Yeni çekişme dönemi başladı


16 Şubat 2018 04:56

Suriye’de son haftalarda art arda birçok gelişme meydana geldi. Rusya’nın Lazkiye’deki üssüne İdlip’teki silahlı gruplar tarafından insansız hava araçları ile saldırı düzenlendi. Ardından Afrin operasyonu başladı. Sonra Rusya’nın bir uçağı düşürüldü. ABD, Deyr Ez Zor’da Suriye ordusunun mevzilerini vurdu. O arada Suriye ordusu bir İsrail uçağını düşürdü. Bütün bunlar olurken Irak sahasında hareketlenmeler, Lübnan’da İsrail ile tehditleşmeler devam ediyor. 

Bütün bu gelişmelerin birbiri ile ilişkisi var mı? Suriye’de ve Irak’ta olduğu gibi çok taraflı krizlerde gelişmeleri ve gidişatı anlamak bazen çok zorlaşabiliyor. Mesela, Türkiye’nin İdlip hassasiyeti ile Suriye ordusunun İsrail uçağını düşürmesinin alakası ne? Suriye’de yeni bir krizin doğuşu Lübnan’da tansiyonu neden yükseltiyor? Irak’ta peşmerge güçlerinin bazı bölgelerin kontrolünü Haşdi Şaabi’ye devretmesi Türkiye’nin Suriye’deki politikasını nasıl etkiliyor?

SURİYE-IRAK-LÜBNAN DENKLEMİ
Suriye’deki son gelişmelere ilişkin genel bir yorum yapabilmek için denkleme Irak ve Lübnan’daki durumları da eklemek gerekiyor. Son birkaç aylık gelişmelere bakıldığında ABD, Rusya, İran, Türkiye, İsrail, Lübnan, Suudi Arabistan, Şam ve Bağdat hükümetleri ile Lübnan’da Hizbullah Irak’ta Haşdi Şaabi’nin de dahil olduğu yeni bir sürecin başladığı söylenebilir.

Yeni süreci anlamak için biraz geriye, 2011’de başlayan Arap Ayaklanması’na gitmek gerekiyor. Tunus’ta başlayan ayaklanma Mısır’dan Libya ve Irak’a kadar geniş bir coğrafyayı farklı derecelerde etkiledi. 

Her ne kadar “demokrasi ve özgürlük” söylemleri ile başlamış olsa da aylar içinde ABD ve Rusya gibi süper güçlerin ve Suudi Arabistan ile İran gibi bölgesel merkezlerin de dahil olduğu bir vekalet savaşına evrilen ayaklanma paylaşım savaşına dönüştü.

Ayaklanmayı Suriye, Irak ve Lübnan ile sınırlarsak 2011 başlarında vekalet savaşının en vahşi hali Suriye’de yaşanmaya başlandı. Onlarca silahlı grup üzerinden savaşa taraf olan ülkelerin her birinin ajandası da farklıydı.

Siyasi ve ekonomik açıdan Suudi Arabistan ve İran kamplarının domine ettiği Lübnan, savaşın yaşandığı saha olmadı. 

Ancak bir taraftan Lübnan Hizbullahı Suriye’deki savaşa doğrudan dahil olurken Lübnan siyasetinin Suud kampına yakın kısmı süreçte Hizbullah’ın tam karşısındaki cephede konumlandı. 

Irak zaten kaos halindeydi. IŞİD’in ortaya çıkıp bütün hesapları altüst edişine kadar ayaklanma sürecine pek dahil olmayan Irak, IŞİD ile birlikte en az Suriye kadar sürecin merkezinde yer almaya başladı. 

IŞİD’in kuruluşunun ilanı ile birlikte vekalet savaşına taraf olan ülkelerin inkar ettiği cihatçıların ve radikallerin Suriye ve Irak’taki varlığı ve güçleri de artık kabul edilmek zorunda kalındı.

IŞİD’İN DOĞUŞU DÖNÜM NOKTASI OLDU
2011’de başlayan ve kısa sürede ülkeler arasında güç, nüfuz, enerji vb. ajandalar çerçevesinde paylaşım savaşına dönüşen süreçte IŞİD’in doğuşu yeni bir dönüm noktası oldu. Çünkü IŞİD; 

* Suriye’de çeşitli ülkeler tarafından desteklenen silahlı grupların büyük bölümünü ya dağılmasını sağlayarak sildi ya da kendine kattı. Bu da vekalet savaşında sahadaki dengeyi bozdu. Sahada desteklediği silahlı grup üzerinden sürece dahil olan ülkeleri yeni pozisyonlar almaya zorladı.

