19 Şubat 2018 05:00

Demirtaş’ın savunması ve Öcalan’ın rolü!

Paylaş

Selahattin Demirtaş, kuşkusuz Kürt ve ülke siyasetinin yakın dönemdeki en önemli ve etkili isimlerinden biri. Onun ve temsil ettiği siyasi hareketin söyleyip yaptıklarını ve tabii onlara karşı yapılanları doğru anlamak sadece geçmişi bilmek bakımından değil, geleceğe yönelik tutum belirleyebilmek için de önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde “masa yok” açıklamasından sonra yeniden çatışmalı sürece dönülmüş ve Kürt siyasetine yönelik bir tasfiye politikası başlatılmıştı. Bu tasfiye politikası, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele adına ilan edilen OHAL’den sonra yeni bir boyut kazanmış ve aralarında o dönem HDP Eş Başkanları olan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yer aldığı 12 milletvekili ile belediyelerine kayyım atanan yüzü aşkın belediye başkanı tutuklanmıştı.

İşte 15 aydır tutuklu olan Demirtaş, geçtiğimiz hafta Ankara-Sincan’da mahkemeye çıkartıldı. Demirtaş savunmasında iktidarın ülkenin en önemli sorunlarından biri olan Kürt sorununu kendi çıkarları için nasıl istismar ettiğini bütün açıklığı ile ortaya koyuyor. Az buçuk demokratik bir ülkede herkes iktidardan birazdan değineceğimiz seçimlere müdahale anlamına gelen girişimlerinin hesabını vermesini ister ve iktidar da bu yapılanların hesabını vermeden kurtulamazdı. Oysa bizde Demirtaş sanki başka bir ülkede olup bitenden söz ediyormuş gibi iktidar üç maymunu oynamaya devam ediyor. Dahası Demirtaş’ın anlattıkları iktidar karşıtı çevrelerde bile Kürt hareketini suçlamanın; Öcalan’ı iktidar işbirlikçisi ilan etmenin dayanağı olarak kullanılıyor.

Demirtaş savunmasında üç önemli noktaya değiniyor. Birincisi, 2010 referandumunda BDP’nin ‘boykot’ kararı alması sonrasında bu kararın ‘evet’ yönünde değiştirilmesi yönünde baskı oluşturmak için bir bakanın Öcalan’ın el yazısıyla yazılmış bir not getirdiğini söylüyor. İkincisi, Demirtaş’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasının ardından o dönem İmralı’da Öcalan ile görüşme yapan heyetin Öcalan’ın bu adaylıktan çok rahatsız olduğunu ve “hem çözüm süreci yürütülüyor, hem niye aday oldunuz” dediğini belirtiyor. Son olarak da HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerine parti olarak katılma kararının ardından İmralı görüşmelerini yapan devlet heyetinin “çözüm sürecine aykırıdır. 20-25 milletvekili neyinize yetmiyor, bağımsız girersiniz” dediğini aktarıyor.

2010’da devlet heyetleri ve PKK arasında Oslo görüşmeleri yapılıyordu. Sonrasındaki olayların yaşandığı dönemde de devlet heyetleri İmralı’da Öcalan ile görüşüyorlardı. Görüldüğü gibi iktidar, Kürt hareketiyle görüşme süreçlerini Kürtleri kendi politikalarının destekçisi yapmak için kullanmaya çalışmış. Ancak her üç olayda da iktidarın hesaplarının tutmadığı, Kürt hareketinin baskılara karşı demokratik mücadele tutumundan vazgeçmediği görülüyor.

Öcalan’a gelince…Demirtaş’ın söyledikleri FETÖ’cü Emre Uslu’dan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e ve Can Dündar’a kadar farklı kişi ve çevreler tarafından Öcalan’ın iktidar ile işbirliği yaptığı biçiminde yorumlandı. Hatta Demirtaş’ın 2010 referandumu için söylediklerini sanki 2017 Cumhurbaşkanlığı referandumu için söylenmiş gibi yorumlayanlar bile oldu. İyi Parti Başkanı Akşener işi, 2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalması halinde,HDP’nin ikinci turda Erdoğan’ı destekleyeceği kehanetine vardırdı. Oysa ‘müzakere’ ve işbirliği farklı şeylerdir. Müzakere, bir sorunun çözümü için, bu sorunun taraflarının görüşme yapması olarak tanımlanır. İşbirliği ise, çıkar ve amaç birliği olan güçlerin bir araya gelmesidir. Bugün tarihinin en kapsamlı saldırılarından biriyle karşı karşıya olan Kürt hareketinin iktidar ile işbirliği yaptığını söylemek, en hafifinden insanların aklıyla dalga geçmektir.

İktidarla işbirliği yaptığı iddia edilen Öcalan, yaklaşık 3 yıldır (Nisan 2015’ten bu yana sadece 11 Eylül 2016’da bir defa kardeşi ile görüştürüldü) tecrit altında tutuluyor. Tecrit ile ülke ve bölge (Ortadoğu) siyasetinin önemli bir aktörü olduğu birçok çevre tarafından kabul edilen Öcalan’ın rolünü oynaması engelleniyor. Herhalde Öcalan iktidarla işbirliği halinde olsaydı bugün tersi bir politika uygulanıyor olurdu. Hatırlanırsa dönemin müzakereden sorumlu Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Öcalan’ın Rojava üzerinden kendisine “stratejik bir rol” biçmeye çalıştığını söylemiş ve bilindiği gibi Rojava’daki hesapların tutmaması (IŞİD’in Kobanê’yi ele geçirme girişiminin boşa çıkartılması) sonrasında ‘çözüm süreci’ de sona erdirilmişti. Çünkü iktidar, Kürtlerin Rojava’da bir statü sahibi olmasının ülke içindeki Kürtlere kendi çözümünü dayatmasını imkânsız hale getirdiğini görüyordu. Dolayısıyla Öcalan ya da Kürt hareketinin politikaları elbette eleştirilebilir ama herhalde söylenemeyecek bir şey varsa, o da iktidarla işbirliği yaptıklarıdır.

İktidar karşıtı olduğunu söyleyen ama Demirtaş’ın söylediklerini Kürt hareketi-Öcalan’ı iktidar işbirlikçiliği ile suçlamanın bir fırsatı olarak değerlendirmek isteyen çevrelerin amacı açıktır. Bu çevreler Kürt sorunu karşısındaki şoven tutumlarını ve tek adam rejimine karşı mücadelede Kürt hareketinden uzak durmalarını meşrulaştırmak istiyorlar. Oysa Demirtaş’ın anlattıkları iktidarın Kürt hareketini tek adam rejiminin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğünü ve bu nedenle tasfiye etmek istediğini gözler önüne seriyor. Bilinmelidir ki, bu gerçeği ısrarla görmezden gelmeye çalışmak; ülkede demokrasi ve bölgede barış mücadelesinde Kürt hareketinden uzak durmak en çok iktidarın işine yarar.

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa