7 maddede Almanya'daki koalisyon hükümeti


09 Şubat 2018 05:32

Avrupa’nın “motor ülkesi” Almanya’da 24 Eylül’de yapılan genel seçimlerin üzerinden tam dört buçuk ay geçtikten sonra, nihayet “yeni” hükümet için sona yaklaşıldı. Her ne kadar hükümet “yeni” gibi görünse de eskisinin devamı. Dört yıl boyunca ülkeyi Merkel’in liderliğinde yöneten Hıristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ile Sosyal Demokratlar (SPD) biraz da mecburi olarak ortaklığa devam etmek zorunda.

Tabloya baktığımızda hükümet ve ülkedeki siyasal durumu şu şekilde şekilde sıralamak mümkün:

Birincisi: “Yeni” hükümet hiçbir şekilde ülkede heyecan ve umut yaratmamıştır. Hem de seçim anlaşmasına ülke genelinde değişik alanlara 45 milyar avro ayrılması karara bağlanmasına ve kimi alanlarda küçük makyajlar yapılmasına rağmen... İki büyük partinin halk arasında yeni bir heyecan yaratmamasının en önemli nedenlerinin başında bunun bir “kaybedenler hükümeti” olmasından kaynaklanıyor. Çünkü, genel seçimlerde her iki koalisyon ortağı da toplamda yüzde 13.5 oy kaybına uğramıştı. Geçtiğimiz süreçte halkın temel sorunlarını çözmek yerine büyüten partilerin yeniden koalisyon kurması, aynı politikaların devam edeceği anlamına geliyor.

İkincisi: Büyük koalisyonun küçük ortağı SPD’nin maliye, dışişleri, çalışma gibi önemli bakanlıkları alması ilk etapta bir çelişki gibi görülüyor. Yani, CDU/CSU ile SPD arasındaki oy farkı yaklaşık yüzde 12.5 olmasına rağmen bakanlık dağılımında tersi bir durum arz etmektedir. Hal böyle olunca muhafazakarlar cephesinde günün esprisi “Başbakanlık hâlâ bizde” oldu. Büyük bakanlıkların küçük ortağa verilmesinin iki anlamı olabilir. 

a) Dört yıl boyunca yıpranmanın faturasını daha çok SPD’ye çıkarmak. Merkel için bunun son dönem olduğu göz önünde bulundurulduğuna muhafazakarların bir sonraki seçimlere yıpranmadan girme hesabı var.

b) SPD üyelerini koalisyona destek vermeye ikna etmek. Parti tabanında yükselen tepki böylece icracı bakanlıklarla bastırılmak isteniyor. Bunun etkili olup olmayacağı SPD üyeleri arasında 2 Mart’ta sonuçlanacak oylama sonunda görmek mümkün.

Üçüncüsü: Yeniden koalisyon ortaklığının SPD için harakiri olacağını bu köşede yazmıştık. Sol Parti Meclis Grubu Eş Başkanı Sahra Wagenknecht, anlaşmadan sonra tepkisini “SPD kendi mezarını kazdı” diye özetledi. Önümüzdeki dört yıl içinde SPD’nin güç kaybedeceği bugünden görülüyor. Asıl önemli olan parti tabanında büyük koalisyona karşı yükselen tepkilerin nereye yöneleceği. Gerhard Schröder’in başbakanlık koltuğuna oturduğu 1998’te toplam oyu 20 milyon olan SPD’nin oyu son seçimlerde 9.5 milyona kadar gerilemiştir. Ortada 20 yılda kaybedilen 10.5 milyon oy var.

Dördüncüsü: SPD daha fazla kaybetmemek için önümüzdeki dört yıl boyunca sol gösterip sağ vuracak. Sağ Kanat Temsilcileri Martin Schulz, Olaf Scholz gibi isimlerin hükümette kalması, sözde sol kanat temsilcisi Andrea Nahles’in parti başkanlığını üstlenmesi bunun ifadesi. SPD’nin Merkel’e karşı ana muhalefet olmak üzere meclis grup başkanlığına seçilen Nahles, rolü gereğince ortağı olduğu büyük koalisyona muhalefet etmesi gerekiyor. Ama bu bayat plan tutmayacak. SPD’ye güven azalmaya devam edecek. Seçim gecesi Merkel’e kılıçları çekip “Artık muhalefet partisiyiz” diyen SPD, gelinen aşamada hükümetin en ağır yük taşıyıcısı olmuştur. Benzer bir durum Martin Schulz için de geçerli. Daha bir hafta öncesine kadar, hükümette görev almayacağını, parti başkanı kalacağını söylerken, şimdi dışişleri bakanlığı koltuğuna oturmak için gün sayıyor. Seçimler öncesinde halka verdiği sözleri yerine getirmemesinin yanına bir de bu tutarsızlıklar eklendiğinde SPD’nin yükselişe geçmesini beklemek hayalden başka bir şey değildir.

Beşincisi: Bu sürecin en büyük kazananı ise aşırı sağ söylemlere sahip, sadece Bavyera eyaletinde örgütlü CDU’nun kardeşi CSU olmuştur. Hükümet programına sığınma hakkının sınırlandırılmasını, fiili olarak kotanın konulmasını yazdırdığı gibi içişleri bakanlığını “anavatanı savunma bakanlığı”na dönüştürerek üstlenmiştir. Artık herşeye güvenlik penceresinden bakacak ve pek çok demokratik hakkın kısıtlanmasını gündeme getirecek. Başka bir deyişle Bavyera’daki uygulamalar Almanya geneline yayılacak. Buna en çok ırkçı-milliyetçiler sevinecektir: “Biz muhalefetteyiz, ama görüşlerimiz iktidarda.” 

Altıncısı: AB’nin militarist ve merkezi bir karakter kazanması bu hükümetin önceliklerinin başında geliyor. Hükümet programının girişinde dönüp dolaşıp asıl önemli olanın AB güçlendirilmesinden söz ediliyor. Bu aynı zamanda dış politikada yayılmacılığın önümüzdeki dört yıl içinde daha belirgin bir hal alacağı görülüyor. 

Yedincisi: Önümüzdeki dört yıl boyunca ülkeyi yönetecek iki büyük partiden kopuşlar devam edecek. SPD’nin yeniden koalisyon ortağı olması olması yoksulluğa, gelirler adaletsizliğine, düşük ücretli işlere, savaşa ve militarizme karşı mücadele eden güçlerin önüne yeni fırsatlar sunuyor. Parlamento içinde ve dışında sol bir seçeneğin ortaya çıkarak güçlenmesi açısından koşullar mevcut. Sol ve ilerici güçler bunu iyi değerlendirmedikleri takdirde, ırkçı-faşistler pusuda bekliyor.

www.evrensel.net