İnsan dediğin bilir düşünmesini de


16 Şubat 2018 04:58

İktidarın Afrin operasyonu ile ilgili en ufak eleştiriye tahammülü yok. Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ gibi operasyonu destekleyenlerin bazı kaygılarını dile getirmeleri bile bozgunculuk olarak görülüyor. Oysa BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Steffan de Mistura, Suriye’de son dört yılın en tehlikeli döneminin yaşandığı uyarısını yapıyor. Böyle bir dönemde Türkiye bu tehlikenin orta yerine doğru sürükleniyor. Afrin’den sonra Menbic’e girileceği açıklamaları yapılıyor. Bir yandan ABD ve Rusya, Suriye’de gerilimin yeniden tırmanması ve yaşanan çatışmalar konusunda birbirini suçluyor, öte yandan da Suriye’ye yönelik saldırganlığını arttıran İsrail ve İran arasında tehditler havada uçuşuyor. Türkiye destekli cihatçı grupların yer aldığı ve Türkiye’nin gözlemci olarak asker bulundurduğu İdlib’deki ‘çatışmasızlık bölgesi’nde Rus uçağının düşürülmesi ve yine Afrin operasyonuna İdlib’deki cihatçıların devamı olan ÖSO gruplarının katılması bu tabloyu daha karmaşık ve tehlikeli hale getiriyor.

İşte sahada birçok belirsizliğin ve bu belirsizliklerin yol açabileceği tehlikelerin olduğu bu kadar açıkken iktidar bugün en doğru politikaları uyguladığına inanmamızı istiyor. Afrin operasyonunun olası tehlikeli sonuçlarına dikkat çekip eleştiri yapanlar ‘vatan haini’, kaygılarını ifade edenler ise ‘bozguncu’ olarak damgalanıp hedef gösteriliyor. Emniyet ve yargı sosyal medyada “barış” diyenlerin tespiti ve cezalandırılmasının peşinde koşuyor.

“İnsan dediğin nice işler görür, generalim/Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.

Ama bir kusurcuğu var/Bilir düşünmesini de” demiş Büyük Şair Brecht. Diyelim ki iktidarın Afrin operasyonu ile en doğrusunu yaptığına inanmak istiyoruz. Ama bu iktidarın bugüne kadar ülkenin en kritik ve önemli meselelerinde uyguladığı politikaları düşününce ne görüyoruz?

Mesela Suriye’ye müdahale politikasını eleştirenleri yıllarca “Esad destekçisi”, “vatan haini” ilan ettikten sonra bu iktidarın sözcüsü (Numan Kurtulmuş) ortaya çıkıp “Suriye politikası en başından beri yanlıştı” demedi mi? Yine Suriye’de cihatçı terör gruplarının desteklendiği eleştirisini yapanlar, MİT TIR’ları ile taşınan silahları haber yapanlar “casusluk” suçundan müebbet hapisle yargılanırken bir gün iktidar destekçisi bir yazar (Mehmet Barlas) “Muhalif gruplar diye terör örgütlerine destek verdik” diye yazmadı mı?

Mesela Ergenekon ve Balyoz davalarında kendilerini önce bu davaların ‘savcısı’ ilan eden ama sonra “Milli ordumuza kumpas kuruldu” diyen onlar değil miydi?

Acaba Gülenciler-FETÖ, darbe girişimine kalkışacak kadar nasıl güçlendi? Önce “ne istediler de vermedik?” diyerek FETÖ’yü devletin en kritik kurumlarına yerleştirdiklerini itiraf eden ama darbe girişiminden sonra da “kandırıldık” açıklamaları ile işin içinden çıkmaya çalışanların bugün en doğruyu yaptığına nasıl inanacağız?

Ya Kürt sorunundaki gel-gitler? Kürt sorunu için “Düşünmezseniz yoktur” diyen de, “Bu ülkenin başbakanı olarak Kürt sorunu benim sorumundur” diyen de onlardı. Yine gün geldi “Bir tek gencimizin dahi burnu kanamasın diye çırpınmaya devam edeceğiz” dediler, sonra devir ve hesaplar değişince “Bizden bir, onlardan on gidiyor”  demeye başladılar.

Selahattin Demirtaş Aralık 2015’te Rusya’ya gittiği için provokasyon peşinde koşup ülkeye “ihanet” etmekle suçlandı. Ama 8 ay sonra Putin “dostum”uz ve Rusya müttefikimiz oldu. 

Afrin operasyonuna geri dönersek, Rusya’nın bir yandan Kürtlerin gücünü kırıp onları kendi himayesinde bir çözüme razı etmek ve öte yandan da Suriye’de ABD’yi sıkıştırmak için bu operasyona ‘olur’ verdiği biliniyor. Öte yandan ülkedeki iktidar bu operasyonu erken ya da 2019’da yapılacak seçimleri kazanmanın bir dayanağı olarak kullanmanın hesabını yapıyor. 

Ancak bugün ülkedeki iktidarın hesaplarının aksine ABD ve Rusya’nın kapıştığı sahada (Suriye’de) üstesinden gelinemeyecek sonuçların ortaya çıkmasına ve seçimlerden de beklediği sonucu alamayacağına dair veriler giderek artıyor. Durum buyken insanların düşüncelerini, eleştiri-kaygılarını dile getirmesinin yasaklanmasının ülkede yaşayan halkların çıkarına olduğu nasıl iddia edilebiliyor? İddia edilse bile biz buna nasıl inanacağız?

www.evrensel.net