'Kara propaganda'ya gerçeğin ışığını tutma sorumluluğu


28 Şubat 2018 05:23

AKP il kongreleri öncesinde yapılan “mini miting”lerde, kongre salonlarında partililerin iktidardan isteği, “Reis bizi Afrin’e götür”e indirgenmiş bulunuyor. AKP’yi yönetenler bunun böyle slogan düzeyinde olmasını da yetersiz bulduklarından olmalı ki; geçen haftaki AKP Meclis gurubunda 8-10 yaşındaki çocuklara, asker elbisesi giydirilip, “Reis bizi Afrin’e götür” diye bağırttırıldı. Başka bir toplantıda, yedi-sekiz yaşında asker elbisesi giydirilmiş, cebine de bir bayrak iliştirilmiş ağlayan bir kız çocuğu, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından sahneye çıkarılıp, “Şehit olmak isteyen, şehit olduğunda üstüne örtülecek bayrağı yanında taşıyan bir şehit adayı” olarak gösterildi ve halkın iyice hassaslaştırılmış sinir uçlarını kaşımakta sınır tanımadılar. 

‘SEFER GÖREV EMRİ’ HAMASETİ

Cumhurbaşkanı son günlerde “Reis bizi Afrin’e götür” diyenleri, önce “Sefer görev emri alanlar hazır olsun” diyerek motive ettikten sonra da kendisinin “Sefer görev emri çıktığında hep birlikte Afrin’e gideceklerini” söyleyerek, hamaseti propagandanın gerçekle ilişkisini tümden kesmeye kadar götürmüştür.

Çünkü, ne “Reis bizi Afrin’e götür” diyenleri gerçekte Afrin’e götürmesi söz konusudur ne de gerçekte “sefer görev emri” gelen T.C. vatandaşları vardır. Ne de Cumhurbaşkanına “sefer görev emri” gelme ihtimali vardır! Çünkü “sefer görev emri”, yasalara göre, ancak 20-41 yaşındaki erkeklere gelebilecek bir çağrıdır! Cumhurbaşkanı ise bu sınırı çoktan aşmıştır. Dahası Cumhurbaşkanlarına “sefer görev emri” gönderildiği de görülmemiştir!

Nitekim önceki gün Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ da Cumhurbaşkanının çağrılarının yol açtığı kargaşayı düzeltmeye çalıştı. Bozdağ, "Sefer görev emri”nin sadece 20-41 yaşındaki erkeklere gönderilebileceğini ama buna gerek olmadığı için kimseye sefer görev emri gönderilmediğini, çünkü buna ihtiyaç olmadığını’ açıklamak zorunda kaldı.

HAMASİ SLOGANLARLA YÖNETİLEN BİR KALABALIK İSTENİYOR!

Yani ülkede nüfusun önemli bir bölümü, tam da iktidarın istediği gibi, iktidar mensuplarının, özellikle de Cumhurbaşkanının ağzından çıkanı, “tartışılmaz gerçek” olarak kabul edip, ona haykırışlarla destek vermesi aşamasına getirilmiştir. Yani; olup biteni, olanların arkasında hangi gerçeklerin yattığını tartışmayan, tartışmak isteyenleri de “düşman”, “Yerli ve milli olmayan”, “Terörle iş birliği içinde”ki nüfus kesimi olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu toplumdaki “ayrışmanın” geldiği aşamanın ifadesidir.

Bu tehlikeli bir gidişattır. Çünkü, bu şoven milliyetçi-militarist propagandayla ayağa kaldırılan kitleler, kendilerine verilen işaretlere şuursuzca haykırışlarla yanıt veren bir kalabalığa dönüştürülerek, normalde yapmayacakları işleri yapan bir çizgiye sürüklenmesi için AKP propagandası elindeki her imkanı kullanmaya devam etmektedir.

Erdoğan-Bahçeli ittifakı; ülkeyi Terörle Mücadele Yasası, OHAL, “savaş hali” uygulamalarının oluşturduğu iklimde, “beka mücadelesi”, şehitlik-gazilik “yerlilik-millilik”,...gibi kavramlar etrafında oluşturulan “kara propaganda” ile yönetmeyi amaçlıyor. Çünkü böyle bir yönetimin, örneğin bu kalabalıkları Afrin’e taşımak gibi bir ekonomik faturası bile yoktur!

Vatandaş böylece; “Olup bitenin arkasında ne vardır, kim vardır”, “Gerçek ne yalan ne”, “Olanlardan kimler yararlanıyor, kimlere fatura çıkarılıyor”, “Türkiye’yi adım adım Suriye bataklığına çeken politikaların sahibi kimdir?” gibi soruların tartışılmasına izin verilmemektedir.

Bu kara propagandanın yarattığı karanlıkta kalabalıklar, yukarıdan gelen çağrılara uyarak, kendilerini bir o duvar bir bu duvara vurarak, gerçeklerin değil iktidarın istediği mecrada yürüme mecrasına sürüklenmektedir. 

‘KARA PROPAGANDA’YA KARŞI MÜCADELE ÖNEMLİ

Yığınları kara propagandayla yönlendirme, elbette sadece propaganda olarak kalmamakta, toplumda gerçeklerin tartışılması bir yandan medya ve sosyal medya üstünden sansürlenirken öte yandan da bu tartışmaları yapmak isteyenler, “Teröre destek vermek”, “Terörle iş birliği yapmak”la suçlanmaktadır.

Kısacası AKP-Erdoğan yönetimi yığınları, bir yandan “kamplaştırarak” öte yandan da gerçekte karşılığı olmayan hamasi sloganlarla dokunmuş bir “kara propaganda”yla yönlendirerek yedeklemeyi, bir “iktidar tarzı” haline getirmiştir.

Bu da Türkiye’nin aydınlarına demokratlarına, demokrasi güçlerine, “tek parti tek adam rejimi”ne götürülmesinden hoşnutsuzluk duyan herkese; Gerçekleri açıklamada, olup bitenlerin tartışılmasında ciddi bir sorumluluk getirmektedir. Çünkü gerçeğin ışığını kara propagandaya tutarak, etkisinin kırılmadan, toplumun hamasi sloganlarla yönlendirilmesinin önünün kesilmesi olanaksızdır. Bu yüzden de demokrasi güçlerinin, aydınların, demokratların bu alandaki sorumlulukları tartışılmazdır ve çok önemlidir. Ve elbette sadece sözle, sadece, “Onlar şunu söylüyor ama doğrusu budur” demekle de sınırlı bir sorumluluk değildir bu. Bu sorumluluk, “tek parti tek adam rejimi”ne karşı olan güçlerin, aynı zamanda ortak bir mücadele hattında adım adım birleşerek ilerleyen mücadelesiyle birleştiğinde anlam kazanacaktır.

www.evrensel.net