Bilim, modern tıp, işçilerin birliği aynı safta!


04 Şubat 2018 04:15

AKP’nin il kongreleri nedeniyle salonlara ya da meydanlara çağrılan yandaşlar, hep bir ağızdan “Reis bizi Afrin’e götür” diye haykırıyor. Bu kalabalık göstericiler topluluğuna, kürsüden “Gerekirse önce ben gideceğim, siz de arkamdan geleceksiniz” denerek coşku veriliyor.
Afrin’e operasyon öncesinin “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganının yerine “Gerekirse Afrin’e ben gideceğim, siz de arkamdan geleceksiniz” hamaseti geçirilmiş görünüyor. 

Ülke tablosunun öteki boyutunu ise Afrin’e askeri operasyona karşı çıkanlara, “barış talep edenler”e yönelik baskı ve şiddet oluşturuyor.

BARIŞ İSTEYEN SAĞLIKÇILARA KARŞI HACAMATÇILAR BAŞTACI 

Önceki gün İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde (Çapa) ortaya çıkan görüntü, Türkiye’deki barış ve demokrasi mücadelesi ile karşıtları arasındaki mücadelenin çok usta bir ressam tarafından çizilen trajikomik tablosu gibiydi.

Şöyle ki;  

Çapa Tıp Fakültesi Hastanesindeki hekimler ve sağlıkçılar, ”Savaş bir halk sağlığı sorunudur” dedikleri için gözaltına alınan TTB yöneticilerine destek vermek amacıyla bir basın açıklaması yapmak istediler. Ancak büyük bir polis yığınağı ile karşılaştılar. Açıklamayı kapalı salonda yapmaya karar veren hekimler ve sağlıkçılar, polis kapıları tuttuğu için içeriye de sokulmadılar. Bunun üzerine sağlıkçılar Cağaloğlu’ndaki TTB binasına yürüdüler ve açıklamayı orada yapmak zorunda kaldılar.

Sağlıkçıların barış talepli açıklamasına izin verilmezken, aynı gün ve aynı alanda “hacamatçılar”ın TTB’ye karşı “Afrin operasyonuna destek” veren basın açıklaması polis korumasında yapıldı! 

Bu bilim ve “modern tıp” düşmanı fikirlerin okşanıp desteklenmesi elbette ki ibretlik bir durumdur.

BİR YANDA BİLİM VE BARIŞ; ÖTE YANDA HURAFE VE HACAMATÇILAR

Böylece bilim karşıtlığı ile barış karşıtlığı “hacamatçılar”ın şahsında bir araya gelmiş; sistemin bir fotoğrafı olarak dünya alemin gözleri önüne serilmiştir. 

Aslında bu trajikomik durum; Türkiye’de bilime, ifade özgürlüğüne verilen değeri göstermesi bakımından da son derece önemli bir karşıtlık oluşturmuştur.

Bu resim, AKP-Erdoğan iktidarının sadece Afrin operasyonuna karşı olanlarla barış isteyenleri değil hedeflemenin de ötesinde; aynı zamanda “modern tıp”la muskacılığın, “koca karı ilaçları”, hurafe ile bilimin arasındaki 25 yüz yıllık mücadelenin de resmidir. 

Tablo elbette ülkenin içinde bulunduğu tablodur ve bundan sonuçlar çıkarmak; barış ve demokrasi mücadelesini bu gelişmelerin ışığında yenilemek için çalışmak son derece önem kazanmıştır.

Alanlara yansıyanlar karşı karşıya bulunduğumuz sorunun “iki boyutlu bir resmi”dir.

ŞOVENİST-MİLİTARİST BASKI İŞÇİLERİ BÖLÜYOR

Karşı karşıya olduğumuz barış ve demokrasi mücadelesinin üçüncü boyutunu ise; bu mücadelenin işçi ve emekçiler içindeki yansıması oluşturmaktadır.

Çünkü Afrin’e yönelik operasyonla birlikte, işyerlerinde, emekçi semtlerinde, emek mücadelesinin talepleri etrafında bir araya gelen, birleşen işçilerin; Afrin operasyonu bahane edilerek oluşturulan şoven milliyetçi, militarist iklimin baskısıyla önemli ölçüde bölündüğü ortaya çıkmıştır. Çünkü AKP-MHP arasında oluşturulan “milli mutabakat” koalisyonu, işçiler ve emekçiler içinde bölücülük yaparak şoven milliyetçiliği kışkırtarak, bölünmeleri derinleştirmekte, barışı savunan işçileri baskı altına almayı amaçlamaktadır.

