15-16 Haziran ruhuna bağlı kalınacaksa!


16 Haziran 2011 11:26

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinin 41. yılında da DİSK merkezli olarak etkinlikler düzenlendi; emek ve demokrasi mücadelesi ile bağlantılı toplantılarda 15-16 Haziranın öğrettiklerine vurgular yapıldı.
Bu köşe de elbette 15-16 Haziranın yıldönümünde onu atlayamazdı. Tersine bu yazı, en azından bir yanıyla bir yıldönümü yazısı olarak, iki gün önce çıkması gereken bir yazıydı; ancak bazı “teknik nedenlerle” bu mümkün olamadı. Bu yüzden de 15-16 Haziranla ilgili bu yazının böyle, iki gün gecikerek çıkmasını okurlarımızın anlayışla karşılayacağını umuyorum.
Büyük ve mücadele tarihinde 41 yıl sonra bile üstünde konuşulmaya, dersler çıkarılmaya devam edilen bir eylem olarak 15-16 Haziran, işçi sınıfın sorunlarının; “işçi inisiyatifi”, “taban hareketinin önemi”, “sendikal bürokrasinin sınıf hareketinden tasfiyesinin gereği”, “Blok ve sendikal hareketin bugünkü görevleri” vb. çeşitli yönlerine dair pek çok yanı üstünde durulabilir. 15-16 Haziran-Blok ilişkisine Aydın Çubukçu önceki gün gazetemizde değindi ve bu doğrultuda görüşler de yine gazetemizdeki haberler içinde yer aldı; alacak da. Bugün burada, 15-16 Haziran vesilesiyle, sendikal hareketin bir başka yönü üstünde durmak istiyoruz. O da sendikal hareketin kendi işlevine ne kadar uygun bir mücadele çizgisinde hareket ettiğidir.Evet, sendikal hareket, sermaye güçlerinin emek mücadelesine ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelttiği kapsamlı saldırı karşısında pek çok ağır sorumluluklarla karşı karşıyadır. Ancak, bunların üstesinden gelebilmesi için sendikal hareketin öncelikle, dostları tarafından güvenle düşmanları tarafından da korkuyla bakılan bir mücadele çizgisinde bulunuyor olması gerekir.
Peki, sendikal hareket bugün böyle bir çizgide midir?
Örneğin hükümet bir yasa çıkarırken, bir düzenleme yaparken, “Sendikalar ne der?” diye düşünmekte midir; ya da Kürtler, Aleviler, öğrenciler, çevre hareketinin çeşitli yerlerdeki temsilcileri, her gün birkaç yerde hunharca kadın cinayetlerine isyan eden kadınlar; bir eyleme başvururken “İşçiler, sendikalar arkamızdadır; gerekirse onlar bizi yalnız bırakmaz” diye düşünmekte midir?
Ne yazık ki böyle değildir. Hükümet işçilerin haklarını hedef alan bir düzenleme yaparken, en fazla “Yandaş sendikacılarımla el altından anlaşır, bir iki yanıltıcı manevrayla bu düzenlemeyi sendikalara kabul ettiririm” rahatlığı ile davranabilmektedir. Ya da sınıfın dostları, ondan destek bekleyen ezilen, sistemin baskı altında tuttuğu toplumsal kesimler ise ne yazık ki; bir mücadeleye girerken “Sendikalar, işçiler bizim arkamızda yer alır” diyememektedir.
Sadece işçi sınıfı dışındaki sosyal kesimler değil, işçi sınıfının bir parçası olan değişik işçi çevrelerinde; örneğin şu ya da bu nedenle hükümet ya da patronlara karşı mücadeleye giren işçi kesimleri de genel olarak sendikalardan, başka iş yeri ve iş kollarından gereken desteği görememektedir. Bu destek olduğu söylendiğinde bile bu laf desteği ya da ziyaretleri aşmamaktadır.
15-16 Haziran işçi sınıfı içinde sınıf dayanışmasının olduğu, bir fabrikadaki direnişlerin öteki fabrikaların da desteğini alarak ilerlediği, hatta işçilerin öğrencileri, iktidara karşı çeşitli nedenlerle direnen halk kesimlerine destek vermek için hareket geçebildikleri bir dönemin üstünde ortaya çıkmıştır. Bu bir rastlantı değildir. Tersine sınıflar mücadelesi tarihi, işçi sınıfı hareketinin her gerçek ilerleyişi, bu kendi içindeki dayanışma ve ortak mücadele, dahası toplumun diğer ezilen, baskı gören kesimlerine destek verecek bir bilinç ve örgütlenme düzeyine varmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Bu da ancak, mücadeleci bir hatta ilerleyen sendikal mücadeleyle mümkündür.
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulları, işçilerin, onların sendikalarının bir yandan kendi aralarında birlik ve bütünlüğünü sağlarken, aynı zamanda ülkeni yakıcı sorunu olarak bugün siyasi gündemin birinci sırsına çıkan Kürt sorununun çözümünde taraf olmak, “Kürtlerin kendi kaderini tayini” konusunda işçi sınıfı enternasyonalizmine sıkı sıkıya tutunan bir çizgide hareket etmek zorundadır. Anayasa ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde işçiler ve sendikaları yine en önde yer almak yükümlülüğü ile karşı karşıyadır.
Blokla yakınlaşma, sendikaların, sendikacıların, ileri işçi kesimlerinin temsilcilerinin Blok içinde yer almaları, olağan seyre aykırı gibi görünse de bir zorunluluktur.
Eğer ki; sendikalar, emek mücadelesini ayağa kaldırmak istiyorlarsa!
Eğer ki; sendikalar ülkenin demokratikleşmesinde ciddi olarak yer almak istiyorlarsa!
Eğer ki; her kademeden sendikacılar, 15-16 Haziranın ruhuna bağlı kalmak istiyorlarsa, bu konuda işçiler karşısında söylediklerine bağlı kalacaklarsa!

evrensel.net
www.evrensel.net