Bahane ararken komikleşenler


16 Şubat 2018 04:50

Kimi teknik direktör açıklamaları iyiden iyiye mizahi bir hal almaya başladı. Öz eleştiri kültürünün bulunmadığı buna karşılık bahane arama çabasının her daim ilk planda geldiği yerlerde komikleşmek kaçınılmazlaşıyor.

Kendi sahalarındaki Fenerbahçe yenilgisinin ardından Başakşehir Teknik Direktörü Abdullah Avcı’nın yaptığı açıklamalar tam da böyle.

Fenerbahçe’nin kendilerine önlem aldığına ve oynatmamaya geldiğine dikkat çeken Avcı, bunun kendisi için galibiyetten önemli olduğunu söyledi. 

Oynatmama meselesi ilginç. Rakibi oynatmamak futbolun iki temel gereğinden birisi değil mi zaten? Top sendeyken oynamaya çalışırsın, top rakipteyken ise rakibini oynatmamaya çalışırsın. Rakibin kim olduğunun bununla bir ilgisi yoktur yani rakip kim olursa olsun, kazanmak için bu iki gereği yerine getirmek zorundasındır. Karşılaşmadan alacağın sonuç da bu iki temel hedefi ne ölçüde başarabildiğine bağlı olarak ortaya çıkar. Bütün taktikler, planlar ve stratejiler de nasıl oynanacağı ve rakibin nasıl oynatılmayacağı üzerine kuruludur. Oynamak ya da oynatmamaktan birisini boş vererek ya da ihmal ederek istenen sonucu almak mümkün olamaz. 

Yüksek tempo ve presle şekillenen modern futbolda işin oynama ve oynatmama kısımları zaten birbirinden ayrılamaz.

Fenerbahçe günümüzün modern futbol anlayışında normal olarak bir takımın yapması gerekeni yaptı ve top kendisindeyken oynayarak, top rakipteyken ise oynatmayarak maçtan hedeflediği üç puanı alarak ayrıldı. Karşısında lider Başakşehir değil de, ligin son sırasında yer alan takım olsaydı bile Fenerbahçe işin oynatmama kısmını uygulamaya çalışacaktı. Modern futbolun gereği budur çünkü…

Abdullah Avcı’yı duyan da Fenerbahçe maç boyunca katı savunma yaptı ve kontrataklar sonucunda attığı iki golle galip geldi sanır. Hiç de öyle olmadı. Maç boyunca oyunun kontrolü Fenerbahçe’deydi ve sarı-lacivertli ekip rakibinden çok daha fazla sayıda gol pozisyonu üretti. Aslında Başakşehir’in, 90 dakika boyunca bir tane bile ciddi gol pozisyonu yaratamadığı dahi söylenebilir.

Ortada böyle bir gerçeklik varken, Abdullah Avcı’nın Fenerbahçe’nin salt oynatmamaya dayalı bir oyun planını tercih ettiğini söylemesi tuhaflık bir yana, gülünç.

Başakşehir, oynatmayan bir takım karşısında bu kadar aciz kalıyorsa, oynayan bir takım karşısında kim bilir ne hallere düşer!..

Topa sahip olmak kuşkusuz önemli ama daha önemlisi bunu rakip yarı alanda hücum etkinliğine dönüştürebilmek. Gol pozisyonu yaratma anlamında ortaya bir üretkenlik koyamadıktan sonra, topa sahip olmak zaman geçirmekten başka bir işe yaramaz.

Avcı, kendilerini zirveye taşıyan oyun anlayışından vazgeçmeyeceklerini de söylüyor. Bu laf, “Şartlar ve rakip kim olursa olsun bildiğimizi oynayacağız” anlamına geliyor. İyi teknik direktörler, mevcut şartlara ve rakibin durumuna göre oyun anlayışını revize edebilen ve dahası yeni/alternatif oyun planları yaratabilenlerdir. Kadroda kritik mevkilerde görev yapan bazı oyuncular yokken, bunu hiç dikkate almayıp aynı oyun planında ısrar etmek, görüldüğü gibi hüsran doğurabiliyor. 

Barcelona’ya öykünüp yüksek yüzdeli topa sahip olma oranı tutturmaya çalışmak iyi de, topu kontrol etmek isterken ayağından 2 metre açan oyuncularla bu iş nasıl olacak? Barcelona, oyuncularının yüksek teknik kapasitesi sayesinde, topa sahip olma amacı doğrultusunda zaman zaman ciddi risk alabilen bir ekip ki bunun bile doğruluğu tartışılır. Ama sen teknik kapasiteleri sınırlı oyuncularınla topa sahip olma uğruna risk aldığın zaman altından kalkamayacağın bedeller ödeyebilirsin. Avcı’ya hatırlatmak gerek: Elinde Barcelonalı oyuncular gibi oyuncular varsa Barcelona gibi oynarsın ama senin elinde başka oyuncular var ve sen o oyuncuların özelliklerini dikkate alarak ve o özelliklere uygun oyun plan(lar)ı geliştirmek zorundasın.

İşin daha tuhaf yönü Avcı, kendi kalelerine yakın yerde yüksek risk alarak gereksizce yapılan paslaşmalar sonucunda gol yeseler, bunun kabul edilebilir bir şey olduğunu dile getiriyor. Bu şekilde yenen goller, “Kabul edilebilir”den çok “enayice” nitelemesini hak eder. Futbolda, savunma bölgesinde çaresiz kalındığı zamanlarda, topa sahip olma fetişiyle(!) risk almak yerine, tehlikeyi kaleden uzaklaştırmak adına ileriye uzun rastgele vuruşun yeri vardır ve böyle bir hamle takıma rahat nefes aldırır. 

Bu işler, öyle konuşurken araya, “opsiyon”, “geçiş oyunu” gibi fiyakalı(!) sözcükler sıkıştırmakla yürümüyor ne yazık ki…

Antalyaspor Teknik Direktörü Hamza Hamzaoğlu da, Galatasaray maçının ardından, “Hesaplamadığımız pozisyonlarda 3 gol yedik” gibi dikkat çekici(!) bir laf etti. Yani sorun, hesaplamadıkları pozisyonlardan gol yemeleriymiş. Beklentileri, hesapladıkları pozisyonlardan gol yemekmiş oysa. Bu durumda hangi pozisyonlardan gol yemeyi hesap ettiklerini merak ediyor insan!.. Hesaplı, kitaplı gol yemek de varmış demek futbolda!..

Bir de, “Kendi hatamızdan yediğimiz gol” şeklinde saçma sapan bir klişe var. Kendi oynadığın maçta sanki başkasının hatasından gol yemen mümkünmüş gibi. Elbette kendi hatandan gol yiyeceksin, rakibinin hatasından gol yiyecek halin yok ya. Aa tabii unutmamak lazım ki, hakem hatası sonucu gol yemek de var işin içinde ve o her zaman bahaneler arasında ilk sırada yer alıyor…

www.evrensel.net