* Zaten kaos halindeki Irak’ta Irak ordusunun neredeyse dağılmasına sebep oldu. 

* Çok hızlı bir şekilde ilerlemesi farklı ajandalar çerçevesinde hareket eden ülkelerin isteksiz de olsa birlikte hareket etmesine yol açtı. Mesela Irak’ta zaman zaman ABD ve İran’ın zorunlu uzlaşısını sağladı. 

* Aynı zamanda hesapta olmayan bazı güçlerin doğuşu da IŞİD’in ortaya çıkışı ile birlikte oldu. Mesela, Irak’ta ordunun IŞİD karşısında dağılmanın eşiğine gelmesi Kürt peşmerge güçlerine yeni siyasi ve askeri alanlar açarken İran’a yakınlığı ile bilinen Haşdi Şaabi ordu seviyesinde bir güç olarak ortaya çıktı. Suriye’de ise, IŞİD saldırıları nedeni ile uluslararası destek almaya başlayan YPG, yerel bir güç olarak yükselmeye başladı. Tabii, Hizbullah’ın da Suriye’deki savaşa doğrudan dahlinin yine bu dönemde olduğunu hatırlamak gerek.

* Örgüt sadece yerel bazda oluşumları değil uluslararası ve bölgesel düzeydeki çekişmeleri de etkiledi. Ayaklanmanın başından itibaren Şam lehine Suriye’deki sürece dahil olan Rusya, IŞİD’in hızlı ilerleyişine paralel olarak Suriye’ye kalıcı askeri yığınak yaparak girmiş oldu. 

IŞİD’in ortaya çıkışının muhtemelen en büyük etkisi vekalet savaşına taraf olan ülkelerin politikalarını gözden geçirmesi oldu. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede kamuoyları mülteci akınlarının yanı sıra IŞİD faktörü üzerinden mevcut politikalarına tepki göstermeye başladı.

IŞİD SONRASI DÖNEM VE NÜFUZ SAVAŞLARI
2017 yılı IŞİD’in örgüt olarak gerilemeye ve Irak’ta Musul, Suriye’de Rakka’nın temizlenmesinin ardından çökmeye başladığı yıl oldu. Ancak IŞİD’e karşı mücadelenin sona ermesi çok taraflı vekalet savaşının bitmesini sağlamadığı gibi IŞİD sonrası dönemde “nüfuz savaşları” başlamış oldu. 

Peki bütün bunların Türkiye’nin Afrin operasyonundan Suriye ordusunun İsrail uçağını düşürmesine kadar son gelişmelerle ne ilgisi var? 

Olay bazında doğrudan ilişkili olmasa da son haftalarda İran’dan İsrail’e, Türkiye’den ABD’ye tarafların hamleleri yeni süreç çerçevesinde değerlendirilebilir. Şöyle ki;

* IŞİD ile askeri düzeyde mücadele büyük ölçüde bitti ve örgüt çökertildi. Bununla birlikte 2011’de başlayan ayaklanma sürecine çeşitli silahlı grupları destekleyerek doğrudan veya dolaylı dahil olan tarafların bazıları kazançlı çıkarken, bazıları kaybedenler tarafında yer aldı. 

* Irak’ta IŞİD ile mücadele döneminde stratejik ve ekonomik açıdan değerli bölgeler dahil geniş bir alanı kontrol etmeye başlayan peşmerge güçleri bu bölgelerden çekilmek zorunda kaldı. Müttefiklik ilişkileri açısından ABD’ye yakın olan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin çekildiği yerlere İran’a yakın Haşdi Şaabi ve Irak Ordusu yerleşti. Bu durum İran’a, İran sınırından Lübnan ve İsrail’e kadar uzanan bir kara koridoru oluşturma fırsatı verdi. İran’ın bu kazanımı Suriye’de mevcut yönetimin kazanması ile pekişti ve Irak, Suriye, Lübnan dahil bölgede nüfuz alanını genişletip pekiştirmesini sağlamış oldu. 

* İran’ın kazanımlarına karşılık karşı kampta yer alan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler açısından siyasi, askeri ve ekonomik açıdan büyük yatırımlar yapılan vekalet savaşı “zararla” sonuçlanmış oldu.

