YSK Dicle’nin önünden çekilmeli!


16 Haziran 2011 11:28

Seçime üç gün kala Yargıtay, Diyarbakır’dan Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokundan milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin 1 yıl 8 aylık cezasını onayladı.
Sürecin “YSK’nın Hatip Dicle’nin savunmasını alarak karar vereceği” biçiminde ilerletilmesi için bir ortam oluşturulması için çalışılıyor. Görünen o ki, seçilmiş bir milletvekilinin milletvekili olup olmayacağına YSK karar versin isteniyor!
Bu her şeyden önce mantıksızdır. Çünkü, yasal prosedür işlemiş, Hatip Dicle’nin milletvekili adayı olmasında hiç bir sakınca olmadığına YSK karar vermiştir. Dicle, seçime girmiş ve halkın büyük desteği ile milletvekili seçilmiştir. YSK’ya düşen prosedürü ilerletmek, Dicle’nin milletvekili olarak Meclise girmesinin yolunu açmaktır.
Eğer YSK tersini yapar, “aldığı ceza nedeniyle” Dicle’nin milletvekili olamayacağına karar verirse, en başta, kendi yetkisini aşmış olur. Çünkü halkın seçtiği bir kişinin milletvekilliğine, mevcut yasal düzenlemelere göre son verme işi ancak Meclisin alacağı bir kararla mümkün olmaktadır. Bugüne kadar uygulamalarda böyle yapılmıştır.
Mantık ve mevcut uygulamaların gerektirdiği, Dicle’nin Meclise girmesi ve eğer “aldığı cezadan” dolayı milletvekilliği düşürülecekse buna Meclisin karar vermesidir!
Eğer basında son birkaç gündür dillendirildiği gibi, YSK Hatip Dicle’nin yoluna çıkar ve “milletvekilliğini önlemeye kalkarsa” bu YSK’nın yetkisini aşması ve Meclisin yerine kendisini geçirmesi anlamına gelir. Hele YSK’nın Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun 7 milletvekili adayının adaylığını veto etmesi ve sonradan bu hatasını düzeltmek zorunda kaldığı günlerdeki tartışmalar anımsandığında, YSK’nın böyle bir girişimi seçimin sonucuna müdahale etmesi olacaktır. Böylece YSK, büyük bir oy çoğunluğu ile seçim kazanan adayın yerine AKP’nin hak etmediği bir milletvekilliği daha kazanması gibi ahlaki bakımdan da çok tartışılacak bir karara daha imza atmış olacaktır.
Eğer YSK böyle bir karar alırsa; bu hukuk dışılığı Mecliste çoğunluğu elinde tutan AKP’yi bir milletvekilinin milletvekilliğini düşürme sorumluluğundan kurtarmak için yaptığı fikrini güçlendirecektir ki, bu YSK’nın bundan önceki ve sonraki icraatlarını da kuşkulu hale getirir. Çünkü YSK böyle bir karar verirse AKP sevinecek; bir milletvekili daha kazanmış olacak ve “Biz ne yapalım yargı karar verdi. Bizde yargı bağımsızdır” diyerek, sorumluluğunu almadığı bir kararın keyfini sürecektir.
Tabii YSK’nın böyle masa başında alacağı bir karara, Hatip Dicle’yi seçen halkın tepkisi hangi boyutta olur bunu bilmiyoruz. Ancak Kürt halkının “sivil itaatsizlik” eylemleri dikkate alındığında, bu konuda halkın seçtikleri vekile sahip çıkacağını söylemek sadece gerçeği ifade etmek olur.
Öte yandan Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun milletvekilleri de, eğer Hatip Dicle’nin milletvekilliği YSK tarafından iptal edilirse, kendilerinin de Meclise girmeyeceğini ilan etmiş bulunuyorlar.
Peki, böyle az çok demokratik bir görünüm kazandıran Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun boykot edeceği bir meclis dünyanın ve halkın indinde meşruiyet kazanabilir mi?
Gerilim böyle bir noktaya taşınırsa, bundan sonra barış, demokrasi üstünde vaatler inandırıcı olabilir mi?
Böyle bir meclisin ülkeye huzur getireceğine dair bir inanç egemen kılınabilir mi?
Bugün YSK’nın yapabileceği tek doğru şey, Hatip Dicle’nin mazbatasını vermek, Dicle’ye Meclisin yolunu açmaktır. Eğer Dicle’nin milletvekilliğine engel bir hal varsa, savcılık Meclise başvurur, dokunulmazlığının kaldırılmasını ister. Meclis de gerek görürse Dicle’nin dokunulmazlığını kaldırır.
Aksi belki AKP’yi sorumluluktan kurtarır, ama siyasal istikrarsızlığa, Meclisin meşruiyet tartışmasına çanak tutmak olur.

evrensel.net
www.evrensel.net