Haklara yönelik saldırılara karşı mücadelenin önemi büyüdü


14 Şubat 2018 04:55

TTB Merkez Konseyi, Afrin’e yönelik operasyonun başlamasından dört gün sonra, 24 Ocak günü; “Biz hekimler uyarıyoruz: Savaş, doğada ve insanda tahribat yapan, toplumsal yaşamı tehdit eden, insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur...” diyen bir bildiri yayımladığı için gözaltına alınmışlardı.

Hekimler bu teşhisi elbette, uzun yılların deneyimlerden, tarihe insanlığın ilerlemesi açısından bakan kişiler oldukları için çıkarmışlardı. 

Ama görüyoruz ki, savaş, çatışmalar söz konusu olduğunda ülkeyi yönetenler, halkı kolayca yedekleyebiliyor, kendi çıkarına karşı politikaların alkışçısı, destekçisi haline kolayca getirebiliyorlar. Sadece bu da değil; sınırın ötesinde Membic’di, Fırat’ın doğusuydu, yetmedi “Kızıl Elma”ydı denerek Türkiye Ortadoğu bataklığının en derin yerine çekilirken, ülke içende de halkın uzun mücadelelerle elde ettiği kazanımları birer birer ortadan kaldırılıyor.

SAĞLIKTA, ‘VAHİM SORUNLARA’ KOZMETİK ÖNLEMLER
Özellikle de son yüzyıl içinde halkın en önemli kazanımlarından olan;

* Laik, demokratik, parasız, ana dilinde ve nitelikli eğitim,

* Parasız, kaliteli, ulaşılabilir sağlık hizmeti talepleri etrafındaki mücadelenin kazanımların yok edilmesi için Erdoğan-AKP iktidarı, OHAL koşulları üstüne “savaş hali” koşullarını da ekleyerek, bu alanlardaki saldırılarını olağanüstü yoğunlaştırmış bulunuyor.  

Bu olanlar karşısında yapılanlara destek vermek ya da sessiz kalmak sağlıklı bir toplumunun işareti değil.

Son günlerde sağlık alanındaki sorunlara; aranan hayati önemdeki ilaçların bulunmaması, vatandaşın normal sağlık hizmetinin paralı hale getirilmesi karşısında acil servislere hücum etmesi, sağlık hizmetlerini yılbaşından itibaren yeni zamlar yapılması, sağlık hizmetlerinden elde edilen gelir 20 milyardan TL’den fazla olmasına karşın hizmetlere zam yapılmaya devam edilmesi, “Şehir Hastaneleri” projesinin sağlık hizmetinin değil rantın merkez alındığı projeler olduğunun ortaya çıkması,...gibi konular eklendi. Bu bilgiler TTB ve TTB üyesi bazı hekimlerin raporlarında ve SES tarafından gündeme getirildi. Ne ki Hükümet bu vahim sorunların üstünü “kozmetik” türden önlemlerle örtmeye çalışıyor. 

“Halk için sağlık” talebinin ön cephesinde bulunan TTB ve SES’e yönelik baskılar ve SES’in ve TTB’nin tasfiyesi için operasyonlara girişilmesi, halk için sağlık mücadelesini önemli ölçüde zaafa uğratmış bulunuyor.  

EĞİTİM DİYANET VE TARİKAT KUŞATMASINDA 
Eğitimde de durum çok farklı değildir. 

Gün geçmiyor ki, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığının bir protokole daha imza atarak Milli Eğitimin bir görevinin daha Diyanete teslim edildiğine tanık olmayalım. 

Gün geçmiyor ki, sicili bozuk bir tarikat vakfının daha Milli Eğitim Bakanlığı ile anlaşarak, okullara kendi “imamlarını” göndereceğini ve Bakanlığın yapması gereken görevleri üstlendiklerini duymayalım.

Gün geçmiyor ki; bir milli eğitim müdürünün ya da bir okul yöneticisinin (Duyanların tüylerini diken diken eden) laik eğitimi reddeden, şeriatı öven açıklamalarını; laisizme, demokratik eğitime küfreden yayınları öğrencilere tavsiye ettiğini öğrenmeyelim.

Eğitim Sen ya da başka bir eğitim sendikası bu olanlara itiraz ediyor ama bu itirazlar OHAL ve “savaş hali” ortamının yarattığı koşullarda boğuluyor.

Dünden farklı olarak bugün binlerce laik eğitim yanlısı eğitimci ihraç edilirken, açığa alınırken, sürülürken; laik-demokratik eğitimden yana olan yüz binlerce eğitimci de önemli ölçüde sindirilmiştir.

SOSYAL HASTALIKLARIN İLACI MÜCADELEDİR
Evet; eğitim ve sağlık alandaki kazanılmış haklara saldırılar ve yasa, hak, hukuk tanımayan uygulamalar yüksek gerilimli dış-iç politika tartışmalarının gölgesinde kalmaktadır.

Bu yüksek gerilimli tartışmaların arkasından yapılan saldırılara karşı durmanın yolu ise bu tartışmaların bitmesini beklemekten, örneğin sınır ötesi müdahalelerin son bulmasından (Ki Erdoğan bu operasyonların kıyamete kadar süreceğini söylüyor) geçmiyor. Tersine; nasıl ki işçilerin daha iyi bir yaşam ve çalışma koşulları mücadelesi bu koşullarda ayrıca önem kazınıyorsa; eğitim, sağlık, yerel hizmetler, sosyal güvenlik... gibi alanlardaki kazanımların korunması, laik demokratik eğitim mücadelesinin talepleri doğrultusunda birleşilip ilerlenmesi de bu koşullarda çok daha önem kazanmaktadır. Çünkü bu talepler etrafındaki mücadele bir yandan eğitim ve sağlık... alanlarındaki emekçileri olduğu kadar halkı da iktidarın saldırılarına karşı birleştirme zemini sunuyor.  Ki, bu aynı zamanda halk kesimlerinin, iktidarın iç ve dış politikası karşısında birleşmesinin, halkın her alanda siyasete müdahalesinin imkanlarını da olağanüstü büyütecektir.

Bunu içindir ki, bugün;

* Tek parti tek adam düzenine “asker yetiştirme” amaçlı eğitim sistemi ve bu amaçla yapılan girişimlere,

* Sağlık sisteminin rant ve kâr merkezli bir faaliyete dönüştürülmesine,

* Ve elbette bütün hizmet alanlarında özelleştirme ve ticarileştirmeye karşı mücadele, dünkünden çok daha önem kazanmış mücadeledir. 

“Savaşın halk için bir sağlık sorunu olduğu” gerçeğini aşmanın yolu da bu çalışmaları yapmaktan geçmektedir. Aksi halde “sağlık sorunu” hem psikolojik, hem de sosyal ve ekonomik bir hastalığa dönüşerek kronikleşip derinleşecektir.

www.evrensel.net