Bu baskıların sonuçları işçiler arasında nasıl bir bölünmeye yol açtığını son iki haftadan beri gazetemize gelen işçi mektupları ve haberlerinden görüyoruz.

Dün Ali Doğan’ın Tuzlalı işçilerle konuşarak yaptığı haber ve röportajlar, bu bölünmenin boyutunu gösterdiği gibi; bu bölünmenin aşılmasının ipuçlarını da ortaya koyması bakımından çok önemlidir.

Kısacası, Afrin harekatından beri gazetemizde çıkan haber ve mektuplar; önceki gün Çapa meydanında oluşan savaş karşıtlığı ve yandaşları ile iktidarın tutumunun yansıması olan tablonun derinliğini, yani “üçüncü boyutu”nu da ortaya koymaktadır.

İŞÇİLERİN SİYASİ BİRLİĞİ İÇİN MÜCADELE 

Gerek gazetemize yazılan mektuplarda gerekse dün gazetemizde çıkan Tuzlalı işçilerle yapılan röportajlarda, işçiler; “Savaş-barış tartışmalarının işçilerin emek mücadelesi etrafında oluşturdukları birliği bozduğunu” söylemekte, Afrin harekatıyla da bu bölünmenin kavganın eşiğine gelen tartışmalara yol açtığını ifade etmektedirler.

Bütün bu mektup ve haberlerde işçilerin açıkça söylediklerinden de anlaşılmaktadır ki;

1-) Emek mücadelesinin talepleri etrafında birleşmek yetmiyor: İşçilerin emek mücadelesi etrafındaki talepler için birleşmiş olması, söz konusu olan demokrasi mücadelesi, barış mücadelesi gibi sorunlar gündeme geldiğinde bu birlik yetmemekte, işçi yığınları sermaye partilerinin, şoven milliyetçi ve militarist odakların etkisine açık hale gelmektedir. Bu da işçiler arasındaki ajitasyonun bütün bu alanları kapsayan, işçilerin ülkenin iç ve dış politikasına, ekonomi politikasına müdahale edecek bir seviyeye çıkarma ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır.

2-) İşçilerin siyasi bilincinin yükseltilmesi esas: Savaş-barış tartışmaları, işçilerin bilincinin ve örgütlenmesinin daha da ilerletilmesinin bir vesilesi olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.

3-) Bunlar egemenlerin ve onların siyasetçilerinin ihtiyacıdır: Bu durumun aşılmasının kolay olmadığı, ama olup bitenlerin arkasındaki gerçeği açıklayan, bütün bu “savaş”, “operasyon”, “terörle mücadele”, “milli politika”,... gibi politikaların hangi sınıfın ve hangi siyasi güçlerin ihtiyacından çıktığını gösteren bir çalışma dönemi için belirleyici önemdedir. Çünkü bu sorunlar, Türkiye’nin gerçek anlamıyla “milli sorunları” olmayıp ülkeyi yöneten egemenlerin ve onların siyasi temsilcilerinin ihtiyaçlarından doğmaktadır. 

4-) Sabırlı ve sistemli bir çalışma ihtiyacı: Bugünkü koşullar dikkate alındığında, bu sorunların şöyle ya da böyle değinilmesiyle aşılması olanaklı değildir. Tersine dönem; bu politikaların kimlerin politikası olduğunun her platformda tartışmaya açılması, sistemli ve sabırlı bir ajitasyon ve propaganda faaliyetiyle, sınıfın siyasete müdahalesini başarma, her adımda kendi deneyiminden öğrenen bir çalışmayla aşılabilir.

Türkiye’nin işçileri bu gerçekleri kavrayacak birikime sahiptir. Yeter ki, sabırlı ve gerçekleri açıklamaya cesaretli, koşulların gerektirdiği yaratıcılık ve esneklikle davranabilen, mücadele araçlarını ustalıkla kullanabilen bir yetenek gösterilebilsin! 

www.evrensel.net