Tarihin çarpıtılması


09 Şubat 2018 05:43

Afrin’e yapılan harekat devam ederken ağır bir şoven, milliyetçi havanın ülkenin üzerine çökmesi için yoğun bir çaba gösteriliyor. Yeni Şafak’tan Star’a, Aydınlık’tan Sabah’a vb. gazeteler ve benzer çizgide yayın yapan televizyon kanalları adeta tek ses oldular. Erdoğan’dan Bahçeli’ye, Perinçek’ten Yıldırım’a değişik tonlardan hep aynı sesi duyuyoruz. Devletin bekası, vatan savunması, ülkenin birliği nutukları halkın üzerine boca ediliyor. Patronlar mutlu, dinci gericiler “Sol elle yemek yiyen şeytandır” fetvaları verecek kadar pervasızlaşmış durumda.

Soğukkanlılığını ve sağ duyusunu yitirmemiş insanlar Afrin’in ülke için nasıl bir tehdit oluşturduğunu anlamıyor, harekattan önce oradan neden hiç saldırı gelmediğini elbette tartışıyor ve gerçekleri öğrenmeye çalışıyor. Suriye halkının, Suriye’de yaşayan Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmeleri gerekirken, dışarıdan büyük güçlerin -ABD,Rusya vb- ve bölgesel güçlerin 

-Türkiye, İran vb- neden bu ülkenin kaderine hükmetmeye çalıştığını anlamak istiyor. Neden adım adım Ortadoğu bataklığına girildiğini bilmek istiyor. Ama emperyalizmi, gericiliği, iş birlikçiliği, yayılmacılığı, şovenizmi anlamadan bu sorunları anlamak elbette olanaklı değil.

Bütün bu gelişmelere tarihin çarpıtılması, istendiği gibi eğilip, bükülmesi eşlik ediyor. Tarihte görülmüş haklı ve haksız savaşlar, ulus ve vatan sorunlarından ne zaman olumlu anlamda söz edilebileceği gibi sorunlar, çarpıtılarak ve koşullarından koparılarak bugüne taşınıyor, bütün benzemezlikleri içerisinde benzerlikler kurulmaya çalışılıyor. Geçen hafta bu köşede tartıştığımız haklı ve haksız savaşlar sorunu da Vatan Partisi ve Perinçek cenahı tarafından, bu partinin kanalı Ulusal Kanal’da “eleştiri bombardımanına” -Çıkış Yolu programı- tutuldu. Perinçek, emperyalist bir paylaşım savaşı olan 1. Dünya Savaşı’nda -o Türkiye dese de- Osmanlı İmparatorluğu’nun “vatan savaşı” yaptığı konusunda ısrarlı! Lenin’i bile çarpıtarak tezini doğrulamaya çalışıyor!

Osmanlı İmparatorluğu’nun “boğazın hasta adamı” olarak büyük sömürgeci devletlerin iştahını kabarttığı -sadece onun değil aynı zamanda Avusturya’nın ve genel olarak birbirlerinin sömürgelerinin ve hatta Belçika gibi emperyalist ülkelerin ve Alsas-Loren gibi gelişmiş bölgelerin ve kendi merkezlerinin de- bilinmektedir. Ama ilhak ettiği geniş toprak parçaları ile artık ayakta çürümeye başlayan, Almanya’nın yarı-sömürgesi durumuna düşmüş Osmanlı, tek başına o dönemin güçlü emperyalistleri İngiltere ve Almanya’ya karşı savaşmadı. Bir emperyalist kampa katılarak Almanya ve Avusturya ile birlikte İngiltere ve müttefiklerine karşı savaştı. Umudu en azından ayakta kalabilmek, varlığını devam ettirebilmekti. Savaş kazanılsaydı muhtemelen Alman sömürgesi olacaktı. Osmanlı dahil, ittifaklar halinde savaşa katılan hiç bir devlet “vatan savaşı” yapmıyordu. Bütün cephelerinde bu bir yağma ve paylaşım savaşı idi. Osmanlı için savaş 1918’de Mondros Mütarekesi ile bitti. Sonrası ayrı hikayedir.

Osmanlı için değil ama o savaşta başka birileri için ulusal bir yön var mıydı? Evet vardı. Bu ulusal yön Sırbistan’ın Avusturya’ya karşı savaşında temsil ediliyordu. (Lenin’in II. Enternasyonalin Batkısı makalesine bakılabilir) Yine Lenin’in tespiti ile ifade edilecek olursa, “Sırbistan-Avusturya savaşındaki ulusal etken, genel Avrupa savaşında hiçbir ciddi önem taşımaz ve taşıyamaz.” Bu durum yüzde 99 içinde yüzde birdir ve genel durumu değiştirecek bir olgu değildir. Çünkü “Diyalektik yöntem irdelenen konunun yalıtık,yani tek yönlü ve çarpıtılmış incelenmesini olanaksız kılar.” Kısacası bu güncel savaş “ulusları kurtarmaya değil, ama bozmaya yetenekli burjuva siyasasının uzantısıdır” Bu kadar açık ve net.

Ama Bay Perinçek Osmanlının savaşını vatan savaşı ilan edince Alman zırhlılarının boğazı geçip Sivastopol’u bambalamasını da, Alman generaller tarafından idare edilen Osmanlı Ordusunun da -Genelkurmay 1. Başkanı Schellendorf, sonra Seeckt, Çanakkale komutanı Liman von Sanders, Sina ve Filistin’de Falkenhayn ve Goltz, Feldman gibi diğerleri- savaşlarını “vatan savunması” saymakta ve savunmaktadır. Ve bitirirken vurgulamak gerekir ki, Afrin harekatını “yobaz teröre” karşı mücadele olarak da niteleyen Perinçek kafasını kaldırıp yukarıya, öncelikle bu iktidarın icraatlarına bakmalıdır. Kuşkusuz Perinçek bütün bunları bilmez değildir, ama o kaderini ülkeyi yönetenlerle, iktidarla birleştirmiştir ve gerçekleri gözlerini kapatıp, “savunma bakanlığına” devam edecektir.

www.evrensel.net