Bir çağrı ya da düşünmeye davet!


01 Mart 2018 03:52

15 Temmuz 2016 ardından ilan edilen ve sürmekte olan Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının, 2019’da yapılacağı ileri sürülen seçimler dönemi dahil olmak üzere, “huzura kavuşuncaya kadar”(!) devam edileceğini, bizzat R. T. Erdoğan tarafından birçok kez açıklandı.

OHAL yasaklarının, CHP dahil, Erdoğan iktidarına muhalif parti, örgüt, sendika, dernek, gazete, dergi, barolar, mimar-mühendis odaları, tek tek aydın ve yazarlar, akademisyenlerin yanısıra hak talebinde bulunan, hakları için grev, iş bırakma, toplantı yapma gibi eylemlere baş vuran işçi ve emekçileri de mengeneye aldığı biliniyor. 

Ülke, Cumhurbaşkanı=AKP Genel Başkanı ve mali, siyasi ve askeri ekibi tarafından KHK’lerle yönetiliyor. Bu yönetim tarzında, “Reis”in onay vermediği hiçbir kararın uygulanamayacağı da artık anlaşılmış bulunuyor. Yayınlanan kararların, çıkarılan “Kanun”ların hukuksal geçerliliğini belirleyen Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi “üst yargı kurumları” değil, yine devletin tepesinde yer alan “ekip”! Anayasa Mahkemesi’nin binde bir kez de olsa, tekil ya da kamusal olarak yurttaşlar lehine verdiği bir karar olduğunda, “haddi değil!” denerek kararlarının tanınmayacağının ilan edildiği de gizli-saklı değil.

Parlamenter sistemin “rafa kaldırıldığı”nın yine bizzat Erdoğan ve AKP yöneticileri tarafından ilan edilmesinin üzerinden de bir hayli zaman geçti. Bir parlamento var, orada çeşitli tartışmalar da oluyor. Ama “Reis”in uygun gördükleri ve AKP’nin MHP ile birlikte “çoğunluk oyu” ile-ki çoğu kez oya bile ihtiyaç duyulmaksızın-pratiğe geçirilmesine karar verdikleri dışında, herhangi bir karar alınamıyor. Sorun sadece azınlık-çoğunluk oyları da değil; parlamenter sisteme dair en basit ve görünüşteki yetkilerin de bütünüyle askıya alınmış olmasıdır. Bu “kurum”da, iktidar partisinin istemediği en küçük bir karar çıkarmak mümkün değil. HDP’ne ise göz açtırılmıyor. Böyle olunca da, bu kurum ile “halk iradesi”-“millet iradesi” arasında kurulan ilişki izafi, yani hayali ve varsayımsal olmaktan öteye geçmiyor. Ayrıca, yürütülen propagandanın güçlü etkisi altında, “millet iradesinin Saray’da temsil edildiği” yönünde bir psikososyolajik ortam da oluşturulmuş bulunuyor.

Bütün bunlar yetmemiş olacak ki, seçimlerin yapılmasını dahi gereksiz kılacak ya da sadece görüntüde yapılmış gösterecek bir yeni yasal düzenleme gündeme getirildi. Bu yeni seçim yasası, Erdoğan-AKP-MHP iktidarı kodlamasında, “Başkanlık Sistemi”ni teminat altına almaya ayarlanmıştır. Mühürsüz oylar, sandıkların taşınması, sandık başlarına iktidarın memurlarının atanması, polis, asker ve diğer “güvenlik görevlileri”nin sandıkların kurulduğu mekana girmeleri, seçim bölgelerinin iktidarın oyunu ve milletvekili sayısını artıracak şekilde  yeniden düzenlenmesi gibi birçok madde içeriyor. Bu yasa, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma, iktidarı sürdürme, muhaliflere gözaçtırmama yasasıdır. Yasasızlık böylece yasa hükmüne kavuşturuluyor. 

Böylesi bir ortamda, OHAL koşullarında, ve daha hanği tür baskı ve yasak “kanunları”yla kuşatılacağımızın belirsizlik gösterdiği bir zamanda yapılacak “seçimler”den, halk kitlelerinin iradesine uygun sonuçların çıkacağını düşünmek, kendi kendini aldatmak için hayali şekiller çizmeye benzer. OHAL koşullarında ve çıkarılacak seçim yasasıyla yapılacak bir “seçim”, burada belirtilenlerle birlikte eklenecek daha birçok nedenle meşru ve hukuki olmayacaktır. 

CHP  yönetimi bu tür bir “seçim”den, yurttaş iradesine uygun sonuçların çıkacağını propaganda ederken, bu iradeye karşı girişilen hileye figüran olma durumuna düşmektedir. Bu günkü koşullar değişmeden,  OHAL uygulaması son bulmadan, getirilmekte olan seçim yasası iptal edilmeden yapılacak bir “seçim”den halk yararına demokratik ve meşru bir sonuç çıkması beklenemez. Bu türden bir seçimin, “hille-i Şerriye” gibi bir sonucu dahi olmayacaktır. CHP yönetimi, halk kitlelerinin aldatılmasına alet olacağına, bu koşullar değişmediği sürece böylesi bir oyunda figüran olmayacağını açıklayarak-ve tabii ki HDP ve diğer bazı partiler de-halk kitlelerinin, kendilerine kurulan tuzağı görmelerine yardımcı olmaya çalışırsa daha doğru bir iş yapmış olur. Televizyon ekranlarında, yüzde altmışlar üzerinden hayaller yaymak yerine bu tutum, halk yararına sonuçlar açısından daha yerinde olacaktır.

www.evrensel.net