Kurumsal bilimsel değil parasıyla ve dinci eğitim: Yüzde 70'ten öte


02 Mart 2018 05:40

Veli-Der 24-25 Şubat tarihlerinde İstanbul’da “Laik ve Kamusal Eğitim Sempozyumu” gerçekleştirdi. Türkiye’deki eğitim-öğretim, okul ve üniversitelerin 80 yıllık dincileştirilmesi ve paracılaştırılmasının güncel durum ve yansımaları, insan-toplum-doğa yararına nitelikli bilimsel eşitlikli özgürlükçü eğitimin nasıl sağlanabileceği tartışıldı.

İtalya, Polonya, Türkiye dinden öte dincileştirme: Ortaokul çağı çok kritik 

İtalyan Prof.  Dr. Paolo Vittoria “dincileştirmenin” din olmadığını, dini inanç veya yaşamanın ötesinde dincileştirmenin çocukların kafasını ve sosyal alanları ele geçirme (empoze, telkin) olarak tanımlanması gerektiğini belirterek bunun en yaygın yollarının kurslar, okullar ve sosyal alanların etki altına alınmasından geçtiğini belirtti. Trump’ın eğitim bilgi ve teorisinin öğretmenleri silahlandırma anlayışıyla sınırlı kaldığına ironik gönderme yaparken “cihatçılığın” eğitim modeli olarak ne anlama geldiğinin değerlendirmesi herhalde bizlere düşecektir.

Dinin sosyal alanları ele geçirmesi, park bahçe ile sınırlı değil, niyeyse kadının, cinsellik ve bedenin ele geçirilmesi Sami dinlerinin ortak motiflerinden birini oluşturuyor. Polonya’da kadın hareketlerini ve kürtaj ile ilgili eylemlilikleri örgütleyen önemli isimlerden biri olan Agmeszka Oiemiancwicz Polonya’da kilisenin, dini cemaatlerin eğitimin her alanında boy gösterdiğini, çocukların ağır bir dini empozeye maruz kaldığını, bunun mücadelesini sürdürdüklerini ifade ediyordu.

Arada derece farkı olsa da İtalya, Polonya, Brezilya, Türkiye çok fark etmiyor, Ahmet Yıldız’ın ifadesiyle “teoliberalizm” saldırısı altında bulunuyoruz.  

Teolojik (dincileştirme) kısmında Dr. Beril Taşkın erken çocukluktan başlayarak özellikle 11-12 yaşlarının çok kritik olduğunu, bu yaşlarda beynin-zihnin yönelimlerinin büyük oranda belirlendiğini ifade ediyor. Dikkat edilirse dinciler de tam bu yaş gruplarına müthiş bir etki-baskı uyguluyor.  

Kamusal değil parasıyla eğitim

Fuat Ercan metalaşma, ticarileşme, özelleştirme, piyasalaşma arasında bazı teorik ayrımlara dikkat çekerek “ulus-devletin sermaye birikim aracı olarak yeri”, devletle burjuvazinin, devletle metalaşmanın arasındaki ince kalın bağlara dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Maalesef devlet eliyle sermayedar yaratma projesi artık devlet eliyle her şeyin metalaştırılmasına varmış bulunuyor.

Liselerde resmi örgün eğitimin payı yüzde 53’e düştü

2016-2017 itibariyle  genel ortaöğretimde özel okullarla açık lisenin payı yüzde 43’e çıkmış bulunuyor. Yani diğer deyişle resmi örgün Anadolu-fen-çok programlı liselerin öğrenci payı yüzde57. 

Genel Ortaöğretimde (açık lise, devlet okulları ve özellerde) toplam 2 milyon 912 bin 93 öğrenci bulunuyor. Bunlardan sadece 1 milyon 553 bin 817’si resmi (devlet okullarında) örgün eğitim görüyor, gerisi açık liselerle özel liselere devam ediyor. Resmi örgün öğrenci payı  yüzde 53.4’e tekabül ediyor,yüzde 46.6’sı parasıyla okuyor.

Henüz 2017-2018 verileri yayımlanmadı. Bu yıl bu oranlar yarı yarıya inmiş, genel ortaöğretimde resmi okullu öğrenci oranı yüzde 50’lere düşmüş olabilir.

Dünyada paralı yükseköğretimde en büyük pay yüzde 66 ile Türkiye’de olabilir

Yükseköğrenimde durum daha da “parasıyla” eğitime dönüşmüş bulunuyor. 2017 itibariyle 185 üniversitenin 112’si devlet 73’ü Vakıf üniversitelerinden oluşuyor. Ancak bu ayrım da yanıltıcı bulunuyor. Çünkü devlet üniversiteleri de öğrencilerinin büyük bölümünü parasıyla okutuyor. 

Maalesef bu süreç kademe kademe yedirildi. Önce açık öğretim ve harç parasıyla başlayan süreç daha sonra Bilkent ile başlayan özel üniversitelere, ardından ikinci öğretim, uzaktan eğitim, UOLP-Paralı SUNNY programları, tezsiz yüksek lisans gibi çeşitli formlar aldı. 

2016-2017 öğretim yılı itibariyle 7 milyon 198 bin 987 öğrenciden sadece 2 milyon 466 bin 295’i devlet üniversitelerinin parasız birinci öğretimlerinde okuyorlar. Gerisi yani yüzde 66’sı parasıyla öğrenimlerini sürdürüyorlar. 

Dahası öğretmenlik formasyonu dahil hemen her tür sertifikasyon paralı hale getirildi. Burada verilen sayı ve oranlara UOLP-Parasıyla  Uluslararası Ortak Programlar ve sertifikalar da dahil bulunmuyor (ODTÜ ve İTÜ’de yaygın bulunan UOLP’nin ücretleri diğer masraflar hariç yıllık 25 bin dolar civarında bulunuyor).

Barınmadan ulaşım ve karnını doyurmaya, ders araç gerecinden uygulama materyallerine kadar tüm masrafları da ailelerin çektiği düşünülürse Türkiye’de parasıyla eğitim toplam 24-25 milyon öğrenci için herhalde yüzde 70’in üzerinde bir oranla yani “metalaşmış” bulunuyor. Dincileşmenin ölçülüp biçilmesi o kadar kolay değil ama okuldan, ders kitaplarından, yurttan, Kur’an kurslarından televizyonlara kadar her taraf dinci kuşatma altında bulunuyor.

www.evrensel.net