Erdoğan'ı rahatsız eden 'Türklük' mü 'birlik' mi?


08 Şubat 2018 05:04

Erdoğan ve Bahçeli ittifakı, taraftarlarını; bir yandan askeri operasyonlar öte yandan yayılmacı hayallerle motive edip, Türkiye’nin demokratik kazanımlarına ve bu kazanımların az çok ifadesi olarak biçimlenmiş kurumlarına saldırıyor.

Geçmişten bu yana en gerici odakların hayali olan, örgütsüz ve biat etmiş kişilerden oluşan bir kalabalık oluşturmak üzere; çarpıtılmış bir “millilik” ve “yerlilik” propagandası üstünden, harekete geçirdikleri yığınları yedekleyerek “Tek adam rejimine” yürümeye çalışıyorlar.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’la MHP Genel Başkanı Bahçeli arasından, özgürlükleri yok etme, emeğin haklarına saldırı, barış içinde bir bölge amacına karşı ne varsa yapılması konularında su sızmıyor. Hele de konu özgürlüklerin kısıtlanmasıysa, sanki aralarında bir “Kırmızı telefon hattı var” gibi davranıyorlar.

AFRİN’E GİTMEDE AYNI HIZLA KOŞUYORLAR

Öyle ki, birisinin isteğini ötekisi adeta emir telakki ediyor. Yetmiyor Cumhurbaşkanı, isteklerini, hatta imalarını emir telakki edenleri harekete geçirip, Bahçeli’nin isteklerinin yerine getirilmesi için ne lazımsa yapılmasını sağlıyor.

Erdoğan, AKP’nin bir önceki grup toplantısında taraftarlarının, “Reis bizi Afrin’e götür” çağrısına, “Gerekirse ben önde giderim. Siz de arkamdan geleceksiniz!” demesine Bahçeli, önceki gün yaptığı MHP grup toplantısında: “Bu topraklara rastgele ‘vatan’ denmemiştir. Eğer yeri gelirse ben de bir bozkurt gibi Afrin’e gider bu vatana, bu millete taşıdığım canı seve seve veririm. Bu da bu millete Devlet sözüdür” yanıtını verdi.

Böylece “Reis bizi Afrin’e götür” korosuna, MHP Genel Başkanı da kendi tarzında, katılacağını ilan etmiş oldu!

Peki, Bahçeli böyle de Erdoğan ondan geri mi kalıyor?

Hayır!

Nitekim önceki günkü MHP grup toplantısında Bahçeli; TTB yöneticilerinin “Adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılmalarını” bir türlü hazmedemediğini gösterircesine TTB yöneticilerine hakaretamiz suçlamalarla saldırdı.

BARIŞ SAVUNUCULARINA SALDIRIDA TAM İŞ BİRLİĞİ VAR

“Teröristler cezalandırılıyor, halk sağlığı sorununa işaret ediliyor. Bu ne kepazeliktir, nasıl bir satılmışlıktır. TTB Türk düşmanıdır, hekimlerin utancı, hekimliğin yüz karasıdır. Derhal çok acil şekilde, hakkında yasal düzenleme yapılmalı ya da kapısına kilit asılmalıdır...” diyerek tepki gösteren Bahçeli’nin çağrısına Erdoğan hemen yanıt verdi. 

Bir kaç saat sonra, Bahçeli’nin çağrısına yanıtını soran gazetecilere Erdoğan; “Onun başındaki (TTB’nin) ‘Türk’ ifadesi zaten Bakanlar Kurulu kararı, onun oradan süratle çıkartılması lazım. Sadece Tabipler Birliği değil, Barolar Birliği ile ilgili de aynı şey... Bunları tamamen kaldırıp, sadece Türk Tabipler Birliği değil, tabipler her grup kendi oluşumunu yapar, faaliyetini gösterir. Aynı şekilde hukukçular. Ondan sonra oraya gelip çöreklenme diye bir şey olmaz. Bu konuda karar Bakanlar Kuruluna aittir, Bakanlar Kurulu da gereken adımı atar” diyerek, Bahçeli’nin isteğinin kendi istekleri olduğunu söyledi. 

