Afrin ve hukuka uygunluk arayışı


01 Mart 2018 03:38

Türkiye’de karar verici siyasi aktörlerin, Türkiye’nin 2003’ten beri tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 20.maddesine aykırı olarak,  kin ve nefret dolu savaş propagandası yaptığına tanık oluyoruz. 

Ayrıca barışı savunanlara soruşturma ve dava baskısında bulunuluyor;  gözaltı ve  tutuklama yoluna gidiliyor.Bu uygulamalar, bazı siyasilerin ve devleti yönetenlerin açıktan tehdit ve aşağılayıcı ifadeleri eşlik ediyor.

Başka bir ülkenin (Suriye’nin) toprağına giriliyor ve Afrin’e bayrak dikmekten, fetihten söz ediliyor. Seferberlik çağrıları yapılıyor. “Savaş” tespitinde bulunanlara “ne savaşı?”, “Bu bir terörizmle mücadeledir” deniyor. Siyasilerin bu tutumuna bazı medya organları paralel yayınlarla destek veriyor. O arada insanlar, “savaş” denmeyen bu silahlı çatışma ortamında  yaşamlarını yitiriyorlar. Kaç asker, polis, korucu, ÖSO mensubu ya da kaç DSG’den (PYD/YPG) insan ile sivil Afrinli insan yaşamını yitirdi, bilemiyoruz. Çeşitli kaynakların birbiriyle çelişen açıklamaları var. Biz bu “hakikat” konusuna, geçen haftalarda, “savaşta ve barışta hakikat” yazılarımızda değinmiştik.

Sivil siyasi karar vericilerin ve medyanın, Suriye topraklarının bir bölümünün işgali anlamına gelebilecek söylemine karşın, Genel Kurmay Başkanlığının dikkatli bir dil kullandığı ve kullandığı insan ve doğa yaşamının sona ermesine yönelik silah araç ve gereçlerinin silahlı çatışma hukukuna uygun bulundurulduğu ve kullanıldığı yolunda açıklamalarda bulunmaktadır.

Genelkurmay Başkanlığı 28 Şubat 2018 itibariyle 20 Ocak 2018 tarihinden bu yana ocak ayında 21, şubat ayında da 22 olmak üzere toplam 43 “basın açıklaması” ya da “basın bilgilendirmesi” adı altında açıklamada bulunmuştur.İlk açıklama, “harekatın” başladığı 20 Ocak günü saat 17.35’de yapılmıştır ve şöyledir: 

“Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere, 20 Ocak 2018 saat 17:00’dan itibaren “Zeytin Dalı Harekatı” başlatılmıştır.

Harekat, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BMGK’nin terörle mücadeleye yönelik özellikle 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan Meşru Müdafaa Hakkı çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edilmektedir.

Harekatın planlama ve icrasında sadece teröristler ve bunlara ait barınak, sığınak, mevzii, silah, araç ve gereçler hedef alınmakta olup, sivil/masum kişilerin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

Açıklamanın 2. paragrafı hukuksal temellendirme çabasıdır.

TSK’nin son açıklaması 27 Şubat 2018 , saat 10.30 tarihlidir.İlk üç paragraf aynıdır.Sonraki paragraflarda etkisiz hale getirilen örgüt mensubu sayısının toplamda  2 bin 83 olduğu bilgisine yer verilmiştir.

Genelkurmay Başkanlığı, 24 Şubat 2018 tarihli saat 11.00’de yayımlanan “bilgi notu”nda ise ilk defa , “Kullanılan silah ve mühimmat dahil tüm faaliyetler, Silahlı Çatışma Hukuku’na uygun ve meşru zeminlerde yürütülmektedir.” şeklinde bir ifadede bulunmaktadır.

STK ilk defa silahlı çatışma hukukundan söz etmektedir.Bu hukuk, terörizmle mücadele hukuku değildir.Savaş hukukunun  ya da  insancıl hukukun başka bir adıdır.”Bilgi notu”nun “c.Zeytin Dalı harekatı” ara başlıklı bölümünde ilk 6 paragrafın tümü de , silahlı çatışma, savaş ya da insancıl hukukun koruduğu değerler ve yasakladığı eylemlerle ilgilidir.Sivillere yönelik yasak eylemlerde bulunulmaması, dini ve kültürel yapıların, tarihi eser ve arkeolojik kalıntıların korunması, hukukça yasaklanmış mühimmatın bulundurulmaması, kullanılmaması ve tüm faaliyetlerin hukuka uygun yürütülmesi ilkesi gibi…

Biz herkesi barışa, demokratik ve barışçıl yöntemlerle sorunları çözmeye ve hukukun üstünlüğü ilkesine riayete davet ediyoruz.

Savaş ya da silahlı çatışma durumunda da bu davet geçerli…

www.evrensel.net