Savaşta ve barışta hakikat (2)


15 Şubat 2018 04:51

Hükümet adına Başbakan Yıldırım’ın, 21 Ocak 2018 günü, medyaya, Afrin harekatı bağlamında, 15 maddede toplanmış, “milli menfaat”  vurgusu ile yaptığı tavsiye/talimatlara ve buna karşı siyaset dünyasından HDP’nin , ifade ve basın özgürlüğü özlü, yine 15 maddelik cevabına, geçen hafta, bu köşede yer vermiştik

Hükümete, basın yayın dünyasından verilen cevaplardan bazıları da, 23 Ocak 2018 tarihli Bianet’te (bianet.org) şu üst başlık altında  yer almıştı:

“Basın Örgütleri Değerlendirdi: Savaşta Önce Gerçekler ölür.” 

DİSK Basın İş adına Faruk Eren’in açıklamasının başlığı şöyleydi“Gazeteci savaş makinesinin bir dişlisi değildir.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası adına Mustafa Kuleli’nin açıklamasının başlığı da şöyleydi: “Etik Gazetecilik zor, tehlikeli ama elzem ve hayatidir.”

Bianet, ertesi gün de ( 24 Ocak 2018) gazeteci örgütlerinin  tepkilerine yer vermeyi -iki başlık altında- sürdürmüştü:

 Özgür Gazeteciler İnisiyatifi:”Gazetecilik Bir Savaş Aracı değildir.”

“RSF: “Hükümet Medyadaki Her Haberi Kontrol Etmeye Çalışıyor.”

Köşe yazarları arasında, Artı Gerçek’te 22 Ocak 2018 günü yayımlanan, “Afrin hakkında birkaç soru” başlıklı yazısında Ragıp Duran, ( https://www.artigercek.com/afrin-hakkinda-birkac-soru) hükümeti soru yağmuruna tutuyordu.Toplam 20 paragraflık yazısının 19 paragrafına 34 soru sığdırıyordu Ragıp Duran.

Bunlar,  insan ve yurttaş olarak hepimizi ilgilendiren, bilgilenmemizi, düşünmemizi, soru sormamızı, tavır almamızı sağlayacak sorular.Özgür basın, özgür insan soruları. Hakikatin ne olduğuyla ilgili sorular.

Sevgili okuyucular, savaşta ve barışta hakikatin ne olduğuna dair bilgi, bizim hayatımıza dair bilgidir. Hakikatin bilgisi, olumsuzlukların giderilmesi için bize fırsat sunar, bizi uyarır, insan onurunun korunması için gerekli olan şeylerin elde edilmesi için bize ışık tutar. Düşünmemizi, anlamamızı, itiraz etmemizi, talep etmemizi mümkün kılar.

Şimdilerde temel olanı talep etmeyelim diye bizi tehdit ediyorlar. Temel olan nedir?

Temel olan barıştır. Barış içinde bir dünya ve toplumun şartlarını da insan hakları belgelerinde bulmak mümkün. Bazılarını  hatırlayalım:

Birleşmiş Milletler Şartı (BM) (1945), 1948 BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (Başlangıç ve 28.madde), Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı (1986, 23.madde), BM Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri (1984, 4.madde), BM İktisadi Kalkınma Hakkına Dair Bildiri (1986), BM Medeni ve Siyasi Haklara Uluslararası Sözleşmesi (1966, 20.madde), BM Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı Rio Bildirisi (1992, 24 ve 25.maddeler).

Barış içinde  yaşayabilmek demek, insan onurunun korunması için gerekli olan standartları tanımak, kullanabilmek, korumak ve geliştirmek, bu imkanlara sahip olmak demek.

İnsan onuru nasıl korunur? İnsan onuru işte o Bildiri’de (İHEB) yer alan ya da ulusal üstü insan hakları belgelerindeki tüm hak ve özgürlüklere sahip olmakla, yaşama geçirmekle korunur. Hepimiz içindir o hak ve özgürlükler. Peki o Bildiri’deki hak ve özgürlüklere sahip olacağımız bir uluslararası ve sosyal düzene hak sahibi olabilir miyiz? Evet, yukarıda da andığımız gibi, Bildiri’nin 28.maddesinde, insan hakları ve özgürlüklerine dayalı bir düzen içinde,  hem uluslararası düzene sahip olma hakkımız var hem de ulusal, sosyal düzene; yani her bir ülkede bu hak ve özgürlüklere dayalı olan düzene sahip olma hakkımız var.

Barış hakkı, bir insan hakkıdır. 

Savaş ile sorunları çözme mantığı ise  hak ve özgürlüklerin reddidir. O nedenle de BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 20. maddesi “Savaş propagandası ve düşmanlığı savunma yasağı “ başlığı altında bu konuyu düzenler: Şöyledir:

1. Her türlü savaş propagandası hukuk tarafından yasaklanır.

2. Ayrımcılığa, kin ve nefrete veya şiddete tahrik eden her hangi bir ulusal, ırksal veya dinsel düşmanlığın savunulması hukuk tarafından yasaklanır.”

Afrin’le ilgili olarak, resmi olan ve olmayan açıklamalara göre, toplamda aralarında sivillerin de olduğu  binlerce insan yaşamını yitirmiş durumda.

Hakikat nedir?

Hakikat, sayısal olarak tam bilemesek de -statülerinden, sıfatlarından bağımsız olarak söylüyoruz-  insanların öldüğüdür. Çoluk/çocuk, kadın, yaşlı, genç… 

Daha fazla insanın ölmesinin, daha fazla doğa, orman, ev, su, hayvan, köy, kent tahribatının savunulacak, övülecek/övünülecek, sevinç duyulacak bir yanı yok.

O nedenle savaşın değil, ölmenin öldürmenin değil;  barışın, insan onuruna uygun yaşamanın propagandası yapılmalı.

Barışta ısrar etmek gerek!

www.evrensel.net