Allah için


01 Mart 2018 03:36

Savaş başlamadan önce hemen her hafta sonu Halep’e giderdim. Güzel sokakları, düzensiz ve heyecanlı insanları, çarşıları, 5 bin suriden başlayıp 500 suriye kadar düşen pazarlıkları, neredeyse bedava olan taksileri, lokantaları, benzini ile Suriye, 1 lirayla o zamanlar 34 suri alan bizler için cennet gibiydi. Türkiye’de arabamızın deposunu tam doldurmak için ayırdığımız para ile zaten tüm Halep gezimizi neredeyse bedavaya getiriyor üstüne de dolu depoyla dönüyorduk ülkemize. Bütün bir gün kimliksiz bir Kürt şoförle İbrahim Tatlıses dinleyerek dolaşmıştık Halep’in en kuytu köşelerini. Ortada genel bir yoksulluk vardı tıpkı bizim ’70’li yıllarımız gibi, ama mutsuzluk yoktu sokakta işinde gücünde olan insan için. Kavşağın tam ortasında, eski İstanbul’un Aksarayı’ndaki trafik polisleri gibi, eldivenli elleriyle gel, geç, dur işareti yapan trafik polislerine aldıran bile olmayışı, ufak tefek çarpışmalarda insanların arabalarından bile inmedikleri rahatlık dünyanın başka hiçbir ülkesinde görülecek, yaşanacak gibi değildi.     

Suriye’de ilk olaylar ülkenin güneyinde, Dera kentinde başladığında Halep’te Raşid’in yerinde çay içiyorduk. Biz önemsememiştik ama Raşid, “Düğmeye basıldı” diye markete koşmuş, 6 ay yetecek kuru gıdayı depolamıştı. Maalesef haklı çıktı. Suriye Devlet Başkanı Esad karşıtı göstericilere güvenlik güçleri ateş açtı. 4 gösterici öldü. Bu olay ayaklanmanın başlangıcı oldu ve ayaklanma kısa sürede ülkenin dört bir yanını sardı. Suriye’de uyuyan hücreler iş başındaydı ve Suriye’yi, Iraklaştırmak, Afganistanlaştırmak isteyen sermaye var gücüyle yüklendi. Sokaklarda insanlar “Özgürlük” adına ülkelerini yıkıyorlardı. Düğmeye basanların esas hoşlanmadıkları şey Suriye’de ekmeğin 10 kuruş, benzinin 80 kuruş olmasıydı. 

Sermayenin iş birlikçileri çirkin hayallerle sahaya atladılar. Muaviye bin Ebu Sufyan’ın oğlu Yezid’i aratmayacak katliamlar, insanlık dramları yaşandı “özgürlük” palavrasıyla. Büyük (?)  iş adamlarının koruyucusu ve kölesi devletlerin tek düşüncesi, günü geldiğinde kendi yıktıkları Suriye’yi yine Suriyelilerin parasıyla yeniden inşa etmek, petrol karşılığı tatlı ihaleler almaktı.

Yıkım sürüyor. Suriye toprağına düşen her bomba, her mermi, kırmızı şarapları ve türlü kaşar peynirleriyle salyaları akarak savaşı izleyen uygar insanların cebini biraz daha dolduruyor. Ve Suriyeliler hâlâ “Yahu biz ne yapıyoruz. Duralım ve düşünelim. İstilacıları defedelim. Kendi sorunumuzu kendimiz çözelim” diyemiyorlar.  Hayatı daha zengin daha güçlü yaşamak isteyen faşist  saldırganların gözü ne Libya’yla, ne Irak’la, ne Afganistan’la bir türlü doymuyor ve algılamaları şaşırtılmış, köreltilmiş insanlar bir metrekare tapusuna bile sahip olmadığı topraklar için yine bir metrekare bile tapusuna sahip olmadığı kardeşlerini öldürüyor. Ölen de öldüren de, “Allahu ekber” diye Allah için ölüyor, öldürüyor.

Allah bu işe ne diyor acaba?

www.evrensel.net