Tüm olanakları kullanmak


02 Mart 2018 05:44

AKP-MHP ittifakının üzerinde çalıştığı ve anlaştığı seçim yasaları, ülkenin tek adam, tek parti iktidarını iyice yerleştirmek ve sağlamlaştırmak için nelerin göze alınabileceğini açık seçik ortaya koyuyor. Meclisteki muhalefetin durumu dikkate alındığında, onların sınırlı çerçevede muhalefeti ile bunları Mecliste yasalaştırmaları konusunda da önlerinde ciddi bir engel görülmüyor. Oysa sorun tüm ülkenin ve halkın yakın geleceğinin belirlenmesi üzerine ve sadece Mecliste ve olağan parlamenter yöntemlerle ele alınıp, kararlaştırılamayacak kadar önemli.

Erdoğan iktidarı ülkeyi, olağanüstü hal koşullarına eklenmiş, “savaş ve seferberlik” havası eşliğinde yönetiyor. Kitleler arasında milliyetçiliğin ve şovenizmin yaygınlaştırılması ve egemen olması için tüm medya gücü seferber edilmiş durumda ve çıkan muhalif seslerde resmi ve gayriresmi güçlerce engellenmeye çalışılıyor, bastırılmak isteniyor. Koca ülke tek bir “başkomutan’ın” ağzından çıkacaklara göre kışla nizamıyla yöneltilmek üzere dizayn edilmeye çalışılıyor. 

Bu durum işçi sendikalarına, meslek örgütlerine ve diğer toplumsal örgütlere ve demokratik hak ve özgürlükler için mücadele edilmesi gerektiğini savunan siyasi parti ve çevrelere, olup bitmekte olana karşı sessiz kalmama, mücadele etme sorumluluğu yüklüyor. Evet siyasi koşullara ağır ve gittikçe ağırlaşıyor. Ama gerici ve faşist siyaset, doğası gereği kitlelerin gerçek taleplerini ve özlemlerini gerçekleştirmek üzere hareket etmiyor ve bu zemine basmıyor. Dozajı her geçen gün biraz daha yükseltilmek zorunda olan milliyetçiliğin, şovenizmin ve din siyasetinin uyuşturucu havası, gerçekler karşısında sürekli bir sınava girmek zorunda kalmakta ve bu havayı dağıtacak etkenler fazlalaşmaktadır.

Milliyetçiliğin ve militarizmin kutsandığı bu günlerde şunların peş peşe sıralanması tesadüf değildir: “milli ve yerli” demagojisinin tavan yaptığı bir dönemde 14 şeker fabrikasının özellikle Amerikan şeker tekellerinin ekmeğine yağ sürecek biçimde satışa çıkarılması. Tarım ve hayvancılıktaki çöküşün sonucu olarak artan fiyatlar ve çözüm olmadığı görülmüş olan aşırı ithalatla bu fiyatların denetim altına alınmaya çalışılması. Yabancı ortaklı şirket sayısının 60 bine çıkması, dış borcun gayrisafi milli hasılanın üçte ikisine ulaşması. Cari açığın ve dış ticaret açığının rekor seviyeye çıkması. Eğitim ve sağlık sistemindeki çöküşün ağır sonuçlarının ortaya çıkmaya başlaması. İşsizliğin yaygınlaşması ve sürekli yapılan zamlar ve vergi artışları. Mevcut politikalarla sürekli artan ve artacak olan askeri harcamaların bütün bunları daha da kötüye götüreceği gerçeği vb. vb.

Milliyetçilik, militarizm ve din sömürüsüyle süslenen hayallerle, gerçek yaşamın ortaya çıkardığı tablo arasındaki bu karşıtlık sürekli bir çatışma halindedir. Bu nesnel bir gerçekliktir. Ne Afrin’e sefer, ne Menbic demagojileri, ne de her geçen gün biraz daha içine batılan bölge sorunları bu gerçeklerin üzerini örtemez ve örtmeyecektir. Türkiye ne Hitler Almanyası’dır, ne de Mussolini İtalyası. Güçleri farklı olmasına rağmen bu ülkeler emperyalist ülkelerdi ve kendi potansiyelleri vardı. Aradaki çelişki ve çatlaklardan ilerleyerek, farklı emperyalistlerle iş birliklerine gidilerek varılacak yer şamar oğlanlığıdır. 

Hayallerle gerçekler arasındaki bu keskin zıtlık, ayaklarını gerçek zemine basan bir muhalefet hareketi ve bunun etrafında biriktireceği güçler açısından, verecekleri mücadele sağlam dayanaklar üzerinde yükselirse gelişip, güçlenebileceğinin, gericiliğin saldırılarını püskürtebileceğinin olanaklı olduğunu ortaya koymaktadır. Elbette güçlükler ve zorluklar vardır. Ama bu güçlükleri ve zorlukları aşmanın olanakları da her geçen gün daha fazla genişlemektedir. Geçen her gün zamanın gerçeklerden yana işlediğinin kanıtı durumundadır. Nişasta bazlı şeker nasıl halkı zehirliyorsa, milliyetçilik ve şovenizm de halkı zehirlemektedir ve bu nedenle gerçekleri inatla ve cesaretle halkın önüne getirmek gerekir.

www.evrensel.net