalışanları bu baskıların muhatabı oluyorlar.

Cumhuriyet Gazetesi yazar, yönetici ve çalışanlarının karşılaştığı baskı ve tutuklu olarak yargılanmaları ise (Ahmet Şık, Murat Sabuncu, Akın Atalay, Kemal Aydoğdu, Emre İper) ayrı bir başlığı hak ediyor.Bir yılı aşkın süredir devam ediyor bu durum. Unutmayalım, sevgili Ahmet Şık yeni darbe döneminde de hapiste.

Gazeteci yazar yargılamaları ve tutuklu yargılamalar konusunda Mehmet Altan, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak yargılamalarını anmak gerekiyor. Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkındaki kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali hükmünü veren Anayasa Mahkemesi kararına uyulmaması ise ne kadar vahim bir durum olduğunu gösteriyor. Anayasanın emredici hükmünün ihlali söz konusudur. Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Ama gel de anlat bunu siyasi iktidara. Hukukun üstünlüğü ilkesini unutanlara…  

Sanatsal ifade özgürlüğü konusu var. “Sadece  Diktatör” oyununun yasaklanması, bazı şarkıların,  sözleri nedeniyle TRT’de yayımlanmayacağının anlaşılması, Muğla Üniversitesinin tiyatro topluluğunun kapatılması, oyunlarda bazı kelime ve cümlelerin kullanılmaması şeklindeki sansürleme girişimlerinin yaşandığı görüldü. Siyasi ifade özgürlüğünün siyasi partilere, milletvekillerine ve belediye başkanlarına dönük yanı da vahim uygulamalardandır. HDP’li 9 milletvekili siyasi görüşleri nedeniyle tutukludur.Başta eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere...

HDP ve DBP’li 70’in üzerinde belediye eş başkanı tutukludur. Sadece, tutuklu Diyarbakır Büyükşehir belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın adını anayım yeter!

 Binlerce partili (il ve ilçe yöneticisi ve üyesi) tutukludur.

CHP’den milletvekili Enis Berberoğlu ise gazetecilik faaliyeti nedeniyle hala tutukludur. Unutulmasın!

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle on binlerce insan hakkında soruşturmalar sürmekte ve binlerce insan hakkında tutuklama kararları verilmektedir. Son olarak vurgulayalım ki barış talebinin cezalandırıldığı bir ülkedir Türkiye.

Hatırlayınız, 11 Ocak 2016 tarihinde bu ülkenin çeşitli üniversitelerinden 1128 akademisyen “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bir açıklama yapmışlardı. Aradan iki buçuk yıl geçti. Gözaltılara, tutuklamalara, tehdit ve linçlere maruz kaldılar. Aralarından 300’den fazla akademisyen KHK’ler ile üniversitelerdeki görevlerinden ihraç edildiler.1128 akademisyen hakkında savcılar soruşturma açtılar. Adalet Bakanlığından bir davada 301.madde soruşturması için izin istedi bir mahkeme.Ama öte yandan da İstanbul’daki üniversitelerde görevli barış imzacılarından başlayarak davalar açıldı, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2.maddesine muhalefetten.Bir mahkeme ise üç akademisyene TMK 7/2.maddeden cezalar verdi. Akademisyenler, açıkladıkları düşünceleri nedeniyle Türkiye’nin de tarafı olduğu 111 Nolu Ayrımcılık (iş ve meslek) Sözleşmesi’ne aykırı olarak ihraç edildiler. Hatırlayınız, 12 Eylül paşalarının başvurduğu bir yöntemdi bu. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu yetkisine dayalı olarak yaklaşık 8500 civarında kamu görevlisini ihraç etmişlerdi. O dönemde 95-100 kadar üniversite hocası vardı, ihraç edilenler arasında. Öyle, özgürlüklerin kelepçelendiği bir dönemden geçmekteyiz işte…

www.evrensel.net