MESLEK VE KİTLE ÖRGÜTLERİNİN TASFİYESİ AMAÇLANIYOR

Erdoğan’ın yukarıda uzunca aktardığımız sözlerine bakıldığında, TTB ve Türkiye Barolar Birliğinin adındaki “Türk” ve “Türkiye” sözcüklerini bu iki örgüte yakıştırmıyor ve adlarındaki “Türk” ve “Türkiye” sözcüklerinin düşürülmesi için Bakanlar Kuruluna direktif veriyor. 

Ama aslında Erdoğan, sadece sözcüklerle uğraşmıyor. Tersine, “millilik ve yerlilik” propagandası üstünden kendilerini rahatsız eden bu iki örgütün izlediği politikadan dolayı “Türklük” adlandırmasını hak etmediklerini söylüyor.

Ama gerçekte amacın daha farklı olduğu görülüyor:

1) Burada adındaki ‘Türk’ sözcüğü düşürülmek istenen sadece TTB ve TBB değil, öteki kendilerine biat etmeyen örneğin mühendis ve mimarların örgütü TMMOB’nin, diş hekimlerinin, eczacıların, muhasebecilerin... büyük, merkezi meslek örgütlerinin adlarındaki “Türk” ya da “Türkiye” sözcüğü düşürülmek istenmektedir.

2) Erdoğan bu sözleriyle, asıl olarak da bu birliklerin bütünlüklerinin parçalanarak her görüşten hekim, avukat, mühendisin... kendi “birliğini” oluşturması gerektiğini, böylece de bazı kişilerin (AKP-MHP ittifakına biat etmeyen kişilerin) bu örgütlerin başına gelmesinin önlenmesini amaçladığını gösteriyor.

ONLARI ASIL KORKUTAN ‘BİRLİK’TİR!

Bundan da anlıyoruz ki, aslında Erdoğan’ı rahatsız eden bu örgütlerin adında “Türk”, “Türkiye” sözcüğünün bulunması değildir. Yüz binlerce üyeyi içinde toplayan ve ülke politikasına az çok müdahale eden bir güç oluşturan bu örgütlerin “birliği”nden rahatsızdır. Bu yüzden de bu örgütlerin merkezi ve tek örgüt olmaktan çıkarılarak, her çevrenin kendisine göre bir “Meslek örgütü oluşturduğu”, güçten düşmüş, birbiriyle uğraşmaktan meslek ve ülke sorunlarını gündeme alamayan, Hükümetlerin elini eteğini öperek ayakta kalmaya çalışan “çevreler” haline gelmesi amaçlanmaktadır.

Bu aslında son yarım yüzyıl içinde bütün sağcı partilerin de amacıydı.

AKP iktidarı; bir yandan sınır ötesine asker operasyonları öte yandan OHAL’in yarattığı iklimi arkasına alarak, bu merkezi ve kitlesel meslek örgütlerini parçalamayı ve tasfiye etmeyi amaçlamaktadır.

Kısacası Erdoğan-Bahçeli ittifakının hedefinde; sadece TTB değil, TOBB gibi sermaye örgütleri dışında bütün büyük mesleki ve demokratik örgütler vardır. Onların gücünü ve varlığını “tek parti tek adam rejimi”nin önünde engel olarak gördükleri için hedefe koymuşlardır. 

Bu yüzden de TTB’ye yönelik saldırı ne tek TTB’yi hedefe alan bir saldırıdır ne de yöneticilerinin gözaltına alınıp salıverilmesiyle artık bitmiş bir saldırıdır!

Tersine TTB’ye saldırı, bir başlangıçtır.

Erdoğan ve Bahçeli’nin son açıklamaları TTB ve tüm diğer merkezi kitle örgütlerini hedefe koyarak ilerleyeceklerini göstermektedir.

Türkiye’nin demokrasi güçleri bu gerçekleri dikkate alarak adım atmakla yüz yüzedirler. 

www.evrensel.net