Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ile görüşme notları


22 Şubat 2018 04:15

Geçen hafta cuma günü Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Sayın T. Jagland ve beraberindeki heyet üyeleri ile Ankara’da bir görüşmemiz oldu. Biz dört kişi, dört ayrı STK temsilcisiydik. Ben İHD adına toplantıda bulundum. Belirlediğim dokuz başlık altında düşüncelerimi açıklayacaktım. Tekrara düşmemek, zamanı iyi kullanmak gerekiyor bu tür görüşmelerde. Ne söyledim?

Aşağıda sizin de okuyacağınız gibi, sorunlar aynı, isimler değişik. Söz gelimi görüşme bugün olsaydı, “İki gün önce tutuklanan 78’lilerden Celalettin Can, Halkevci Kutay Meriç, Akademisyen Serdar Başçetin fikirleri nedeniyle gözaltına alındı ve tutuklandı” diyecektik. Çünkü yüzlerce gazeteci yazar, binlerce sosyal medyadan düşüncelerini açıklayan insan, aynı sorundan, ifade özgürlüğü sorunundan kaynaklı olarak gözaltına alınıyor ve  tutuklanıyorlar. Sorun alanları ve ihlaller olarak şunları ifade ettim. 1) Türkiye’nin Terörle Mücadele Kanunu’nda terör tanımı çok geniş ve belirsiz. Yasa uygulayıcılarının terör anlayışı da öyle. 2) O nedenle de söz gelimi şu fotoğrafta gördüğünüz insanlar, en önde İHD Hatay Şube Başkanı Mithat Can, günlerdir gözaltındaydılar ve şu anda Hatay Adliyesinde bulunuyorlar. Sorsan “Neden gözaltı var?”, “terör soruşturması “ diyorlar. “Basın açıklamasıyla ilgili değil” diyorlar. Halbuki savaş karşıtı basın açıklaması nedeniyle fotoğrafta gördüklerinizin tümü,  şimdi gözaltındalar. Heyete, Bianet’te yayımlanan basın açıklaması sırasında çekilmiş fotoğrafı gösteriyorum. 3) Toplantı başlamadan beş dakika önce Deniz Yücel’in- bir yıldır iddianamesi hazırlanmayan ve tutuklu bulunan gazetecinin- tahliye edildiğini öğreniyoruz. 4) Tutuklu gazetecilerden, insan hakları savunucularından ve insan hakları savunucuları üzerindeki baskılardan söz ediyoruz. 5) İfade özgürlüğü ve kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bağlamında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin savaşın halk sağlığı sorunu olduğunu söyleyen basın açıklamasından ve hekimlerin gözaltına alınmalarından söz ediyoruz. 6) Bu bağlamda 1128 barış akademisyenin 2 yıldır baskı altında tutulmalarından, haklarında açılan davalardan, kamu görevlilerinin kamu görevinden ihraç edilmelerinden ve binlerce kamu görevlisi hakkında açılan davalardan, KHK inceleme Komisyonunun kriterlerinin belli olmadığından, suçlamaların soyutluğundan, komisyonun bağımsız olmadığından, komisyonun etkili bir yol olmadığından söz ediyoruz. 7) Altan kardeşlerin davasında henüz o saatlerde karar verilmemişti (açıklanmamıştı), Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olmasına ve herkesi de bağlamasına rağmen ilk derece mahkemesinin tahliye kararı vermemesinin bireysel başvuru yolunu etkisiz hale getirdiğinden söz ediyoruz.

8) Türkiye’de, 2017 yılında, 409 kadın erkekler tarafından öldürülmüştür. Kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda yeterli, etkin önlemler alın(a)mamıştır. Bu konuda Avrupa Konseyinin “İstanbul Sözleşmesi”, bilindiği gibi 2011 yılında hazırlandı ve 2014 yılında da yürürlüğe girdi. Türkiye bu sözleşmenin ilk imzacısı ve tarafıdır. Ama öncelikle idarenin, polisin, ve yargının eğitim, uygulama ve denetim konularında ve konuya yaklaşımında çok büyük eksikleri var. Devletin bu konuda pozitif yükümlülüğünü, başka bir ifade ile, önlem alma yükümlülüğünü yerine getirdiğini söyleyemeyiz.

9) Şu anda 25 Ocak’tan beri Tekirdağ 2 No’lu Cezaevinde trans kadın Diren Umut ölüm orucundadır. Türkiye cezaevlerinde 140 kadar LGBTİ birey bulunmaktadır. Bu mahpuslar transfobik şiddet ve tacize maruz kalabiliyorlar. Diren’in talebi, cinsiyet kimliğinden kaynaklı ameliyat, hormon tedavisi ve epilasyondur. Mahpus LGBTİ bireylerin tıbbi, psikolojik ve sosyal destek talepleri var. Diren’in bulunduğu koşullar ve talepleri ile ilgili olduğumuzu, insan onuruna uygun koşullarda yaşaması gerektiğini, belirtilen durumda atılı suçun ne olduğunun öneminin bulunmadığını ifade ettik. 

Sonuç olarak, biz insanlar -diğer canlılarla birlikte- nefes alacak yer arıyoruz. OHAL ve savaş nefes alanlarımızı daraltıyor. 

Başta özgürlük alanlarımız olmak üzere…

www.evrensel.net