Mülteciler, anneler, oğulları ve 'Afrin'e kim gitsin' tartışması


10 Şubat 2018 01:46

Son günlerde Erdoğan’ı dikkatle izleyenler, onun Suriyeli göçmenler konusunda söylediklerine bakıp, “Cumhurbaşkanı ile Suriyeli göçmenler arasına kara kedi mi girdi?” diye sormadan edemezler.

Çünkü Erdoğan yıllardır; Suriyeli göçmenleri hem iç politikada hem dış politikada kullandı.

Suriye rejimini devirmek için, ortada henüz ciddi bir göçmen kitlesi yokken, sınırda “Beş yıldızlı kamplar kurup”, büyük mülteci dalgaları yaratarak “açık kapı politikası” uyguladı. Suriye rejimini baskı altına alarak ESAD’ı düşürmeyi amaçlayan AKP iktidarı, içeride de göçmen politikasını “İslam kardeşliği” ve “Türkiye İslam’ın koruyucusu” türünden propagandalarla motive etmeye çalıştı. Yetmedi, bu kitleyi Avrupa’ya gönderme kozu olarak da kullandı. CHP ve MHP gibi partileri, Hükümetin “teşvikli göçmen politikası”na milliyetçi açıdan karşı çıkan kesimleri de şovenizmle, ırkçılıkla, insanlık düşmanı olmakla suçlayarak sindirdi.

OY KAYGISI AKP’Yİ SIKIŞTIRYOR

Ancak Erdoğan-AKP iktidarı, son günlerde birden yön değiştirdi ve işi “Fırat Kalkanı harekatında olduğu gibi Afrin’e yönelik operasyonu da Suriyeli göçmenleri geri göndermek için yapıyoruz” demeye vardırdı.

Nitekim önceki gün Saray’da yapılan “muhtarlar toplantısı”nda Cumhurbaşkanı; “Afrin olayını çözeceğiz, İdlib’i aynı şekilde çözeceğiz ve mülteci kardeşlerimiz tekrar kendi topraklarına, kendi evlerine dönsün istiyoruz. 3.5 milyonu herhalde biz burada ilanihaye saklayacak halimiz yok. Onlar da zaten bir an önce kendi topraklarına dönmek istiyorlar” diyerek yeni bir yönelişe girdi. 

Oysa daha önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Artık Suriyeli göçmenler ülkelerine dönmeli” dediği için “insanlık düşmanı” ilan edilmişti.

Çünkü son günlerde yaptırılan anketlerde; halkın önemli bir çoğunluğunun Suriyeli göçmenler konusunda Erdoğan ve partisi gibi düşünmediğini gösteren sonuçların ortaya çıktığı ifade ediliyor. Bu tepkiyi  kırmak için de Erdoğan’ın Suriyeli göçmenleri geri döndürmek için çalıştığını kaydeden değerlendirmeler yapılıyor. Ki, bu da yanlış bir tespit olmasa gerek.

‘SURİYELİ GENÇLER NEDEN CEPHEYE GÖNDERİLMİYOR?’ SORUSU

Son günlerde, özellikle de kamuoyunda “Bizim gençlerimiz Afrin’de ölmeye gidiyor ama Suriyeli yüz binlerce genç kendi ülkelerini kurtarmak için cepheye gitmiyor. Burada yan gelip yatıyorlar, kafelerde keyif çatıyorlar....” diye şikayetlerin yükselmesi, Erdoğan ve AKP’yi zorlayan bir tepki olarak büyüyor.

Elbette bu yönelim, milliyetçi odaklar tarafından kışkırtılan ve Suriyeli göçmenler üstünden Erdoğan’ın politikalarına karşı çıkmaya gayret eden şoven milliyetçi kesimler tarafından da kullanılıyor. Ama öte yandan savaş politikalarına karşı çıkmanın, barış demenin “vatan hainliği” ya da “terörle iş birliği” ilan edildiği bir dönemde, “Bizim çocuklarımız değil Suriyeli göçmen gençler Afrine gitsin demek” çarpıtılmış da olsa, savaş karşıtlığına bağlanacak ögeler içermektedir. En azından “savaş-barış tartışmaları”, “Suriyeli göçmen”le Türkiye’nin Suriye’de askeri operasyon yürütmesinin farklarının tartışılmaya açılması bakımından dikkate değerdir.  

ANNELER, OĞULLARI İÇİN AĞLAMASIN!

Yine asker cenazelerinde annelerin, yakınlarının çocukları için, “Seni böyle mi karşılayacaktım?”, “Sen ölmesen de ben ölseydim” gibi, “İki oğlum daha var onlar da feda olsun” çizgisinden sapan feryatları da “Halkın savaş karşıtlığının bir ifadesi” olarak görmek yanlış olmaz.

Afrin’e götürülen oğlunu uğurlayan asker annesinin (önceki gün Antep’te asker uğurlayan annelerden biri); “Sen gitme ben gideyim Afrin’e” demesi, annenin kendi gelenek ve duyguları açısından savaşa, militarizme karşı çıkma, kendi oğlunu askere göndermeme duygusunun bir ifadesi olarak da değerlendirilmelidir. 

Çünkü asker annesinin “Sen gitme yerine beni götürsünler” demesi, Erdoğan ve Bahçeli’nin “Gerekirse ben önde gideceğim. Siz de arkamdan geleceksiniz” demesinden çok farklıdır ve gencecik, yoksul aile çocuğu askerlerin cephelerde ölmesini istememe duygusunun bir ifadesidir. Bu ifadeleri yandaş ve sermaye basınının “Asker annesi beni de Afrin’e götürsünler dedi” diye şoven milliyetçi, militarist propagandanın unsuru yapması ise çok bilinçli bir çarpıtmadır.

İKTİDARIN POLİTİKALARINA KARŞI HOŞNUTSUZLUKLAR MAYALANIYOR

Cumhurbaşkanı, Fırat Kalkanı, Afrin operasyonunu daha ısınma turu bile saymazken; Menbic ve “Fırat’ın doğusu”yla da yetinmeyip “Kızıl Elma”yı hedef gösterdi. Politikada “savaş”, “şehitlik”, “gazilik” gibi argümanların dozunu artıran propagandasını Arapça söylem, ayet ve hadislerle de destekleyip ülke iklimini “Savaş rengine boyamaya” hız vermiş bulunuyor. 

Ülkenin siyasi iklimini, “Bütün dünya ile savaş halinde bir Türkiye” çizgisine çekenler, ne “Dün şunu demiştim, bugün tam tersini söylüyorum” kaygısı taşıyor ne de oy kaygısı dışında “Vatandaş ne diyor ne istiyor” endişesi taşıyor.

Tersine AKP iktidarı medya gücünü kullanarak kendi söylediğini halka tekrarlatmak istiyor. 

Ancak öte yandan da halkın çeşitli kesimlerinden bu politikalara  tepkilerin mayalandığının işaretleri de çoğalıyor. Savaş karşıtlığı, kimi kesimlerde “annelik duygusu” kimi kesimlerde de “Bu savaşın faturasının kime çıkacağı” kaygılarıyla besleniyor. 

Ama gidişat, süreç ilerledikçe gerçeklerin daha iyi görüleceği, iktidarın anketlere bakarak manevra yapma imkanlarının da daralacağı doğrultudadır. 

www.evrensel.net