‘Osmanlı tokadı’ bize, ‘normalleşme’ onlaraymış!


17 Şubat 2018 04:55

Türkiye-ABD ilişkilerinde “Dönüm noktası olacak” diye sunulan ve “ABD ile ilişkimiz ya tamamen bozulacak ya da düzelteceğiz” propagandasıyla “Godot’yu bekleme” haline dönüştürülen Tillerson’un Türkiye ziyareti, önceki gün başladı.

Önceki gün akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Tillerson arasındaki görüşme 3 saat 15 dakika gibi olağanüstü bir uzun zaman zarfında gerçekleşti. 

Dün de, Tillerson ve Çavuşoğlu, uzun bir toplantıdan sonra basının karşısına çıktılar.

TÜRKİYE’NİN ABD’NİN MECRASINA ÇEKİLDİĞİ GÖRÜLDÜ 
Dünkü basın açıklamalarında belirtildiğine göre;

* Türkiye ABD’den FETÖ konusunda adım atmasını isterken; Membic’deki PYD-YPG güçlerinin Fırat’ın doğusuna çekilmesini ve Membic’in kontrolünün Türkiye-ABD askerleri tarafından yapılmasını talep etmiş bulunmaktadır.

* ABD tarafının ise PYD-YPG’ye yardımlarının “kısmi”, “spesifik” amaçlara yönelik olduğunu ifade ettiği ve Türkiye’nin Rusya’dan almak istediği S-400 füze sistemi anlaşmasının ABD yasalarına aykırı olduğunu belirttiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ABD tarafında Türkiye’deki yargılamaların adil yapılmasına, medya ve ifade özgürlüğü konusundaki gelişmelerle birlikte OHAL çerçevesinde yaşanan tutuklamalara dair endişeler de dile getirilmiş görünmektedir. 

Yapılan görüşmelerde yeni olan ve ABD’nin teklif ettiği anlaşılan şey; “Türkiye ile ABD arasında mekanizmaların oluşturulması” konusunda anlaşılmış olmasıdır. Ve bu mekanizmaların iki ülke arasındaki sorunlu konuları (Membic, Rusya’dan füze alınması, FETÖ sorunu, vb.) ele alıp bir çözüme varılması için somut adımlar atmasının amaçlandığı belirtiliyor. 

Her iki dışişleri bakanının da; bu mekanizmaların Türkiye-ABD ilişkilerinin “normalleştirilmesi” için çalışılması konusunda fikir birliğine vardığı da ayrıca açıklandı.

Böylece Türkiye’nin, ABD’nin; “Türkiye ile ABD arasında üstünde çalışılması gereken pek çok sorun var, görüşmeleri sürdürmeliyiz” şeklindeki tezini benimsediği görülmektedir. Yani bu görüşmelerde, Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın “Bizi ikna etmek için gelmesinler” sözlerinin aksine, Tillerson Erdoğan ve Çavuşoğlu’yu kendi yaklaşımlarına ikna etmiştir. 

‘OSMANLI TOKADI’ İÇ KAMUOYUNA ATILMAK İÇİNMİŞ!
İki toplantından sonra yapılan açıklamada; Türkiye’nin ve ABD’nin istek ve endişelerini açık bir biçimde ortaya koyduğu belirtilirken, hem Türkiye hem de ABD tarafından görüşmelerin “olumlu ve verimli” geçtiğine de özel bir vurgu yapıldı.

Oysa bu toplantı öncesinde Savunma Bakanı Canikli ile ABD Savunma Bakanı Jim Mattis arasındaki görüşmede, Mattis’in “YPG’yi PKK’yle savaştırabiliriz” diyerek, PYD-YPG’ye yardımlarını sürdüreceklerini söylemesi ve ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Lübnan’da; “YPG’ye ağır silah vermedik. Toplanacak silah da yok” demesi medya ve Hükümet cenahında öfkeyle karşılanmıştı. 

Tillerson’un ziyaretinden birkaç gün önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD için, “Onlar Osmanlı tokadı yememiş”, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun da, “Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkimiz ya tamamen kopacak ya da düzelteceğiz” sözleriyle çıtayı yükseltmesi iki ülke arasındaki gerilimi had safhaya çıkarmıştı. 

Ancak dün ve önceki gün yapılan görüşmeden sonra, “Olumlu ve verimli bir görüşme oldu” açıklaması göstermiştir ki; ne ABD’ye “Osmanlı tokadı atılmış” ne de ABD ile bir “kopuş” yaşanmıştır. Ki, bu bile kendi başına, ABD’ye yönelik hamasetle karışık “rest çekmeler”in, -en azından önemli bir bölümünün- iç politikaya yönelik olduğunu ve içeride “beka”, “yedi düvele karşı savaş halindeyiz”,...”Kızıl elma hedefi”,...gibi propagandalara inandırıcılık kazandırmak için yapıldığını göstermiştir.

Öyle anlaşılıyor ki, “Osmanlı tokadı” Amerika’ya değil Türkiye kamuoyunu yedeklemek için gündeme getirilmiştir.

BU ‘SAHA’ OLDUKÇA BU AÇIKLAMALAR DAHA ÇOK SU GÖTÜRÜR!
Elbette ki, ABD ve Türkiye ilişkilerinin bir yanı “içeri”ye yönelik olsa da önemli bir yanı da “sahada”ki gelişmelerle de bağlantılıdır.

Çünkü Türkiye şu anda Suriye ve bölgede Rusya ile çok yakın ilişki içindedir ve Rusya ne derse onu yapmakta bir sakınca görmediği bir çizgidedir. Ama Rusya-İran-Suriye ittifakı, İdlib başta olmak üzere tüm Suriye topraklarının Esad rejiminin kontrolü altına alınması stratejisinde ortaktır. Kürtler ya da diğer etnik ve inanç kesimlerinin statüsünün nasıl olacağı da bundan sonraki sorundur. Ki, bu strateji Türkiye’nin Esad ve Kürt güçlerine yönelik “kırmızı çizgileri”ni reddetmektedir.

Öte yandan İran, bir yandan Türkiye’nin Afrin’den çekilmesini açıkça isterken, öte yandan da Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’i kendi “nüfuz bölgesi” olarak ilan ederek, her vesile ile Türkiye’nin bölgedeki yayılmacı girişimlerinin karşısına dikilmektedir.

Bu da Türkiye’nin Rusya ve İran’la ilişkilerinin giderek daha da sıkışacağını, bugünkü “iyi”liğinden uzaklaşacağını göstermektedir. İdlib’de gelinen aşama da Türkiye ile Suriye-İran-Rusya ilişkilerini tehdit eden çelişkilerin hareketlendiğini göstermektedir. Yani “saha”daki gelişmeler, Erdoğan-AKP iktidarının ABD ile restleşmesine uygun olmayan  bir mecraya doğru ilerlemiş görünmektedir. 

Türkiye’nin ABD ve batı emperyalizmi ile derin ve tarihsel ilişkileri, yanı sıra “saha”daki gelişmeler dikkate alındığında; ABD ile Türkiye ilişkilerinin bir “kopuşa varması” zaten beklenmiyordu. Ama yukarıda sözü edilen ve kurulacak olan  “mekanizmalara” havale edilen konuların hangilerinin “çözüme kavuşacağı”, pazarlıkların hangi tarafa zaman kazandıracağı ya da bu pazarlıklardan kimin ne kadar kazançlı çıkacağını da önümüzdeki dönemde göreceğiz.

www.evrensel.net