YENİ SÜREÇ NASIL OLACAK?
IŞİD ile mücadele biterken vekalet savaşının kaybedenler tarafında yer alan ülkelerin yeni hamleleri ile yeni bir süreç başlamış oldu. Düşürülen uçaklar, tehditleşmeye varan siyasi gerginlikler ve çetin müzakerelerle ilk sinyallerini veren yeni süreçte ABD ve İsrail’i aynı safta değerlendirmek yanlış olmaz. Buna göre;

* ABD, Türkiye, İran ve İsrail bugünlerde öne çıkan ülkeler olmakla birlikte, 2011’de başlayan vekalet savaşına taraf ülkeler Suriye başta olmak üzere bölgedeki çekişmeden çekilmek istemiyor. Bu çerçevede, henüz silinmemiş olan ve varlığını koruyan bazı silahlı grupları destekleyerek Suriye sahasında belirleyici aktörler arasında kalmak istiyor. 

* IŞİD ile mücadele biterken sürecin bölgesel güçler açısından kazananı İran, kaybedeni Suudi Arabistan. Uluslararası aktörler açısından ise Rusya’nın ABD’ye göre elinin daha güçlü olduğu söylenebilir. ABD’nin bu durumu Suriye’deki Kürt oluşumları güçlendirerek dengelemeye çalıştığı ve Afrin’e yönelik operasyona tepki vermezken Irak sınırında Suriye ordusunu vurarak politikasından taviz vermeyeceği söylenebilir. 

Irak sahasında nüfuzunu pekiştiren İran’ın Suriye-Irak sınırında önünün kesilmesi, Suriye’de yeni oluşacak siyasi yapıda kendi desteklediği tarafı olabildiğince güçlendirerek masaya dahil etmek, Rusya’nın elini zayıflatmaya çalışmak ABD’nin yeni öncelikleri arasında sayılabilir.

* Yeni dönemde, İsrail’in de hem İran’ın nüfuzunun derinleşmesinden hem de mevcut Suriye yönetiminin varlığını korumasından rahatsız olduğu biliniyor. İsrail’in geçtiğimiz aylarda Lübnan Hizbullahı’na yönelik “Saldırabiliriz” açıklamaları yaptığını, buna karşılık Lübnan’dan da orduyu teyakkuza geçirerek Hizbullah’a sahip çıkan ve “Savaşa hazırız” mesajı veren hamleler geldiğini hatırlamakta fayda var. Bu gelişmelerle birlikte Suriye ordusunun İsrail uçağını düşürmesi sadece bir uçak düşürmekten çok Suriye, İran, Lübnan ve ABD varlığından rahatsız olan Rusya’nın ortak mesajı olarak da görülebilir. 

İsrail’in uçağı düşürüldükten sonra “Gerginliği tırmandırma niyetinde değiliz” yönündeki açıklamaları tehlikenin tırmandığı yönündeki tahminleri de destekler nitelikte.

PEKİ YA TÜRKİYE?
* Türkiye açısından da Suriye sahasında gerek bazı grupları destekleyerek söz sahibi olmayı sağlamak ve gerekse Kürt oluşumların önünü kesmek için bazı hamlelere girişilmesi beklenen bir durumdu. Afrin operasyonu kısa sürede bitmeyecek aksine zamana yayılacak gibi görünüyor. 

Ancak Suriye, Irak ve Lübnan’da yeni bir çekişme süreci başlamışken Türkiye’nin Rusya veya ABD ile veya her ikisi ile de karşı karşıya gelme olasılığı mümkün. Nitekim, ABD’nin Suriye-Irak sınırında YPG’yi güçlendirmeye girişmesi Türkiye’nin ajandasına uymuyor. Türkiye, Kürtleri tehdit görürken ABD İran ve Rusya’yı zayıflatmaya girişmiş durumda. Bu durum, Türkiye ve ABD’nin ajandalarının çakışmasına yol açabilir. 

Aynı zamanda Rusya da her ne kadar Suriye’deki Kürt oluşumlara hem ABD ile ilişkileri hem de Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde mesafeli dursa da Türkiye’nin desteklediği gruplara da taviz vermesi pek olası değil. Yine Türkiye’nin Afrin operasyonu ile birlikte Suriye ordusunun hatlarına yaklaşması tansiyonu yükseltebilir.

Yeni çekişme dönemi kanlı mı olacak kansız mı henüz kestirmek güç ancak tansiyonun sık sık yükseleceği, kritik hamlelerle birlikte kırılma eşiklerinin yaşanacağını şimdiden tahmin etmek mümkün. 

www.evrensel.net