Barış bir mecburiyettir


14 Şubat 2018 04:54

Türkiye silahlı yöntemlerle ‘çözmekte’ ısrar ettiği asırlık bir sorunun ağır sonuçlarından birini daha yaşamaya devam ediyor. Asker cenazeleri, kahramanlık ve ‘misliyle intikam’ sözleriyle manşetleri süslerken, diğer tarafın kayıpları bir zaferin bilançoları olarak gururla sunuluyor. Bu manşetleri atanlar için sayıları giderek artan sivil kayıplar ise kurguyu bozacak unsurlar olduğu düşüncesiyle daha baştan eleniyor.  

Dünkü gazetelerden bazılarının 1. sayfalarına bir bakalım. Sabah gazetesi, ‘Kahramanların gururlu babaları’ manşetinin altında, “Selçuk Dost ve Enes Sarıaslan mahalle arkadaşıydı. Biri Sur’da, biri Afrin’de şehit düştü. Babaları kucaklaştı.” demiş. 

Bu manşet, ‘Böyle mi olmalıydı?’ başlığıyla da atılabilir ve devamında şu söylenebilirdi: “Eğer, Kürt sorununun silahsız yöntemlerle çözümü mümkün kılınsaydı şimdi Selçuk ve Enes yaşıyor olacaktı. Onlar ve babaları, aynı mahallenin sakinleri olarak belki bir sürü güzelliği birlikte yaşayacaktı. Sur, o binlerce yıllık tarihini koruyacak, Sur’da yaşayanlar da oradan oraya birer sürgün olarak savrulup durmayacaklardı. Afrin de, Sur ile akraba bir yer olarak kalacak, belki zaman içinde Türkiye’de yaşayan herkes için de bir iyi komşu olarak hayatına devam edecekti. 

Yenişafak ise, ‘ABD’ye son uyarılar’ başlıklı manşetinde Başbakan Yıldırım, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Bahçeli’nin ABD’ye dair açıklamalarına yer verirken, manşette ‘İkinci Zeytin Dalı operasyonu’ başlığıyla kocaman bir unsur dikkati çekiyor. Ankara’daki ABD Büyükelçiliğinin önünden geçen Nevzat Tandoğan Caddesi’nin adının ‘Zeytin Dalı’ olarak değişeceği belirtiliyor ve bunu Ankara’nın AKP’li Belediye Başkanı Mustafa Tuna’nın Twitter’dan duyurduğu ifade ediliyor. Böylelikle Gökçek’in koltuğunun hizmet anlayışı bakımından boş kalmadığını da öğrenmiş oluyoruz. Hürriyet ve Milliyet de, yine ABD’ye dair benzer manşetlerle çıkmış. 

ABD ile Türkiye arasındaki askeri ve ticari ilişkilerin boyutu, AKP’nin iktidar tarihi boyunca Beyaz Saray tarafından kabul görmeyi iç politikada önemli bir siyasi kredi notu olarak değerlendirdiği hatırlandığında, bu söylemlerin ve bu söylemlerle süslenen manşetlerin ‘yerli ve milli’ siyaset algısı yaratmaya yönelik dönemsel bir retorik olmanın ötesinde bir değeri var mı diye sormamız gerekmez mi? ABD ile Türkiye arasında Afrin harekatına dair bölgesel hesaplar bakımından bugün gergin bir sürecin yaşanıyor olması gerçeği, antiemperyalizme dair temel özellikleri unutarak davranmayı gerektirir mi? PYD’ye destek verdiği için ABD’ye Marksist diyen iktidarın kitleleri konsolide edebilmek için kullandığı birbirinden tutarsız söylemlerin ardından, günün sonunda ABD’li yetkililerle nasıl fotoğraflar vereceğini de görürüz.  

Gelelim konunun en zor yanına. Afrin harekatında başarı eğer Afrin merkezine girilmesi ve orada denetim sağlanması olarak görülüyorsa, bu sayılarla ifade etmenin bile son derece ürkütücü olacağı sonuçlarla gerçekleştirildiğinde, ortada ‘Bu nasıl bir başarıdır?’ diye ağır bir soru kalmayacak mı? 

Afrin harekatının, Kürt sorununu silahla bertaraf etme üzerine kurulu geleneksel devlet politikasının bir devamı olarak gerçekleştiği biliniyor. Elbette bu harekatın iç politikaya dair başka bağlamları da var. 

Peki, Afrin harekatına Türkiye’de azımsanamayacak bir nüfusa sahip Kürtler nasıl bakıyor? 

Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin (SAMER) gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre, Diyarbakırlıların yüzde 83.2’si Afrin operasyonunu desteklemiyor. SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, AKP’ye oy veren Kürtlerin de bu operasyona kaygı ile yaklaştığını dile getiriyor. (SAMER araştırdı: Kürtler Afrin operasyonuna nasıl bakıyor?, Evrensel, 1 Şubat 2018) 

Bu veriler de bize şunu söylüyor: İktidarlar ya da genel olarak devletler, bir toplumsal soruna dair bir yaklaşım belirleyebilirler, ama onun yokluğu ya da varlığına karar veremezler. Toplumsal sorunlar, adı üstünde toplumsal bir temel ve talep etrafında var olur.  

Dolayısıyla, sizin Afrin’de başarı dediğiniz şey, Diyarbakır’da ya da Türkiye’nin başka bir kentindeki önemli bir Kürt nüfus için derinden derinden ve kendi içine doğru kanayan bir yara anlamına gelebilir. Tam da bu nedenle Kürt sorunu Afrin’den çok daha büyüktür ve eğer bir yüz yıl daha bu sorun büyütülerek devam ettirilmek istenmiyorsa, barış bir mecburiyettir.   
   
FEHİM IŞIK’A TEŞEKKÜR 
Evrensel’de haftanın aynı günü yazdığımız, dostum ve Değerli Yazarımız Fehim Işık, bugünkü yazısı ile okurlarımızdan izin istiyor. Gerekçelerini kendisine has bilinen güzel üslubu ile anlattığı için ben onları tekrar etmeyeyim. Ama kendisinin bundan sonra da, dönem dönem analizleriyle Evrensel okurlarıyla birlikte olmaya devam edeceğini belirteyim. Yazılarıyla ve titiz emeğiyle Evrensel’e bugünü kadar çok şey katan Fehim Işık’a gönül dolusu teşekkür. Eminim, farklı mecralarda da olsa insan onuruna yakışır bir gelecek için benzer bir çaba içinde olmaya devam edeceğiz.

www.evrensel.net