Destekle köstek yan yana olabilir mi?


03 Şubat 2018 04:00

Suriye meselesinin isabetsiz ve hesapsız politikalarla nasıl bu hale büründüğü ya da büründürüldüğü(!) yıllar sonra tarihsel belgelerden anlaşılacaktır. Bugün çok net olarak bilebildiğimiz bir şey varsa, o da Ortadoğu’da ABD ve Rusya alan kapma mücadelesi verirken, taşeron devletler ilk hamlede rol kapıp masada olarak iç siyaseti tahkim etmeye, nihai hamlede ise bölge ülkeleri ile ekonomik ilişkiye girmeye çalışmaktalar. Bu amaçla kâh o tarafa kâh bu tarafa seğirterek olabildiğince sürece dahil olmaya çalışan taşeronları kullanan büyük devlet ise, karşılıklı derin stratejilerle duruma hakim olmayı hedeflemekte. Hazin olan şu ki, asıl plan yapıcılar ciddi insan kaybına uğramadan lehlerine olabildiğince avantaj yontmayı planlarken, taşeron devletler, bunun tam tersi pozisyonda, iç ve dış alanlarda belirsiz bir sonuca doğru yol alarak insan kaybına uğramaktalar.

Suriye üzerinde çatışan büyük devletlerin odağında ne sadece Suriye var ne de fiziksel anlamda Suriye’nin toprak bütünlüğü. Bir kere büyük devletler için odaktaki doku salt Suriye değil, Ortadoğu’dur. Zira büyük devletler için Suriye’nin anlamı, tüm Ortadoğu için geçerlidir. Suriye Ortadoğu bütününün ancak bir parçasıdır, ama şu anda sıcak karnıdır. Mesele salt petrol ve su kaynaklarına ulaşmak olmayıp, dünyanın merkezinden Afrika ve güney Asya dahil, dünyaya hakim ve ABD’nin Ortadoğu şubesi konumundaki İsrail devletinin sınırları konusunda söz sahibi olmaktır.  

İkinci olarak da, Suriye’nin toprak bütünlüğü ifadesini salt fiziksel değil, siyasal ve ekonomik anlamlara çekerek geniş bağlamda ele almak gerekmektedir. Suriye’nin fiziksel sınırları değişmeden, ekonomik kaynaklarına ya da siyasetine dış hakimiyet altında Suriye’nin bütünselliğinden söz edilemez. Günümüz koşullarında salt toprak üzerinde mülkiyet arzusu yerini ekonomik yönetme ve sömürme hedefine bırakmıştır. Öyle ki, günümüzde güçsüz bir ekonomi üzerindeki ekonomik ve siyasal etki ve yönetim biçimi ülke halkının anlayamayacağı şekilde gizli sömürü aracı oluşturabilmektedir. 2000 yılı IMF-Derviş programının özü ve özelliği budur; piyasa arayan küresel reel ve mali sermayeye güvenli ve kazançlı piyasa oluşturmak! Bu politikayı sadakatle uygulayarak günümüzün istihdam yaratmayan obez ekonomisini oluşturma başarısının şampiyonu AKP’dir.

Büyük ya da küçük, iç veya dış her türlü anlamlı çatışmada ülke güçlerini desteklemek doğaldır. Ancak, destek duygu ile değil, akıl ile olur. “Aklın yolu birdir” yanlışlığına kapılmadan, samimi her akla her daim ihtiyaç vardır. İhtiyacın en şiddetlendiği dönem ise tek yanlı ve baskıcı sübjektif yargıların dorukta olduğu andır. Böylesi gereksinme anında tek sesin yükselmesi akılcı ve ülke yararına değil, ülkeyi sosyal olarak bölücü ve uzun dönemde parçalayıcıdır. Baskıcı tek akılda ülke çıkarı dahi gözden kaybolur; görüş körlüğünde siyasi çıkar uzun erimli ülke çıkarının önüne geçebilir. Akademiye duyulan husumet ve şimdilerde de Tabipler Birliği üyelerine reva görülen muamele ülkemize yönelmiş hatalı siyaset uygulamasıdır. İfade özgürlüğü, doğal olarak,ülke düşmanlarını korumaz; ancak siyasetin hoşuna gitmemekle beraber ülke yararına olan ifadelerin siyasetçiye karşı kalkanı işlevini görür. Fakültelerinde bu konuları en ince detayına dek irdelemiş olan yargıçlarımızdan hukukun bağımsızlığını kanıtlayıcı ve ülkede hukukun üstünlüğü ve ülke yararına ifade özgürlüğü ilkelerinin korunmasına titizlikle hizmet edici kararlar almasını bekliyorum.

Böylesine karmaşık oluşum sürecinde ABD yanlı çetelerle işbirliğinde Rusya gölgesinde Suriye’ye destek vermek(!) tarihe hangi ifadelerle geçecekse, bu esnada içeride siyasi amaçla baskı oluşturarak ülkeyi sosyolojik anlamda bölünmeye sürüklemek de aynı şekilde geçecektir.

www.evrensel.net