Tutuklanması da serbest bırakılması da siyasi olan bir gazeteci davası


18 Şubat 2018 04:59

Die Welt gazetesinin Türkiye Muhabiri Deniz Yücel, önceki gün serbest bırakıldı. 

Deniz Yücel’e, eşine, yakınlarına ve gerçeğin peşindeki “içeride” ve “dışarıdaki” tüm gazetecilere geçmiş olsun.

Deniz Yücel’in tahliye edildiği haberi duyulduğunda, herkesin aklına iki şey geldi:

1) Cumhurbaşkanı Erdoğan istifa mı etti?

2) Yoksa Cumhurbaşkanının bütün dünyaya duyurarak ilan ettiği sözlerinin arkasında durmaktan vazgeçirecek kadar “önemli ve büyük bir pazarlık” mı yapıldı?

Elbette kısa bir süre sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görevinin başında olduğu görüldüğü için birinci ihtimal ortadan kalktı!

Böylece; ikinci olasılık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Deniz Yücel’in Almanya’ya iadesi hakkındaki soruya verdiği; “Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla... Elimizde görüntüler, her şey var. Bu tam bir ajan-terörist” diyerek çektiği restin (sözlerinin de demek) arkasında durmayacağı kadar büyük bir “al-ver” yapıldığı iddiası en güçlü, hatta tek olasılık olarak ortaya çıktı.

TAHLİYE YOĞUN PAZARLIKLAR SONUCU  GERÇEKLEŞTİ
Almanya medyasında çıkan haberler; Almanya Dışişleri Bakanı  Sigmar Gabriel’in birincisi Vatikan ziyareti sırasında Roma’da, diğeri Türkiye’de olmak üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iki kez, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile de defalarca görüştüğü belirtiliyor. Bu görüşmelerde Alman imalatı olan şu anda Afrin operasyonunda koçbaşı olarak kullanılan Leopar tanklarının bakım ve donanım gibi konularının da çok önemli bir yer tuttuğu yazılıyor.

Nitekim, Deniz Yücel’in serbest bırakılmasından bir gün önce bile Başbakan Yıldırım’ın ve Merkel’le yaptığı görüşmelerin merkezinde Deniz Yücel’in serbest bırakılması olduğu zaten açıkça her iki Başbakan tarafından da belirtilmişti. 

Ama doğrusu herkes, Almanya ile Türkiye arasında Deniz Yücel’in serbest bırakılması konusunda bir pazarlığın olduğunun farkındaydı; ama Merkel-Yıldırım görüşmesinden bir gün sonra böyle bir tahliyeyi kimse beklemiyordu. 

Çünkü; sonuçta koca Türkiye Cumhuriyeti’nin, Cumhurbaşkanından başlayarak yetkilileri, tutuklu kişiler konusu gündeme geldiğinde; “Bu yargının işi bizde yargı bağımsızdır. Bizler yargıya emir vermeyiz” diyorlardı. Bu yüzden de Deniz Yücel’in -yargı mekanizması işliyor gösterilerek- mahkemeye çıkarılarak, mahkeme tarafından serbest bırakılması bekleniyordu. 

TUTUKLANMASI GİBİ TAHLİYESİ DE SİYASİ KARARLA OLDU
Ama öyle olmadı; Deniz Yücel, Başbakan Yıldırım’ın, “İnşallah yakında yargı gereğini yapar” demesinden bir gün sonra tahliye edildi. Deniz Yücel’in iddianamesinin hazırlandığı, bu iddianamede “casusluk, terör örgütü üyeliği” gibi suçlamaların olmadığı, kendisine 4-18 yıl hapis cezası istendiği de kamuoyuna Yücel’in tahliye edilmesiyle duyuruldu.

Üstelik de basın davalarında, hatta sosyal medya hesapları nedeniyle gözaltına alınanların bile “denetimli serbestlik”, “yurt dışı yasağı” ile serbest bırakıldığı bir dönemde, Deniz Yücel’in yurt dışı yasağı olmadan tahliye edilmesi elbette sürecin karakteri bakımından ilgi çekicidir.

Bir yandan bakarsanız; Yücel’in tahliyesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; ”Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla!” demesine karşın, yandaş korosu, Deniz Yücel’in tahliyesi için, “Bakın bizde yargı o kadar bağımsız ki, Cumhurbaşkanının; ‘Ben bu makamda bulunduğum sürece asla!’, dediği bir konuda yargı tersine karar veriyor” diyeceklerdir.

Ama bu tek yönlü bir akıl yürütmedir.

Çünkü; Erdoğan’ın bu sözü; aynı zamanda yargının nasıl ağır bir baskı altında olduğunun göstergesi olduğu gibi, tahliye kararının da Almanya-Türkiye arasındaki diplomatik görüşmelerin sonucu olması, konunun tamamen siyasi olduğunu göstermektedir. Nitekim soruna hukuki açıdan bakanlar; Deniz Yücel’in hem tutuklanmasının hem de serbest bırakılmasının “hukuki değil siyasi” oluğunda hemfikirler.

Böylece de, Türkiye’deki siyasi tutukluların, gazetecilerin tutuklanmasının tamamen siyasi saiklerle yapıldığı Deniz Yücel davasıyla bir kez daha görülmüştür.

Bu yüzden de artık Türkiye’nin yetkilileri artık; tutuklamalara mahkeme kararlarına itiraz edildiğinde, “Şu kişi serbest bırakılısın” dendiğinde, “Bizde bu işe bağımsız mahkemeler bakar. Kusura bakmayın” diyemeyeceklerdir; derlerse de bu artık daha az inandırıcı olacaktır.

‘KİRLİ PAZARLIKLAR’ SÜRGİT GİZLİ KALMAZ 
Elbette ki dünyada hiçbir şey sürgit gizli kalmıyor. En gizli ilişkiler bile bir süre sonra apaçık ortaya çıkıyor.

Bu yüzden de her iki hükümetin “Kirli bir pazarlık yok” demelerine karşın, Türkiye ile Almanya arasındaki pazarlıkta nelerin alınıp verildiği de önümüzdeki günlerde daha iyi görülecektir.

Deniz Yücel sosyal medya hesabından, yaptığı ilk açıklamada, “Neden tutuklandığımı da neden serbest bırakıldığımı da bilmiyorum” diyor.

Çünkü ne tutuklamanın hukuki gerekçeleri ne de tahliyesinin gerekçeleri inandırıcı bir biçimde ortaya konmuş değil.

Yani bir insan, bir gazeteci 367 gün, neyle suçlandığını bilmeden tutuklu kalabiliyor bu ülkede. 

Ama, yazıyı bitirirken şunu belirtelim ki; Deniz Yücel’in tahliyesinde en önemli neden; Almanya ve Türkiye kamuoyunun, gerçekleri yazmada ve medya özgürlüğünü savunmadaki ısrarıdır. 

Bu dayanışma sürdüğü sürece medya özgürlüğü ve hak ve adalet mücadelesinde umutlu olmak için ciddi nedenlerimiz çoğalır.

Deniz Yücel davasının en açık, en anlaşılır ve en önemli yanı da budur. 

www.evrensel.net